Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

DPT uzmanı: Türkiye ekonomisi artık plansız bir ekonomidir

Cuma, 12 Ekim, 2018
Başbakanlık ve Planlama’nın lağvedilmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bürokratik, ekonomik, kalkınma hafızası lağvedildi. Onun için McKinsey’e muhtaç duruma geldik. DPT olmayınca hangi yatırımın nereye yapılacağı belli olmayacak. Türkiye ekonomisi artık tam anlamıyla plansız ve öngörülemez bir ekonomidir. Türkiye’ye yatırımcı gelmemesinin bir sebebi de budur. “Ben gelip bir yatırım yapacağım ama devlet hangi paralel yatırımları yapıyor?” Bu öngörülemez durumda.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde yani “yeni Türkiye”de kurumlar ve görevleri konusunda kafalar hâlâ karışık. AK Parti Hükümetleri, geçtiğimiz 16 yıl içinde pek çok kurumu değiştirip dönüştürdü; kimini kapattı, kiminin yerine yeni kurum ihdas etti. Kapatılan kurumlardan biri Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) idi.

DPT 2011 yılında kapatılarak yerine Kalkınma Bakanlığı kuruldu. 24 Haziran seçimlerinden sonra yapılan ilk işlerden biri ise bakanlık sayısını azaltmak oldu. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” bünyesinde toplandı yani Kalkınma Bakanlığı da kapatıldı.

10 Temmuz 2018 tarihli 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin birinci maddesi, “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir” diyordu. Kararnamede Cumhurbaşkanlığına bağlı kuruluşlar şöyle sıralanıyordu: Devlet Arşivleri Başkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı, İletişim Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Türkiye Varlık Fonu…

Yine aynı kararnameden öğrendik ki, “kalkınma planı”nı bundan böyle Strateji ve Bütçe Başkanlığı yapacak. Ancak şu farkla: Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen temel hedef, ilke ve amaçlar çerçevesinde…Velhasılıkelam, Başbakanlığa bağlı ve görevi hükümetlere müşavirlik yapmak olan, bakanlıklar üstü DPT, önce onlarca bakanlıktan biri haline getirildi sonra da Cumhurbaşkanlığına bağlı bir başkanlık yapıldı. Bir önceki Hükümetin Maliye Bakanı Naci Ağbal da Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın ilk başkanı olarak bürokrasiye geri döndü.

DPT ve ardılı Kalkınma Bakanlığı, DPT’nin kurulduğu 1960 yılından bu yana 10 adet “beş yıllık kalkınma planı” hazırladı. 2019-2023 dönemini kapsayan 11’inci Kalkınma Planı da hazırlandı ve planın temmuz ayında TBMM’ye gelmesi bekleniyordu ama gelmedi.

Bir başka önemli gelişme daha yaşandı geçtiğimiz günlerde. Son yıllarda TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları tıpkı istihdam oranları gibi inandırıcı bulunmuyordu. TÜİK 3 Ekim’de, eylül ayı enflasyonunu yüzde 6.3, yıllık enflasyonu yüzde 24.52 seviyesinde açıkladı. Hükümetin Yeni Ekonomi Programı(YEP)’ndaki enflasyon beklentisi ise yüzde 20.8’di. Enflasyonun Hükümetin beklentisinin üzerinde çıkması ilgili dairenin başındaki bürokratı işinden etti. TÜİK Başkan Yardımcısı Enver Taştı görevinden alındı.

TÜİK aslında “Planlama” ile birlikte çalışan bir kurum(du). Bütün bu anlattıklarımızdan sonra “Planlama kalmamış ki!” diyebilirsiniz ve bu, doğru bir yorum olur. Ancak daha fazlası var. Onları, tecrübeli bir “plancı”dan dinleyeceğiz.

Bu baskı döneminde, kamuda etkili kurumlarda, önemli makamlarda görev yapan pek çok kişi bir takım sebeplerle susmayı tercih ediyor. Ancak sayıları çok az da olsa hâlâ “kral çıplak” deme cesaretini gösterenler var. Gazeteciler olarak bizim görevimiz onları azami biçimde korumak. Bu nedenle bu “plancı”nın ismi bizde saklı. İşte tecrübeli DPT uzmanının Gazete Duvar’a anlattıkları…

‘GELİNEN NOKTA İÇLER ACISI DURUMU GÖSTERİYOR’

Şu an birçok kurumda tam bir karmaşa yaşanıyor. Yeni adını değil eski adını kullanacak olursak DPT’de hâletiruhiye nasıl?

DPT’nin Kalkınma Bakanlığı’na dönüştürülmesi yanlıştı. Müsteşarlıktan bakanlığa terfi ettirildiği söylense de yapılan aslında tenzili rütbeydi. Yeni yapılandırmayla ise teşkilatın birçok birimi kapatıldı, Kalkınma Bakanlığı’nın 1330 olan kadro sayısı 662’ye indirildi. Terk edilmiş, bitmiş bir bina gibi. Planlama, hükümete müşavirlik etme görevi elinden alınmış, “Sen bana senaryo üretme, sadece dediğimi yap”çı bir kuruma dönüşmüştür.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nı mı kast ediyorsunuz?

Planlama Teşkilatı hükümetin önüne senaryolar koyar, karar alıcı o senaryolardan birini seçer veya farklı bir senaryo üretilmesini talep ederse DPT onun da çalışmasını yapar. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın görevi şöyle tarif ediliyor, “Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen temel hedef, ilke ve amaçlar çerçevesinde kalkınma planı, Cumhurbaşkanlığı programı, orta vadeli program, orta vadeli mali plan, Cumhurbaşkanlığı yıllık programı ile sektörel plan ve programları, ilgili kamu idareleri ile Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bulunan Politika Kurullarının görüşlerini de almak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı ile müştereken hazırlamak ve makro dengelerini oluşturmak”. Bundan da anlaşılacağı üzere Strateji ve Bütçe Başkanlığı, DPT’nin devamı gibi düşünülemez.

Maliye teşkilatı, Türkiye Cumhuriyeti’nden daha eski bir kurumdur. Osmanlı modernleşmesi ordu ve maliye ile başlar. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü ikiye ayrıldı. Bütçe kısmı Cumhurbaşkanlığı bünyesine, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na alındı. 24 Temmuz 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ise Bütçe Genel Müdürlüğü’nün görevleri iki maddeyle belirtilmiş. İlkinde Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na atıf var. İkinci madde ise “Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak”… Gelinen nokta içler acısı bir durumu gösteriyor.

‘DUAYEN UZMANLAR GÖNDERİLDİ. HATTAT, UZMAN YAPILDI’

Aynı uzmanlar çalışmayacak mı Strateji ve Bütçe Başkanlığında da?

Bütçeden en fazla payı alan kritik yatırımların olduğu sektörlere bakan uzmanların birçoğu kadroya alınmayarak havuza gönderildi. Bunlar önemli sektörlerin hafızası niteliğinde, yedeği olmayan kişiler. Bunlar kadroya alınmazken bankamatik memuru bir hattat uzman yapıldı. Lütfi Elvan’ın bakanlığı döneminde müşavirliğe atanan ve müşavirlik kadroları kaldırılınca uzman olarak buraya gelen eski bir AK Parti milletvekili de uzman kadrosunda. Emekliliğine bir iki ay kalmış insanlar sırf Cumhurbaşkanlığından emekli olsun diye kadroya alındı.

TÜRKİYE’NİN BÜROKRATİK HAFIZASI LAĞVEDİLDİ

DPT olmazsa ne olur?

Başbakanlık ve Planlama’nın lağvedilmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bürokratik, ekonomik, kalkınma hafızası lağvedildi. Onun için McKinsey’e muhtaç duruma geldik. DPT olmayınca hangi yatırımın nereye yapılacağı belli olmayacak. Türkiye ekonomisi artık tam anlamıyla plansız ve öngörülemez bir ekonomidir. Türkiye’ye yatırımcı gelmemesinin bir sebebi de budur. “Ben gelip bir yatırım yapacağım ama devlet hangi paralel yatırımları yapıyor?” Bu öngörülemez durumda.

OVP (Orta Vadeli Plan)’de ‘ihalesi yapılmış, inşaatına başlamamışlar yapılmayacak’ denildi. Buradan Kanal İstanbul yapılmayacak anlamı çıkıyor. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan yapılacak diyor. Bu gibi bilgilerin resmi belgelerde yer alması yatırımcıya güven verir. Türkiye’de bir lira bile kamunun parası harcanacaksa veya yatırıma gidecek her kuruş DPT’den geçer(di), buna Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de dâhil.

‘KÜLLİYE’NİN YAPIMI MEVZUATA AYKIRI DİYEN UZMAN CEZALANDIRILDI’

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne onay verdi mi Planlama uzmanları?

(Gülüyor) Atatürk Orman Çiftliği’ne bunun yapılması mevzuata aykırı diye rapor veren uzman cezalandırıldı, Külliye’ye onay veren uzman ise ödüllendirilerek Külliye’de görevlendirildi. Olumsuz rapor verenler Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nda değiller artık.

Yeni sistemde amaç, ekonomiyi tek elde toplamak” deniyor. Toplandı mı?

Son bir haftada yaşanan McKinsey anlaş(ama)ması ve TÜİK’teki görevden alma bize açıkça şunu gösteriyor, ekonomiyi tek bir elde toplama amacıyla çıkılan yoldan son derece net bir şekilde sapmış durumdayız. Hem teşkilatlanma hem de güven tesis etme olarak. Hâlihazırda Kalkınma Bakanlığının yerini aldığı söylenen fakat teşkilatlanmasını tamamlayamadığı Cumhurbaşkanı Kararı ile de tescillenmiş bir Strateji ve Bütçe Başkanlığı var. 58 yıldır Türkiye’de olan bir kurum nasıl ve neden teşkilatlanamaz? Cumhuriyet tarihinin belki de en büyük krizinin içinde olduğumuz bu dönemde ekonomide ne olup biteceğine dair senaryo üreten, plan yapan bir kurumumuz yok.

‘HAKKARİ İLE İSTANBUL ARASINDA 20 KAT GELİŞMİŞLİK DÜZEYİ FARKI OLDUĞUNU KİM ANLATACAK?’

TÜİK ile Planlama arasında nasıl bir ilişki var(dı)?

Dünyanın bütün ülkelerinde istatistik kurumu, planlamayı yapan kurumun bünyesinde veya onlarla yakın ilişki halindedir. Bizde de böyleydi. TÜİK, önce DPT’nin ve daha sonra da Kalkınma Bakanlığı’nın bağlı kuruluşuydu. Bugün “törpülenmiş” planlama görevleri Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nda duruyorken TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu yapıldı. Bence 2019 bütçesi çıktığında Strateji ve Bütçe Başkanlığı kapatılarak bütçeyi ve kalkınma planlarını Hazine ve Maliye Bakanlığı yapacak.

Ekonomi kurumlarını kendi içinde yasama-yürütme-yargı gibi birbirinden ayrı kuvvetler olarak görmek lazım. Planlama ve istatistik kurumlarının bir tarafta, Hazine-Maliye ve diğer bakanlıkların uygulayıcı olarak diğer tarafta durması gerekir.

TÜİK ile Planlama’nın iş birliğine ve Planlama’da bazı birimlerin kaldırılmasının sonuçlarına dair örnek vereyim. TÜİK’in istatistiki bölge sınıflandırmasına göre İstanbul gelişmişliği en yüksek olan bölge, Van-Muş-Bitlis-Hakkari ise gelişmişliği en geri kalmış bölgedir. Aralarındaki gelişmişlik düzeyi farkı 5 kata yakındır. Hakkari de içinde bulunduğu bölgenin gelişmişlik düzeyi en geri olan ilidir. İstanbul ile Hakkari arasındaki gelişmişlik düzeyi farkı 20 kattır. Planlama’nın Bölgesel Kalkınma Genel Müdürlüğü, TÜİK’in bu verileri ışığında hükümetlere öneriler bulunurdu. Artık bu birim de yok..

‘TÜİK’TEKİ GÖREVDEN ALMANIN NEDENİ: ENFLASYON RAKAMLARI İLK KEZ MANİPÜLE EDİLMEDİ’

TÜİK’in enflasyon rakamlarını açıklamasının ardından TÜİK’in Başkan Yardımcısı görevden alındı. Sizce ne oldu?

Kamuoyu TÜİK Başkan Yardımcısı’nın, enflasyon rakamlarında ilk defa manipülasyon yapılmadığı için görevden alındığını düşünüyor. Bu TÜİK’in itibarını olumsuz etkiledi. TÜİK, son enflasyon rakamlarıyla aslında bu şüpheleri azaltacak, itibarini artıracak bir adım attı ama karşılığında görevden almanın olması, olumlu havayı tekrar tersine çevirdi. TÜİK gibi kuruluşlar herhangi bir kamu kurumu değildir ve atamalar herhangi bir şekilde olmamalıdır. Görevden alınan Enver Taştı, kurum içinden yetişmiş biridir. Yani tekniğe, hesaplamalara hâkim biri. Yerine atanan kişinin istatistik geçmişi yok gördüğüm kadarıyla. Bu, ciddi bir erozyondur. Merkez Bankası Başkanının sosyolog olması gibi bir durumla karşı karşıyayız.

‘ENFLASYON VE İŞSİZLİK AÇIKLANANDAN ÇOK DAHA FAZLA’

Yunanistan’daki borç krizinin başlangıç noktası Yunanistan Hükümeti’nin derecelendirme kuruluşlarının yanıltıcı veri paylaşmasıydı. Aynısı Türkiye’de olursa, rüzgâr tersine döndüğünde iktidar tarafından bazı bilgiler dışarı sızmaya başladığında, TÜİK’in verileri manipüle ettiği ve enflasyonun bugün bunun çok üzerinde olduğu ortaya çıktığında ne döviz kurunu 6’da tutabilirsiniz ne faizi şu anki oranda! Yüzde 24 enflasyon da gerçekçi değil. Enflasyon çok daha fazla. İşsizlik yüzde 12 olarak açıklanıyor. Hayır! Gerçeği sokağa çıktığınızda görüyorsunuz.

‘YATIRIMCI KİŞİYE DEĞİL KURUMLARA BAKIYOR’

Şimdi siz Planlama ayak bağı oluyor diye Planlama’yı törpülüyorsunuz. Berat Albayrak OVP açıklamasında Kalkınma Bakanlığından “malum kurum” olarak bahsediyor. Kuş kadar yetkilerle Strateji ve Bütçe Başkanlığına çeviriyorsunuz. Yatırımcı kişiye değil kurumların verdiği güvene bakıyor. Yatırımcı gelmeyince bir kararla McKinsey’le anlaşıyorsunuz. Tepkiler üzerine vazgeçiyorsunuz. İşte size yatırımcının kişiye değil de kurumlara güvenmesi için bir neden daha!

‘İKTİDAR, PERDE ARKASINDA MCKINSEY İLE ÇALIŞMA YÜRÜTEBİLİR’

Planlamanın olmadığı bir ülkede, ekonomiye ilişkin kararların geceden sabaha değişerek yatırımcılar ve ekonomik aktörler için ne kadar belirsiz bir durum yaratıldığı kanıtlanmış oldu. Fakat şunu da hep akılda tutmakta fayda var, McKinsey iptal oldu dese de iktidar perde arkasında McKinsey ile çalışma yürütebilir.

McKinsey gelseydi ne yapacaktı?

YEP (Yeni Ekonomi Programı)’teki eylemleri yapıp yapmadığınızı takip edecekti. Yani Planlama kurumunun “izleme” işlevini yerine getirecekti. Hükümete, ekonominin sıkıntıda olduğu alanlara ilişkin yapısal reform önerisi sunacaktı, tasarruf tedbiri sunacaktı, ekonomi çevrelerine güven verecek tedbirler paketi sunacaktı. Bunlar da Planlama kurumunun işi. Bunu yapan kurumunuz vardı, kapattınız ya da  Strateji ve Bütçe Başkanlığı yaptınız.

Neden McKinsey için “ikinci kozmik oda” benzetmesi yapıldı?

Kamunun içinde çok az sayıda insanın bildiği, gizli evrak niteliğinde, kişiye zimmetli belgeler vardır. Örneğin, Gökçeada ve Bozcaada’nın gelişmesinin sağlanması eylem planı. Zamanında DPT uzmanlarının da katıldığı MGK’da görüşülerek yazılmış gizli bir evraktır bu. Görmedim ama içeriğini tahmin ediyorum. Azınlıklardan tutun da toplumsal kargaşa olasılığına karşı ekstra teşvik uygulamaları, oradaki şarapçılığın desteklenmesi gibi pek çok husus yer alıyordur o belgede. Bu evrakın isteneceği kişi, Bakan Berat Albayrak’a sorayım sonra vereyim deme yetkisine sahip olmayacaktı çünkü McKinsey doğrudan Bakanın ekibi olarak algılanacaktı.

‘MCKINSEY’İN TÜRKİYE OFİSİNDE DPT KÖKENLİ UZMANLAR DA VAR’

McKinsey’in Türkiye ofisinin çoğunluğu DPT’den, işin mutfağından giden insanlardır. DPT’nin veya Kalkınma Bakanlığı’nın şöyle bir yapısı vardı, Türkiye’deki her sektörün bir uzmanı vardır orada. 56 tane sektör ve her sektöre bakan bir duayen uzman. Bunların çok iyi olanlarının bir kısmı McKinsey’e transfer olur. McKinsey bugüne kadar diğer bakanlıklara çalıştığı gibi DPT’ye de çalıştı. DPT’ye hazırladığı, ödemesi yapılan ama DPT’nin “böyle rapor mu olur!” diyerek rafa kaldırdığı raporlar da verdi. Planlama’nın bu hale gelmesiyle bugün hükümete müşavirlik edecek bir kurum kalmamıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde buna ihtiyaç duymamışlar. Böyle bir kurum olmayınca da McKinsey’den danışmanlık almaya çalıştılar.

‘KALKINMA PLANI EKONOMİNİN ANAYASASIDIR’

Kalkınma Planı nedir?

Kalkınma planı ekonominin anayasasıdır, ülkece kurduğunuz bir hayaldir, hükümetlere rehberdir. Beş sene sonra kendinizi nerede görmek istiyorsunuz, bunu planlamaktır. Yapısal reformlar, kalkınma planında ifade edilir. Şöyledir plan hiyerarşisi: en üstte TBMM’nin onayladığı Beş Yıllık Kalkınma Planı yer alır. Onun altında yıllık planlar vardır. Hükümet, yıllık planları yaparken OVP (Orta Vadeli Plan)’yi de hazırlar.

Temmuz ayında Meclis’e gelmesi beklenen 11’inci Kalkınma Planı neden gelmedi?

Türkiye’nin 31 Aralık 2018’den sonrasına dair bir planı yok. 10’uncu Kalkınma Planı o tarihte bitiyor 2019-2023 Kalkınma Planı bir türlü Meclis’e getirilmiyor. Siz planlama teşkilatını kapatıp yatırımlara ben karar vereceğim dediğinizde bir kalkınma planına da ihtiyacınız olmaz. Kendinizi böyle bir planla sınırlamak istemiyorsunuzdur.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ KOMİSYONU GİZLİ TUTULDU, RAPORLAŞTIRILMADI

Planı binlerce insan binlerce saat mesai harcayarak hazırladı. 43 Özel İhtisas Komisyonu, 32 Çalışma Grubu oluşturuldu. Hepsinin çalışmaları raporlaştırıldı. Biri hariç: Yeni Hükümet Sisteminde Kamu Yönetimi Çalışma Grubu kayda alınmadı. Dönemin müsteşarının, o toplantıda konuşulan hiçbir şey kayda alınmayacak, raporlaştırılmayacak dediği konuşuldu. Gerçekten de bir tek o grubun çalışması raporlaştırılmadı.

‘AB KOMİSYONU UNUTULMUŞTU, SONRADAN EKLENDİ’

11’inci Kalkınma Planı çalışmaları sırasında Avrupa Birliği Komisyonu kurulması unutulmuştu. Başbakanlık genelgesindeki listede AB Komisyonu yoktur. O kadar uzaklar ki artık AB’ye oluşturulması için sonradan Bakanlık talimat verdi.

Peki ya kalkınma planında ifade edilir dediğiniz yapısal reformlar?..

Bakan Berat Albayrak OVP’yi açıkladı ama orada hiç yapısal reform yoktu. Yapısal reform nedir? Bugün yaşadığımız döviz sıkıntısı Türkiye’nin geçmişten beri sorunudur. Türkiye, dışarıdan sermayeye ihtiyaç duyar çünkü yeterli sermaye birikimini tamamlayamamış bir ülkedir ve çözüm, yurt içi tasarrufları arttırmaktır. Bunun için de insanların gelir seviyesini arttırmalısınız. Örneğin, gündüz kreş sayısını arttırarak kadını özgürleştirirseniz, kadınların iş gücü piyasasına katılımı artar ve insanların gelir seviyesi yükselir. Gelir seviyesi yüksek insanların tasarruf eğilimi daha fazladır, iktisadın kuralıdır budur. Bunu yapmak bir yapısal reformdur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI