Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi

Salı, 9 Ekim, 2018
Bu ülkenin temel yapı taşlarından olan Medeni Kanun'un yoksulluk nafakasını düzenleyen ilgili maddelerini değiştirmek için yasa yapılması zorunlu mudur? Bildiğim kadarıyla bu soruların cevabı “evet, yasal düzenleme gerekir" şeklinde olmalı. Kanun maddelerinin değişikliği ancak yasal düzenlemeyle yapılır.

Yoksulluk nafakası yükümlülüğüne ilişkin değişiklik talepleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca ortak çalıştay düzenleneceği açıklandı. Önceki yazımda aldığım duyumlarla değindiğim bu çalıştayın iki bakanın katılımıyla gerçekleşeceği de yansıdı haberlere. İki bakanın aynı çalıştayda bir araya gelişi konuya verilen önemin göstergesi. Nafaka karşıtlarının kopardığı yaygara kadar kadınların itirazı da etkili olmalı, konuya bunca önem verilişinde. Politikacı, bürokrat ve iktidar yancısı sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çalıştaya, kadın hareketinden bazı isimlerin de katılımıyla, demokratik karar alma süreci süsü verilmek istendiğini düşünüyorum.

Yoksulluk nafakasına itirazların yanına diğer nafaka biçimlerine itirazın da eklendiğini, şiddetle mücadele ve tüm kadın kazanımlarına saldırı şekline dönüştüğünü defalarca yazmıştım. O nedenle bu yazıda nafaka karşıtlarının taleplerinden çok hükümetin çalışmalarının hükümet sistemiyle ters düşen yönlerini hatırlatmak istiyorum. Hukuka uygun mu ki, demokratik karar alma süreci sayılsın, bakalım.

İnat da bir murat misali onca itiraz ve eleştiriye kulak tıkayıp meclisten, o sakil oylama pozlarıyla geçirilen anayasa değişikliğiyle yeni bir hükümet sistemi kurulmuştu. Hatırlayalım, “HAYIR” kampanyalarında dile getirilen onca yerinde karşı çıkış argümanıyla, hukuki ve demokratik açıdan getirilen sistemin sorunlarına dikkat çekilmişti. Ancak iktidar, bu sistemi, hükümet etmenin maddi-manevi her türlü avantajını kullanarak, 16 Nisan referandumunda, kıl payı diyebileceğimiz bir farkla topluma kabul ettirmişti. Son olarak da 24 Haziran seçimleriyle AKP-MHP Cumhur İttifakı, fiilen epeyce bir süre uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine, resmiyet yani yasal geçerlilik kazandırmıştı.

“Demokratik karar alma süreci süsü” dememin nedeni, karşıt görüşten sadece bir iki ismin davet edilmesiyle, çıkacak sonuca meşruiyet kazandırma alışkanlığından ibaret değil. 24 Haziran’dan önce yapılsa böyle bir çalıştaya evet, “meşruiyet kazandırma amaçlı hükümet taktiği” demekle yetinirdim. Ancak şimdi iş değişti. İşin rengi değişti çünkü hükümet sistemi değişti. Şimdi hükümetin kanun değiştirme yetkisi yok. Sistem, kanun değişikliği gerektiren konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleme yapılmasına da engel. Yani hukuksuz bir durumla karşı karşıyayız. Bu hukuksuzluğa demokrasi süsü veriliyor. Hal böyle olunca soru şu:

Bu ülkenin temel yapı taşlarından olan Medeni Kanun’un yoksulluk nafakasını düzenleyen ilgili maddelerini değiştirmek için yasa yapılması zorunlu mudur?

Bildiğim kadarıyla bu soruların cevabı “evet yasal düzenleme gerekir” şeklinde olmalı. Kanun maddelerinin değişikliği ancak yasal düzenlemeyle yapılır. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle değiştirilecek bir alan değil, Medeni Kanun. Medeni Kanun’la düzenlenen nafaka yükümlülüklerine ilişkin değişikli yapılacaksa bunun adresi yasama organıdır ancak.

Yeni sistem hükümete yasa tasarısı sunma yetkisi de vermediğine göre hükümet organlarından olan iki bakanlıkça düzenlenen çalıştay, kararları ne olursa olsun akim kalmaya mahkum olur normal şartlarda. Yani iktidar, kendilerine ait anayasal düzenlemeyi ihlale niyetli değilse. Bundan emin olamıyoruz tabi. Zira nafakaya ilişkin adil düzenleme taahhüdü, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin ilk 100 günlük eylem planına, Adalet Bakanlığı sayfasında girmişti. Koskoca bakanlık, koskoca hükümet, kendi düzenledikleri sistemin bu konuda kendilerine yetki vermediğini bilirler elbet. Resmiyette henüz 100 günü dolmayan hükümet sistemi maddelerini ihlal ederek, arka yollardan konuyu oldubittiye getirme niyetleri varsa o başka.

Usulsüzlüğün usul, yasa tanımazlığın yöntem olduğu ülkede buna da kimse şaşırmaz. Yine de sistem, hukuk ve demokrasi açısından nafaka düzenlemesine ilişkin verilen taahhüt ve yapılması planlanan çalıştayın anayasayla çeliştiğine dair kayıt düşmekte fayda var.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI