McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü

Salı, 2 Ekim, 2018
Psikolojik şiddetten, ekonomik şiddetten ayrı bir şey değil fiziksel şiddet. Şiddetin cinayet boyutu da öyle bir anlık gaflet falan değil. Kendisinde kadına “ayar çekme” hakkı gören, her sınıf ve her meşrepten kifayetsiz muhterisin uyguladığı sistematik şiddetin ulaştığı son evre. Her şiddet cinayet boyutuna varmasa da her cinayet, psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddetin ardından gelir.

Çocukluk, gençlik çağlarımdan bu yana etrafımı gözlemlerken en itici gelen tiplere ilk olarak ne zaman kifayetsiz muhteris demiştim hatırlamıyorum. Kifayetsiz muhterisleri sizler de her yerde görmüş ve belki başka sıfatlarla da olsa kazımışsınızdır aklınızın bir köşesine.

Bazen dolmuşta, otobüste, uçakta kendi halinde, halis-muhlis “adam” gibi görünürler. En yakınındaki kadına, karısına, kızına yönelik davranışlarından seçilir kifayetsiz muhterisler. Herkesin duyabilmesi için yüksek sesle ve yine herkesin görebilmesi için geniş geniş el-kol hareketleriyle aşağılar, azarlar kadını. Toplum içinde nasıl davranılacağına dair yol yordam öğretir aklınca karısına, kızına. Yanındakini aşağılayarak kendisini “görgülü, adap-erkân bilen insan” sınıfına ışınladığını zanneder çoğunlukla da kendi kusurunu, örtmek için harcar kadının itibarını. Yetersizliklerini gizlemek ve toplumsal statüsünü yükseltmek isterken karısına, çocuklarına ve tabii o an orada bulunan herkese de psikolojik şiddet uygulayan erkeklere her yerde rastlanır. Tiyatro, sinema, konser, sergi salonlarında, müzelerde kelli felli “adam” sanılanlar da sergiler bu davranışı. Alışveriş merkezlerinin lüks mağazalarında, hava alanlarının VIP salonlarında hayli varlıklı kişiler de ailesini ama en çok karısını azarlayarak, hakaret edip aşağılayarak gösterir kendisini.

Sırf erkek olduğu için her şeyi kadından daha iyi yapıp ettiğini sergileme merakı, bu kişilerin kadını eğitme, yola getirme, had bildirme eğiliminin sonucu. Kifayetsiz muhterislerin bir tık ilkeli, kadına sosyal ortamlarda ders verme eğilimini fiziksel şiddet boyutuna taşır. Bazıları ise kadına hayatının son dersini verip, hayattan kopardığında haber olur, cani sıfatıyla anılır. Oysa o da sadece sıradan bir kifayetsiz muhteristir. Psikolojik şiddetten, ekonomik şiddetten ayrı bir şey değil fiziksel şiddet. Şiddetin cinayet boyutu da öyle bir anlık gaflet falan değil. Kendisinde kadına “ayar çekme” hakkı gören, her sınıf ve her meşrepten kifayetsiz muhterisin uyguladığı sistematik şiddetin ulaştığı son evre. Her şiddet cinayet boyutuna varmasa da her cinayet, psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddetin ardından gelir.

Ataerkil erkeklerin yaşam biçimi olan kadını şekillendirme gayreti, şüphesiz ataerkil toplumun, ailenin erkeklik algısıyla ilişkili. Her şeyin en iyisini en doğrusunu değilse de mutlaka karısından iyisini yapma, bilme ve kadını hizaya getirilir bir nesne olarak görme zorunluluğu dayatılarak oluşturulur “erkek” sıfatı. Daima ispata muhtaç kılınan erkeklik algısı, yetersizlik duygusuyla donatır aynı zamanda erkekleri. Ataerkil kadınlar da kendisinden üstün, daha iyi eğitimli, daha çok kazanan erkeklerle evlenmeye veya evlendiği erkeği kendisinden daha üstün gösterme görevini üstlenmeye eğilimli olur. Kocanın arkasını toplayıp, kusurunu gizleme, yetersizliklerini perdeleme ve sosyal ortamlarda hakarete uğradığı zaman bile suçun kendisinde olduğunu peşinen ilan etme yükümlülüğüne itaatle dikkat çekerek “makbul kadın” olur.
Eril şiddet failinin kifayetsiz muhteris olarak tanımlanması, yadırganır belki. Çünkü dilimizde bu deyim, çoğunlukla devlet adamları ve politikacılar için kullanılır. Politik arena için “elini sallasan kifayetsiz muhterise çarpar” şeklinde kurulacak bir cümleyi kimse yadırgamaz örneğin. Ve aslında tam da bu nedenle, siyasi akıl ile eril şiddet aynı kaynaktan beslendiğinden, aynı sıfatı hak eder. Hakim siyaset erkek aklının, ataerkil düzenin ürünü.

Otokratik ve aynı zaman patriyarkal yönetim, ekonomik saldırı algısıyla topluma psikolojik şiddet uygularken, düşman gösterdiği batıya ait bir kurumu ekonomi yönetiminin akıl danesi yapıverdi. Yandaşları da erkek kusurunu örtme eğilimindeki ataerkil kadın refleksiyle hemen McKinsey danışmanlığını gayet yerli ve milli uygulama olarak sunmaya başladılar. Aynı zamanda eleştirileri savuşturmak için “istese hiç açıklamazdı, sizin bilmeniz için değil o danışmanlık ilanı, yabancı yatırımcıya güven vermek için yapıldı” kıvamında, akla seza savunmalar geliştirebildi. Yabancı yatırımcı sayesinde biz de aylardır ilan edilen ekonomik savaş gerekçesiyle toplanan yastık altındaki altınların ve bozdurulan dolarların gideceği adresi öğrenmiş olduk. Ev içi ataerki ile devlet yönetimindeki ataerki arasında hiçbir fark olmadığı, olamayacağı böylece bir kez daha gözümüze sokuldu. Ev içindeki ataerkinin makbul kadını gibi ataerkil yönetimin itaatkar vatandaşı da aynı tondaki cümlelerle biçilmiş rolü oynamada.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI