Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Sanat dönüşürken inisiyatifler nerede?

Cuma, 28 Eylül, 2018
İnisiyatifler Türkiye'de sanat ortamının itici gücü oldu. Ancak ekonomik kriz ve OHAL koşulları inisiyatiflerin çoğunu zor duruma soktu.

Contemporary İstanbul fuarı bitti, 4’üncü İstanbul Tasarım Bienali ziyarete açıldı, kurumlar ve galeriler sergilerini açtı. Ancak sanat dünyasının itici gücü sayılan inisiyatifler duraklama döneminde. Bir dönem şehrin belirli bölgelerine yayılan ve alışılmışın dışında sanat düşüncelerini karşımıza getiren inisiyatiflerin sayısı şu sıralar çok az. Bunun da en büyük sebebi OHAL koşullarının devam etmesi ve ekonomik krizin etkisi tabii ki.

İnisiyatifler Türkiye sanat alanında 20 yıldır güçlü bir başlık olarak duruyor. Hafriyat gibi halen tartışılan deneyimlerden adını hatırlamadıklarımıza kadar uzun bir liste elimizde. Ancak son yıllarda inisiyatiflere nasıl bir anlam yükleyeceğimize ya da inisiyatiflerin kendilerine ne gibi anlamlar yükleyebileceğine dair konsensüs yok. Konsensüs olması gerekiyor mu, ayrı bir soru işareti. Geçen sezon Kasa Galeri’de düzenlenen “Bir İhtimal Daha Var” konuşma serisi bir yandan tek tarz inisiyatif anlayışının yıkıldığını, ancak bir yandan da günümüzde inisiyatiflerin hangi alanlarda bocaladığını, eksik kaldığını ya da inisiyatiflere atfedilen “enerjiyi” neden hissedemediğimizi gösterdi.

Ancak şu sıralar inisiyatiflerin yaşadığı sorun çoğunlukla “dışsal” sebeplerden kaynaklanıyor. OHAL devamı OHAL koşullarının sanatçılar ve kültür üreticileri üzerinde kurduğu baskı bunda en büyük etken. İnsanların umutlarının kalmadığı ve yurt dışına çıkmanın yollarını aradığı bir dönemde geleceğe bir iz bırakmak amacıyla çalışma yapmak büyük fedakarlıklar istiyor.

Bir diğer önemli sorun da ekonomik kriz. En başta kültür üreticileri kendilerini güvencesiz hissediyor. Freelance işlerle hayatı geçindirmek ve kalan zamanını gelir getirmeyen ve getirmesi de mümkün olmayan sanat işlerine ayırmak gittikçe zorlaşıyor. Birçok kişi tam zamanlı bir işe girip girmemeyi düşünüyor. Ayak direyenler de gittikçe artan hayat pahalılığının zorluklarıyla karşılaşıyor. En basitinden küçük bir poster baskısı için fiyat istediğinizde size dolar üzerinden cevap verebiliyorlar.

YAVUZ: HER YERDE HER ZAMAN SANAT OLABİLİR

Hayy Açık Alan

İşin bir de organizasyonel boyutu var tabii ki. İstanbul artık büyük, kalabalık, ulaşım sorununun baş edilemez hale geldiği ve dev etkinliklerin her yeri domine ettiği bir şehir. Yıllardır çeşitli sanat organizasyonlarında ve inisiyatiflerde yer alan Saliha Yavuz da şehirdeki uyaranlara vurgu yapıyor. “İstanbul’da uyaranın çok olduğunu düşünüyorum. Etkinlikler sonsuz, hepsine katılmak imkansız, insan çok, telefon, e-mail trafiği bitmiyor ki odaklanıp sessiz kalabilesin. Bunu kendin sağlayabilecek disiplinde değilsen İstanbul, bu yoğunluğu ile besleyici olduğu kadar yorucu da. Diğer taraftan fiziksel -mesafeler vb.- ve ekonomik nedenleri saymama gerek yok herhalde.” Ancak Yavuz bunun da aşılabilir olduğuna vurgu yapıyor. “Eğer ki o ‘white cube’ bakış açımızı, rekabetçiliği, mükemmeliyetçiliğimizi, şekilciliğimizi bir kenara bırakabilirsek her yerde her zaman sanat var olabilir diye düşünüyorum.”

Saliha Yavuz bütün bu durumu hesaba katarak 18 Ekim’de İzmir’de, Kemeraltı’nda Ayşe Gür’le birlikte Hayy Açık Alan’ı açıyor. Son beş yıldır İzmir’deki durumu “yarı orada olan biri olarak” değerlendirdiğini söyleyen Yavuz, İzmir’de kendi adasında üreten, birbiriyle paylaşan, kesişenlerin bol olduğu, paylaşımın daha içten olduğu bir ortam olduğunu belirtiyor. “Kendine yeter anlayışı dolayısıyla da bir iletişim ve işbirliği olduğunu gözlemliyor, Hayy Açık Alan dolayısıyla da deneyimliyoruz. Bu iletişim, paylaşım ve işbirliğinin, kendine yeterlilik bir inisiyatif için olmazsa olmaz özellikler diye düşünüyorum. İzmir’de olan bu.”

Yavuz, Hayy Açık Alan’ı “Türkiye’nin farklı şehirlerinden, periferilerden sanat kolektiflerini, sanatçıları, farklı disiplinlerden üretenleri birleştiren, birlikte üretmelerini paylaşmalarını hedefleyen, merkezine sanatçı ve güncel sanatı alan bir inisiyatif mekanı olarak” kurguladıklarını ekliyor.

Kardıçalı Hanı, Darağaç, Kendine Ait Bir Oda, Büyük Siyah Kapı, Karton Kitap, Nomad Mind, Monitor, Urban Tank da İzmir’de faaliyetlerini sürdüren diğer inisiyatifler.

OKYAY: BÖYLE MEKANLARIN AYAKTA DURABİLMESİ ZOR

2011 yılından bu yana aralıksız olarak dört kişilik bir ekiple çalışmalarını sürdüren PASAJ şu sıralar Ezgi Tok’un Artakalan isimli mekan yerleştirmesini ağırlıyor. Zeynep Okyay, PASAJist’i kendileri için bir bağımsızlık alanı, sanatçılar içinse özgür ifade alanı olarak tanımlıyor. Ancak Okyay inisiyatif mekanlarının kapanıp açılmasının işin doğasında olduğunu belirtiyor. “Ülkede fonların yetersizliği, olan fonların da aynı kişilere verildiği düşünülürse böyle mekanların ayakta durabilmesi zor. Biz kendi çabalarımızla ayakta duruyoruz. Ayrıca her yıl düzenlediğimiz “Çorbada Tuzun Olsun” isminde bir fon yaratma partimiz var. Farklı işbirlikleri kurarak, olmayan paramızı mekan kirasına aktarmamaya çalışıyoruz. Biz sürdürebilirliği mekan kavramı üzerinden düşünmek ve bir mekanın şartlar ne olursa olsun sürmesi olarak anlamak yerine bu tür bağımsız organizasyonların sanat ortamındaki sürdürülebilirliği olarak anlamalıyız diye düşünüyoruz. Bir bayrak yarışı gibi.”

ÖĞRENCİ: SANATÇILAR BİR MEKANA KÜRATÖR, KOLEKSİYONER GELİRSE İLGİ GÖSTERİYOR

2010 yılından bu yana MARSistanbul’u yürüten Pınar Öğrenci de bu sezon ara vermeye karar verdiğini belirtiyor. “Son iki yılda İstanbul dışında çok vakit geçirdiğim halde MARSistanbul’u aktif tutmaya devam ettim ancak 2017-2018 sezonunda toplam beş sergi ve birkaç etkinlik düzenlememize rağmen izleyici sayısının azlığı, sanatçılar dışında yazar, küratör, koleksiyoner gibi kültür ve sanat camiasının farklı aktörlerinin mekana ilgi göstermemesi, sergilerin bir tartışma ve eleştiri ortamı yaratmaması mekanla ilgili heyecanımın yok olmasına sebep oldu,” diyor Öğrenci. Ve sanat dünyasındaki aktörlerle kendi çalışmalarını eleştiriyor. “Sanatçılar bir mekana küratör, yazar ve koleksiyoner geliyorsa ilgi gösteriyor, ben maalesef bu izleyici grubunu mekanla ilişkilendirmeyi başaramadım. Uzun süre İstanbul sanat camiasının vefasızlığından yakınsam da bugünlerde bu işi çok naif bir şekilde yaptığım için kendimi de eleştirmekten geri duramıyorum. Şartlar değişmediği sürece herhangi bir etkinlik yapmayı düşünmüyorum.”

ÖZER: HER GÜN MEKANI AÇMAK İÇİN DÜKKAN SAHİBİNDEN DAHA ÇOK SEBEP GEREK

AVTO geçici yeşil alan

Geçen sezon başında çalışmalarına başlayan AVTO’ysa araştırma bazlı sergilere odaklanıyor. Beş kişilik bir ekibin yürüttüğü AVTO’da şu sıralar Geçici Yeşil Alan sergisi görülebilir. Milano’daki mutenalaştırma faaliyetlerine karşı çalışmalar yürüten Isola Art Project’in video çalışması ve kitapları sergide yer alıyor. Galata Kulesi’nin yakınlarındaki mekanın salt teşhire yönelik değil, bilgi paylaşımına alan açması hedefleniyor. Ekipten Sarp Özer geleneksel sergi yöntemlerini eleştiriyor. “Geleneksel sergi yöntemlerinin artık hatta belki de sanat okulunda öğretildiği gibi hiçbir zaman tam olarak çalışmamış olduğunu bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında biliyoruz. Bugün kendine ait mekanı olan bir oluşumun sadece orayı ziyaret edecek kişiler için değil, kendi ekibinin bile her gün o mekanı açması için bir dükkan sahibinden daha fazla sebep üretebiliyor olması gerekli. Okuma grupları ve tercüme çalışmaları AVTO için sergi yapmaktan daha öncelikli.”

Geçen yıl KASA Galeri’de düzenlenen Bir İhtimal Daha Var: Açık Mekan ve Sanatçı Kolektifleri Üzerine Konuşmalar serisi Türkiye’deki kolektiflerin son 20 yılına bakmış ve birçok kolektifi bir araya getirmişti. Hatta belli bir heyecan yarattığını ve bu sezon da yeni çalışmalar görebileceğimizi umut etmiştik. Ancak beklenen olmadı. Ülke koşulları kültür üreticilerini farklı noktalara savurdu. İzleyici de artık başka yerde. Bu durumda ne yapılabileceği herkesin aklındaki soru.

Bir İhtimal Daha Var: Açık Mekan ve Sanatçı Kolektifleri Üzerine Konuşmalar üzerine yazdığım yazı: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/02/23/kolektif-uretime-devam/

YAZARIN DİĞER YAZILARI