Çakıcı affı: Suçu, eril şiddeti ve trafik terörünü teşvik

Perşembe, 27 Eylül, 2018
Bahçeli, “vatan sevdalısı” olarak tanımladığı Çakıcı gibi birkaç organize suç örgütü yöneticisi serbest kalsın diye ülkeyi suç cennetine çevirecek bu tasarıyı halkın karşısına geçip kendisi savunsun. Tabii halka karşı işlenen suçları affederek sadece birkaç kişi için 162 bin kişiyi salıvermenin, partisinin artık sadece adında kalmış olan milliyetçilik kavramıyla nasıl örtüştürüldüğünü de izah ediversin bir zahmet.

Ülkeyi kimin yönettiğini de faş edecek olan af tasarı üzerine AK Parti adına konuşan Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın ilk yorumları önemli ip ucu niteliğinde. Yazıcı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurda dönüşüyle kararın şekilleneceğini söylemekle, tek adam rejiminin niteliği gibi artık af konusunun gündem dışı tutulamayacağını da itiraf etmiş oluyor. Aylardır AK Parti ağır toplarının, “affa karşıyız, gündemimizde af yok” minvalindeki sözleri duyulmadı bu defa. Yazıcı’nın, “MHP’ninki içeriği itibariyle af değil, af düzenlemesi değil” yorumuyla AK Parti’nin tasarıya kayıtsız kalamayacağı anlaşılmış oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise en son yurt dışına çıkarken yaptığı açıklamada “devlet ancak kendisine karşı işlenmiş suçları affedebilir” seklindeki görüşünü tekrarlamıştı. Dönüşünde, pek çok suçu affedip devlete karşı işlenmiş suçları kapsam dışı bırakan MHP tasarısı karşında takınacağı tavır cidden merak konusu.

Devlete karşı işlenmiş suçlarla birlikte cinsel suçları ve cinayeti kapsam dışı bırakarak toplum vicdanını yaralayan eril şiddeti affetmeyeceğini göstermeye çalışmış MHP bu tasarıda. Eril şiddet kavramını kullanması beklenmeyen tasarı, “kadına yönelik şiddet veya kadın cinayetleri” isimlendirmeleri de taşımıyor. Kısacası adını ağzına alamadığı bir sorunu, erkek şiddeti sorununu önemsermiş gibi yapması sadece popülist yaklaşım. Adı konulamayan, tanımı layıkıyla yapılamayan bir sorunun çözülemeyeceği bilinir. Kaldı ki bir kısmı af kapsamı dışına alınmış olsa da erkek şiddeti sorununun giderek yükselmesinin altında yatan nedenlerden biri de cezasızlık. Her af aynı zamanda cezasızlık sonucu getirir. Öldürmeleri ve cinsel suçları kapsam dışı bırakmaları, erkek şiddeti sorununu çözmez. Şiddetin diğer biçimlerini yok sayma eğilimi, eril şiddeti teşvik anlamı taşır. Hele de tanım yapılmadan, muğlak ifadelerle geçiştirildiği için af tasarısı, bu toplumsal sorunu büyütmeye sebep olur ancak. Trafik dahil tüm diğer suçlar gibi…

Ceza indirimi dışında kalan suçları tek tek saymaya pek hevesli olan MHP sözcüleri, beşer yılı affedilecek olan kişilerin, hangi suçlardan hüküm giydiğini saymayışı da ibretlik. HDP adına tasarı hakkında ilk konuşan isimlerden parti sözcüsü Ayhan Bilgen de konunun bu yönüne dikkat çekmiş ve “affedilecek suçların neler olduğunu da saymaya” çağırmıştı MHP’yi. Evet, gerçekten MHP’liler, yıllardır Ege ve Akdeniz’i mezarlığa çeviren, sahte can yelekleri ve motoru çalışmayan botlarla göçmenleri ölüme gönderen insan kaçakçılarının cezasında indirim istediklerini söyleselerdi keşke. İnsan ticareti içinde özel ve çok önemli yer tutan ve göç sorunuyla birlikte inanılmaz tırmanış gösteren kadın ticaretinin de affını istediklerini söyleselerdi keşke. Sadece cinsel suçlar af kapsamına alınmamakla yapılan ucuz popülizm yetmez. Fuhuşa zorlama da affedilecek tasarıya göre. Uyuşturucu imali ve satıcılığı da af kapsamında… Rüşvet, yolsuzluk, her türlü kaçakçılık, hırsızlık, gasp ve trafik suçları da affedilecek. Savaştan, terörden katbekat fazla can alan trafik terörü failleri serbest kalacak. Engellilik oranını her yıl yükselten trafik kazalarının müsebbipleri de salıverilecek bu tasarı kanunlaşırsa. Ve bunun adı adalet olacak öyle mi? MHP bu çarpık adalet anlayışını açıklasın önce. Bahçeli, “vatan sevdalısı” olarak tanımladığı Çakıcı gibi birkaç organize suç örgütü yöneticisi serbest kalsın diye ülkeyi suç cennetine çevirecek bu tasarıyı halkın karşısına geçip kendisi savunsun. Tabii halka karşı işlenen suçları affederek sadece birkaç kişi için 162 bin kişiyi salıvermenin, partisinin artık sadece adında kalmış olan milliyetçilik kavramıyla nasıl örtüştürüldüğünü de izah ediversin bir zahmet.

Cezaevlerindeki inkar edilemez doluluk oranını gerekçe göstermek yetmez bir de bu doluluk oranını yükselten temel soruna değinmeliyiz, hazır tasarıyla gündeme gelmişken. Tutuklama yetkisi, yıllardır bir cezalandırma aracı olarak kullanılıyor. On binlerce kişi, hakkında hüküm olmadan, suçlu olup olmadığı kesinleşmeden cezaevinde yatıyor. Hatta tutuklular arasında hakkında iddianame dahi düzenlenmemiş binlerce kişi var. Neyle suçlandıklarını, niçin hapiste olduklarını dahi bilmeden cezaevinde aylarca yatıyor pek çok kişi. Sorun cezaevlerindeki yaşamı insan onuruna yakışır şekilde yeniden düzenlemekse, istenen adaletse ilkin tutuklular salıverilsin. İstisna olması gereken tutukluluk halinin mahkemelerimiz tarafından kural haline getirilişi temelde yatan asıl sorun.

Bunun da öncesinde terör suçu kavramının akıl almaz ölçüde geniş tutuluşu sorunun ilk kaynağı elbette. Hırsızı uğursuzu, suç örgütlerini topluma salmak yerine ifade hürriyetini genişletip, söz ve yazıyla terör suçu arasında ilişki kurmaktan vazgeçilmeli. Her muhalif duruşun FETÖ, PKK ile ve delilsiz ispatsız ilişkilendirilmesi, ceza evlerindeki doluluğu arttıran. Somut delil olmadan tutuklu yargılama kararı verilmesi. Bir yıl ve daha fazla sürelerle iddianame hazırlanmayışı. Veya barış akademisyenleri davasında olduğu gibi tutuklu yattıkları süreyi kapsayacak şekilde otomatik cezai hükümler verilişi, adaletsizliklerin temeli.

Ancak Adalet Bakanlığı’nın yüz günlük icraat planı içine hızlı yargılama düzenlemesi girdiği halde, iddianame yazımının hızlanması veya iddianamesiz tutuklamadan vazgeçilmesi girmedi. MHP af tasarısına girmediği gibi… Uzun tutuklulukla yaratılan hukuksuzluk, adaletsizlik sayılmamış. Hedef Alaattin Çakıcı’nın serbest kalışı olunca sadece hükümlülere odaklanmış tasarı. Hamile, yeni doğum yapmış veya bebekli kadınların kanuna da aykırı olarak tutuklanmasına değinilmemiş. Ama af ve yerel seçim açmazındaki siyasetin sorunun temelleriyle ilgilenmesini beklemek de hayal. Bekleyip göreceğiz on binlerce suçlunun sokaklara salınması mı birkaç belediye başkanlığı mı Erdoğan için daha önemli? Hangisinin daha önemli olduğunu anladığımız zaman anlamış oluruz, tek adam rejiminde ülkeyi kimin yönettiğini de.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI