Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Cihangir'de bir dairenin tersine Türkiye manzarası

Pazar, 23 Eylül, 2018
Osman Bozkut'un Daire sanat galerisinde açtığı 'Tersine Dünya' sergisi, gerçeküstü Türkiye'ye 'Tersine Dünya' olarak bakmayı öneriyor. Bozkurt, "Herkesin bir pozisyon aldığı ve gördüğü bir şey var ve doğrunun da o olduğunu düşünüyor. Fotoğraf da aynı şekilde düşünüyor" diyor.

İstanbul Cihangir’deki Şimşirci Sokak’ta hizmet veren Daire Sanat sezonun ilk etkinliğini, ilk kişisel sergisiyle Osman Bozkurt’a ayırdı. 3 Kasım’a değin görülen sergide Bozkurt’un son 16 yıllık İstanbul ağırlıklı fotoğraf ve video yerleştirmeleri, ‘Tersine Dünya’ başlığı altında izleyicilere sunuluyor.

Sessiz Oda enstalasyon detay

2017 tarihli son kitabı ‘Sanat Sahada’yı Metis Kitap etiketiyle okuma imkânı da bulduğumuz sanat tarihçi ve eleştirmen Nermin Saybaşılı’nın tarifiyle, “Daire Sanat’ı dört farklı oda olarak ele alan Bozkurt, her bir odayı sergileyeceği işlerin temaları üzerinden isimlendirerek, bir zaman şeridi misali yakın tarihimizdeki siyasal toplumsal ve kişisel kırılma noktalarımıza dikkat çekiyor. Oda içinde oda fikri ile kurgulanan sergi, ayna içinde ayna mantığı ile çok yönlü ve çok katmanlı bir Türkiye gerçekliğini yansıtıyor. Serginin başlangıç yeri Baş Oda’da dijital teknolojilerin imge üretme biçimimizi olduğu kadar kendilik algımızı nasıl değiştirdiğini cep telefonu satan mağazalarda deneme çekimi yapıldıktan sonra cihazlarda silinmeden bırakılmış selfie fotoğrafların ‘artık değerleri’ (surplus values) üzerinden anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Sessiz Oda’da kamusal mekânın iki farklı tezahürünün ses/sizliği üretme ve kullanma biçimleri devreye giriyor: Bir yanda 2000’lerden günümüze önemli siyasal ve toplumsal olayların (mitingler, protestolar, resmi anmalar, törenler vb.) fotoğrafik resm-i geçidi, diğer yanda ise giderek yaygınlık kazanan dua odaları. Kutsal Oda’da bayrağın kent manzarasını işaretleme biçimleri farklı bakış açılarından ve farklı kimlik kurguları üzerinden ele alınıyor. Cam Oda’da, bir dizi video eşliğinde Türkiye’nin farklı kentlerindeki binaların içinden dışarıya doğru bakarken aslında toplumsal belleğimizin kırık-dökük hali görselleşiyor, hatırlamak ve hatırlatmak için geçmiş ile şimdi arasında kurulması gereken kırılgan ve ince bağlar sezdiriliyor. Son olarak, sergi mekânında iki ayrı noktada karşımıza çıkan büyük alçı çerçeveler içine yerleştirilmiş İstanbul kent peyzajı enstantaneleri, Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinde süsleme sanatı olarak karşımıza çıkan, natürmortların ya da manzaraların resmedildiği duvar resmi geleneğini kendisine çıkış noktası olarak alırken, bir yandan doğanın kentsel (ve kitsch) temsilini sorunsallaştırıyor, bir yandan ise Türk modernleşmesinin estetik tahayyüllerine yeniden bir bakışı mümkün kılıyor.”

Saybaşılı’nın bu berrak girizgâhı refakatinde, Bozkurt ile sergisinden yansıyan Türkiye’den konuşuyoruz:

Sessiz Oda enstalasyon detay

Serginin maruz kaldığı tarihsel dilime baktığımızda, alt üst olduğumuz bir dönemin de belgeciliğini yaptığını görebiliyoruz. Ve neredeyse, sanatta sözünü ettiğimiz o hazır nesne/malzeme/yapıt mefhumu ile de dalga geçercesine, ciddi bir keşif içinde olduğunu, bulduklarını ise yıldan yıla bir derviş sabrıyla biriktirdiğini fark ediyoruz. Peki ama Türkiye hep bu şekilde kalmalı mı, kalacak mı? Bu yap-boza, bu şekilde, bozulmuş hali ile mi bakmalıyız, yoksa asıl saçmalık, bu yap-bozu her seferinde yeniden yapmaya çalışmak mı sence ?

Bence Türkiye böyle kalmayacak, bir dönüşüm içerisinde ve kendini bulmaya çalışıyor. Sergide yer alan işlerden biri olan ‘Sessiz Oda’ (2018) yerleştirmesi için arşivimde uzunca bir çalışma da yaptım. Bu yerleştirme 2002’den bu yana çektiğim toplumsal olayların fotoğraflarından oluşuyor. Orada o değişimi, kafa karışıklıklarını, açıklıkları, dönüşüm ve değişimi görüyoruz. Yaşadığımız olaylara doğrusal olmayan bir kolaj içinde baktıkça her şey daha berraklaşıyor gibi geliyor bana. Toplum çabuk unutuyor, unutturuluyor. Böyle yüz yüze getirmeler, yüzleşmeler olması benim için önemliydi. Yıllar içinde toplumsal olaylarda çektiğim tüm bu fotoğraflar ‘Sessiz Oda’da anlam buldu. Böyle hissediyorum.

Osman Bozkurt

Yaşadığımız duyusal ve kültürel ‘şizofreni’yi de bu sunum ile belgeliyoruz diyebilir miyiz ?

Diyebiliriz aslında. Bu ülkede doğmuş, büyümüş bir sanatçı olarak ne görüyorsam onu yansıtıyorum. Yargılamıyorum, bir saptama yaptığımı düşünüyorum. Bu şizofreni toplumun bilinçli olarak içine sokulduğu bir hava ve birileri yönlendiriyor bunu. Özellikle son seçimde daha da berrak bir şekilde ortaya çıktı; toplumun yarı yarıya bölündüğü, bunların bir araya gelemezmiş gibi durduğu… Tabii ben çok katılmıyorum buna.

Yani burada izlediğimiz Türkiye kaosu yapay mı, organik mi ?

Hmm.. Toplum yönlendirilmeye açık bir organizma ve politikacılar da bunu çok iyi biliyor. Bu ülkeyi yönetenler de her türlü medya imkanıyla bunu iyi kullanıyor.

Özellikle yurtdışı haber ajanslarının gözüne yakın bir bakışın olduğu hissine kapılıyorum. BBC, AFP, Deutsche Welle, Reuters gibi, hep onların kendilerine ‘çelişik Türkiye’ fotoğrafı yaklaşımı bulunur. Onlar Türkiye’deki bu doğal görsel fay hatlarını çok iyi biliyor gibiler. Bazı karelere bu çatışmaları çok iyi yaslıyorlar. Bu yönüyle senin kırık aynalara benzeyen fotoğraflarının da bu alanla ilişkisi olabilir mi?

Kırık aynalar yorumun için teşekkürler… İnsan bazen içinde bulunduğu pozisyondan etrafını pek iyi göremiyor. Birinin ona ayna tutması gerekiyor. Belki de yapamadığımız şey bu, bunu verebildiysem ne mutlu bana. İşlerimde estetize edilmiş görüntülerden yana olmadım. Bu fotoğraflarda belgeci bir dili kullanıyorum. Ancak bunlara belgesel de diyemem. Tüm işlerimde bu müdahalesiz yan var. Sergide siyah-beyaz tek bir fotoğraf var, o da 2002 seçimlerinde sandık başını yansıtır. Benim sergideki tüm bu sürecimin miladı olması anlamında önemli bir kare diyebiliriz. Sergide görülecek işlerde farklı politik duruşları görmek mümkün; içinde AKP’nin de, HDP’nin de mitingi, Çanakkale anması da, savaş karşıtı mitingler de, kadın hakları mitingi ve Hrant Dink anması, 15 Temmuz ve şehit anmaları da, Cumhuriyet mitingleri de var. Bu yönüyle yakın tarihin çok ciddi kırılma anlarının olduğunu düşünüyorum.

Manzaralar

Peki bu sergiye niçin şimdi ihtiyaç duydun ?

Toplumun ve benim içinden geçtiğim dönemin etkisi oldu bunda. Son yedi sekiz yılda toplum o kadar politize oldu ki… Özellikle 2013’ün biraz öncesi ve sonrasında toplumun aslında (sadece dar bir kesimin dillendirebildiği) gerçeklerden ne kadar bîhaber olduğu çok açık biçimde ortaya çıktı. Medyanın ne kadar baskı altında olduğu, her alanda kontrol… Biz bunları Batı’da fark edince, Doğu’da neler olabileceğini de artık hayal etmeye başladık… Çok fazla olay yaşandı.

Sessiz Oda enstalasyon detay

Şimdiden bazı tepkiler almaya başlamışsındır ?

Sergi henüz açıldı, olumlu geri dönüşler aldım. İlginç hatırlatmalar da oldu… Açılışta izleyicilerden biri bir fotoğrafı yeni çekip çekmediğimi sordu. Fotoğrafta miting katılımcılarından biri, elinde Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı yapılmayacağı yönünde bir pankart taşıyordu. Aslında 12 yıl önce çektiğim o fotoğraftan sonra Gül Cumhurbaşkanı da oldu, emekli de oldu ve hatta tekrar aday da gösterildi.

Ne düzene, ne de kaosa çok uyum sağlayabilen bir toplumuz… Bunu mu söylüyor sence bu sergi ?

Biraz da şunu göstermeye çalışıyorum: Serginin çıkış noktası, Türkiye toplumunun bu hep söylenegelen ikiye ayrılmışlığı. Niye bu kadar ikiye ayrık vaziyetteyiz? Empati duygumuzu yitirdik. Herkesin aldığı bir pozisyon ve gördüğü bir şey var ve tek doğrunun da o olduğunu düşünüyor. Hiçbir zaman tek doğru yok, olamaz, ama buna rağmen ortak paydaları bulmak, beraber yaşamak mümkün. Bu koparılmışlık, ötekileştirme, kimin işine yarıyor? Bunları da düşünmek lâzım. Ben o çoklu bakışın olabileceğini, düzenin de bu kaostan çıkacağını önermeye çalışıyorum.

Sergideki işlerden herhangi birinin sosyal medyada dolaşıma girmesi seni rahatsız eder mi? Herkes bir tarafından tutup, kafasına esen zihniyet doğrultusunda aynı imgeyi kullanabilir… Bu konuda açık mısın? Bu türden alıp götürmelere, edinmelere ne diyorsun ?

Bir noktadan sonra bu fotoğrafların nereye varacağını kontrol etmek mümkün değil tabii… Ama nerede ve hangi bağlamda kullanıldığı önemli, bir karenin niyet dışı anlam ve yönlere çekilmesinden rahatsız olurum elbette. Ve tabii bir sanat eseri olarak bunların mülkiyetinin saklı olduğu unutulmamalı.

Sosyal gerçeküstücü halimiz, sergiye bir tür kirlilik gibi çökmüş. Ama bu kirlilik, düzene alışkın biri için bambaşka bir nimete de dönüşebiliyor. Zaten birçok yabancı da, Türkiye’ye tam da bu normal dışılığı sebebiyle ilgi gösteriyor. Bayraktan kostüme dek neyin ucuz, neyin pahalı olduğunu bize sorgulatan bu sergi özelinde, Türkiye’nin bir ‘Tersine Dünya’ olarak, kendi yolunda gitmesiyle doğru olanı mı yaptığını düşünmemiz gerekiyor?

Çok yaratıcı bir toplumda yaşıyoruz ama Türkiye şu anda kendi gerçekliğinde, bambaşka bir boyutta yaşıyor, yaşatılıyor. Bunu bazıları görüyor, bazıları görmek istemiyor. Halen dünyanın düz olduğunu iddia edenler de var. Ama Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, çok, çok sürreal. Dünyadan kopuk bence. Kendi gerçekliğini yaşıyor. Sergide göstermeye çalıştığım biraz da bu.

Sessiz Oda enstalasyon detay

Türk sanat tarihinde sence Türkiye’nin bu halini yine gerçeküstücü bir yaklaşımla işleyen kimi sanatçılar oldu mu?

Aklıma hemen yakın tarihten gelen yok ama bu durum bana Osman Hamdi Bey’in ‘Mihraptaki Kadın’ temalı resmini çok çağrıştırıyor. Tabii sergide yaptığım sadece bir iktidar eleştirisi filan değil, aynı zamanda ben politik sanat yaptığımı filan da iddia etmiyorum. Bu anlamda ben İstanbul’u bir sanatçı için çok zengin bulurum. Kaynak bitmez, hazır yapım işleri üretenler için, kaos var, her şey var ama bunu özümsemek kolay değil tabii. Halkımız da bu kadar yaratıcı iken, bazen bize sadece onları izlemek ve belgelemek düşüyor. işlerimin bir kısmında bu kamusal yaratıcılığı da gösteririm.

Serginin güzel de bir bütünlüğü var; manzaralar, pencereler…Bu Cihangir apartmanı özelinde bir bienalin Türkiye pavyonu gibi kurgulamışsın.

– Daire Sanat’ın bir Cihangir apartmanı olarak oda oda olması işleri toparlayıcı bir şey oldu… girişe ‘Baş Oda’ dedim. ‘Sessiz Oda’ zaten yerleştirmenin kendiliğinden geliyordu. Bayrakların yer aldığı oda ‘Kutsal Oda’, pencerelerin bulunduğu yer ise, ‘Cam Oda’. Ve kartonpiyer panolarla da beraberler bir bütünlük sağladı. En önemlisi, zaten bunları kurarak kendim de anlamaya çalışıyorum. İnsanlara bir şeyi dikte etmeye çalışmıyorum. Bir yap-boz gibi, izleyiciden bunları kafasında bir yerlere taşıyabilmelerini talep ediyorum.

Bilgi:
T +90 212 252 52 77
www.dairesanat.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI