Siyasetin sağı solu

Çarşamba, 19 Eylül, 2018
Bizde sol, 'aman bölünmeyelim, birlik olalım, tek parti çatısı altında toplanalım' refleksiyle küçülürken, sağ bölünerek çoğalıyor. Ama ne gam sol aydının en önemli derdi kültürel hegemonya zaten. Sol ama özellikle sosyal demokrasi, ekonomik ve insani krizler karşısında getirdiği alternatiflerle güçlenir teorik olarak. Pratik bambaşka.

Sol yanı kırık siyasi yelpazenin aşırı büyümüş sağ kanadıyla, tek ayak üstünde sekerken sıkça tökezleyen çocuklar gibiyiz nicedir.

Son moda gemi metaforuyla söylersek sancak yönünden batacak denli yana yatmış haldeyiz. Ekonomik kriz filan hak getire asıl sorun dengesizlik. Soldaki boşluk, sağdaki aşırı yüklenme batırır bizi olsa olsa. Gemiyi iskeleye salimen yanaştırmanın yolu geminin iskele yanına ciddi bir yükleme yapmaktan, sağlam temelli sol parti kurup güçlendirmekten geçiyor. Ancak hayaller ve gerçekler bambaşka.

Siyasetin sağı, istiap haddini aşmışken şimdi sağda yeni parti gündemde Adana’da yapılacağı duyurulan 20 Ekim tarihli ‘Süleyman Demirel’i Anma ve Anlama’ toplantısının yeni bir parti oluşumu için ilk adım sayılacağı açık. Ancak Demirel ruhu ve ‘böyük Türkiye’ hayaliyle ‘Anadolu ateşi’ yakma kısmı biraz sorunlu.

İktidarın gıda genelgesiyle 90’lar manzarasını tamamlama eğilimi yetmezmiş gibi ancak 60’ların toplumuna hitap edebilecek yeni bir sağ partiyle siyasi arena eskileşmeye devam edecek gibi. Hem politikalar hem partiler giderek eski günlere meylediyor. Belli başlı toplumsal sorunlar çözülmedikçe her daim yeni veçheye bürünürken akla sadece eski politikaların gelmesi çok tuhaf. Denenmiş ve zararları tüm toplumca açık bir şekilde görülmüş, hukuk dışı yollardan başkası gelmiyor sağ siyasetin aklına. Yeni bir siyasi akıl üretilemeyişi siyasi yelpazedeki dengesizliğin sonucu. Başta söylediğim gibi tek ayak üzerinde sekmekten kaynaklanıyor.

Sol aydınlar genellikle iktidar alternatifi değil ama iktidar erozyonu niyetine hep sağdaki bölünmeyi destekler. Ancak sonuçta her bölünmeden sonra sağ oylar, farklı partilere dağılmış bile olsa toplamda yükselir. Benzer politikalar, benzer vaatler, benzer çekincelerle tıpkısının aynısı mevcut sağ partilerden bir ona bir buna yönelik seçmen. İYİ Parti mesela HDP hakkında AKP ve MHP ile aynı tutuma sahip. Kürt siyasetini terörle özdeşleştirerek  dışlama eğilimini bırakmadı. Kurulduğu günden bu yana siyasete iyi bir şey katma, yeni bir soluk getirme yönünde fark yaratamadı. MHP’den ayrılmış kişilerin Kürt sorunu konusunda daha medeni bir milliyetçilik anlayışıyla demokratik tutum takınması mümkünken seçilen dışlayıcı politika, yazık ki devletçilikle eklemlenmiş milliyetçiliğe oy verenlerin sayısını yükseltmeye hizmet etti. Farklılık arayan seçmen de aynı politikalara oy verir hale getirildi. Şimdi eski Adalet Partisi canlansa da politik yaklaşım aynı kalacağından, gidişattan hoşnutsuz birkaç seçmen daha sakıncalı bulduğu politikaya oy verir hale gelecek ve toplamda sağ oyların biraz daha yükselmesi sonucu doğacak.

Bizde sol, ‘aman bölünmeyelim, birlik olalım, tek parti çatısı altında toplanalım’ refleksiyle küçülürken, sağ bölünerek çoğalıyor. Ama ne gam sol aydının en önemli derdi kültürel hegemonya zaten. Sol ama özellikle sosyal demokrasi, ekonomik ve insani krizler karşısında getirdiği alternatiflerle güçlenir teorik olarak. Pratik bambaşka. Zaten bütün dünyada sağ yükselişte olduğu için sosyal demokrasiye seçmenin oy vermeyeceği kaygısı baskın. Fikir tembelliği zirvede ve güneşin, dünyanın bir ucunda batarken diğerinde yükselişini de hatırlamıyor kimse. Sosyal demokrasi çağı batıda bitiyorken bizde yükselmesi imkansız değil. Sağ siyasetin politik muhafazakarlıkla insanları bezdirip, ekonomiyi çökerttiği ortamda ‘neden olmasın’ diyebilmek yeter belki.

Gerçekten eşitlikçi yeni bir siyasi akla kavuşmak, kadınların siyasete eşit katılımını görmek ve tüm sosyal sorunlara müzakereci demokrasiyi mümkün kılarak çözüm üretmek hayal olmamalı. Ama CHP gibi devletçi bir partiyi sol sayarak mümkün değil tabii.

Ve elbette Kürt milliyetçiliğini sol sayarak da bu ülkede sadece milliyetçiliğin yükselmesine hizmet edileceğini anlamak gerekiyor. Ezilenlerin hakkını savunmak için ezilenleri solcu saymak hayli tuhaf zaten. HDP’ni meşru siyasi parti olmaktan ve aldığı oylardan kaynaklanan siyaset yapma hakkını savunmalı ve desteklemeliyiz elbette. Ancak ürettiği politikaların milliyetçilik üzerine olduğunu da görmek gerek. Türk milliyetçilerinin olduğu kadar Kürt milliyetçilerinin de siyaset yapma hakkı olduğu için HDP, üzerinde siyaset yapma imkanlarını kısıtlayan baskılara karşı çıkmak tek başına sol politika üretmek anlamına gelmiyor. Keşke solcular, devletçi CHP ile milliyetçi HDP arasında tercih yapmak sağın bölünmesinden medet ummak yerine başka bir açılım yaratsa.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI