Aydın Selcen
Aydın Selcen

Irak'ta ABD-İran mücadelesi

Çarşamba, 19 Eylül, 2018
Bu resimde Ankara ne tarafa düşer derseniz, bilmiyorum. Belki KDP’li Hattat’ın Türkmen olduğunu keşfedip mutlu olmuşlardır yahut KDP, Ankara ile bilistişare gönülleri hoş tutacak bir isim tercih etmiştir. Ümit edilsin ki Usame Nuceyfi’nin aldığı oy Ankara’ya doğru yönü göstermiş olsun. Yine ümit edilsin ki, Ankara “Kürtler Akdeniz’e açılıyor” saplantısından kurtulup, yaklaşan İran yaptırımları ve İran’ın bölgede ne yapmak istediğine odaklansın.

Suriye’de ateş harlanınca, “diğer komşumuz” konumuna indirgenen Irak’ta Meclis Başkanı nihayet seçildi. Mayıs ayındaki seçimlerin dört ay ardından Meclis Başkanı’nın seçilebilmesi, 1 Ekim’de Meclis’in cumhurbaşkanını seçmesi demek. Cumhurbaşkanı da başbakanı atayacak. Başbakan güvenoyu alırsa, hükümeti belirleyecek. Anayasal süreç böyle işliyor. Teamülen cumhurbaşkanı Kürt, meclis başkanı Sünni, başbakan Şii oluyor. Bu bağlamda, ihmal ettiğimiz Irak’taki gelişmelere biraz daha yakından bakalım.

Önce sistemi anımsayalım: Irak’ta parlamenter yönetim var. Yani icra yetkisi başbakanda. Cumhurbaşkanlığı temsili makam. Rahmetli Celal Talabani, dönemin koşulları ve kendi siyasi/tarihi ağırlığını, kimliğini kullanarak cumhurbaşkanlığı görevini farklı değerlendirebilmişti. Onun ölümüyle sistem özüne döndü. Ayrıca cumhurbaşkanlığının Talabani’de (KYB), federe Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) başkanlığının ise Barzani’de (KDP) kalmasının yarattığı denge de bozuldu.

Dahası, Başbakan Abadi, IŞİD’le mücadeleden galip çıkmanın verdiği özgüvenle ve popülaritesini artırıp seçim sonrası başbakanlığı korumasını sağlayacağını düşünerek, 2017 Eylül ayında yapılan IKB bağımsızlık referandumunu askeri güç kullanarak akamete uğrattı. IKB hem coğrafi olarak 2003 sınırlarına geri iteklendi, hem “ülkede başbakanlık, bölgede başkanlık” asimetrik yapısı bozuldu. IKB başkanlığı fiilen askıya alındı. Başkan Mesut Barzani bir tür ruhani rehber konumuna geldi ve etkisi IKB’nin kuzey KDP yarısıyla sınırlandı. Yeğeni, Başbakan Neçirvan Barzani’nin konumu güçlendi.

Ancak Irak Kürtleri Bağdat’tan yedikleri bu yeni kazığı unutmadı. Hiç hazzetmedikleri eski başbakan Maliki (bile) IKB’nin bütçesini kesmekle yetinmişken, Abadi işi Kürtlerle savaşmaya vardırmıştı. Hem Abadi savaşı Irak ordusuyla yürütmemiş, İran bağlantılı milis gücüne (“PMU-Haşdı Şabi”) ihale etmişti. Haşd’ın komutası ise Abadi’de değil, Mehdi el Mühendis’teydi. Siyasi yönetimi de Hadi el Amiri’ye hatta onun üzerinden Tahran’a yani DMO-Kudüs Tugayı komutanı Kasım Süleymani’ye uzanıyordu.

Kürtler ve özellikle Mesut Barzani, Bağdat’tan yedikleri kazığı da, en azından 1991’den bu yana sağlam müttefikleri olarak gördükleri ABD’nin sessizliğini de bir kenara yazdı. Aslında IKB liderliği yahut KDP/KYB açısından var kalma oyunu her zaman küresel güç ABD ve iki (komşu) bölgesel güç Türkiye ve İran arasında üçgen dengeyi sürdürmeye, Bağdat’ın da mali kaynaklarını sağmaya devam etmeye dayanmıştı. “Değişken geometri” ve “yaratıcı muğlaklık” denebilir belki akademik olarak.

Başbakan Abadi, ABD’nin İran yaptırımlarına uymaya ve Mehdi El Mühendis’i görevden almaya kalkıştı. (Bu arada, Bay Mehdi neden “mühendis”? Çünkü adam patlayıcı uzmanı. Hani kalın camlı gözlüklü köftecilere, “doktor” lakabı verilmesi gibi.) Eş zamanlı olarak Basra’da halk ayaklandı. Tek başına BAE kadar petrol üreten Basra’da elektrik kesintileri sürüyor ve içme suyundan çocuklar zehirleniyordu. Galeyana gelen halk kamu binalarını ateşe vermekle yetinmedi, İran Başkonsolosluğu’nu da yaktı.

Abadi Basra’ya gittiyse de, olmadı. Uzma Ayetullah Sistani de sözcüleri aracılığıyla Abadi’nin başbakanlığına karşı olduğunu hissettirince Abadi havlu attı, yarıştan çekildi. Muktada Sadr önderliğindeki “İslah” blokunun potansiyel adayı, aynı zamanda ABD’nin de desteğini almıştı. Basra’da İran Başkonsolosluğu yanarken, ABD’nin de Bağdat’ta korunaklı Yeşil Bölge’de bulunan büyükelçiliğine roketler atılıyordu. Sahnedeki İslah-Bina (Amiri-Maliki) blokları arasındaki çekişme, perde gerisinde Brett McGurk ile Kasım Süleymani’nin etki oyununa dönüşmüştü.

Eski güçleri ve sınırları kalmayan ama yine de sandalye sayısı olarak mecliste başbakanı belirleyecek kilit grup olan Kürtler açısından ise Abadi’nin Maliki’ye yeğlenecek bir tarafı kalmamıştı. Hem Amiri-Maliki kanadının, doğrudan Haşd’ı yönetmesi, avantaja da çevrilebilirdi. IKB de ayaklanmalardan nasibini aldı ancak KDP ve KYB ayakta kaldı. Özellikle KYB’de merhum Mam Celal’in oğlu Bafil’in geri dönüşü ve Bafil üzerinden daha önce KYB’yi terk etmiş olan Dr. Barham Salih’e yapılan açılım belki Dr. Barham’a Irak Cumhurbaşkanlığını getirebilir.

Beşir Hattat – Irak’ın KDP’li Meclis II. Başkan Yardımcısı (Türkmen).

Dr. Barham tercihi geçerli olursa, KYB de İran ile ABD arasında bir tahterevallinin ortasına yeniden oturuyor demektir. ABD İran’a yaptırımlara başlıyor. IKB’de konuşlu çeşitli Kürt silahlı örgütlerini de yeniden kendi İran siyasetinin unsurları olarak araçsallaştırıyor. İran da 1980’lerden bu yana ilk kez IKB’yi doğrudan hedef alarak, bombardıman etti.

Bu arka plan önünde Meclis Başkanlığı’na 1981 doğumlu genç Anbar Valisi Muhammet Halbusi’nin Bina blokunun desteğiyle seçilmesi, ABD’ye karşı İran’a bir puan yazarken, Sadr’a da İran onaysız hükümet kurulamayacağını gösterdi. İyi tarafından bakılırsa, Irak’ta artık peyderpey kimlikçi siyasetlerin terk edilip, sonuç odaklı siyasetlere geçildiğini düşündürebilir. Belki Irak kurulduğu tarihten bu yana ilk kez, bunca acı, can kaybı ve yıkım gördükten sonra, bir toprak parçası olmaktan gerçek bir ülke olmaya evriliyor da olabilir.

Tüm bu resimde Ankara ne tarafa düşer derseniz, bilmiyorum. Belki KDP’li Hattat’ın Türkmen olduğunu keşfedip mutlu olmuşlardır yahut KDP, Ankara ile bilistişare gönülleri hoş tutacak bir isim tercih etmiştir. Ümit edilsin ki Usame Nuceyfi’nin aldığı oy Ankara’ya doğru yönü göstermiş olsun. Yine ümit edilsin ki, Ankara “Kürtler Akdeniz’e açılıyor” saplantısından kurtulup, yaklaşan İran yaptırımları ve İran’ın bölgede ne yapmak istediğine odaklansın. Haritaya bakıp boru hatlarının Anadolu Platosu’na çıkarılmak yerine Irak-Suriye çöllerinden Suriye kıyısına ulaşmasının en basit güzergah olduğunu ve Rusya’nın da işine geleceğini görsün.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI