Gülgün Türkoğlu
Gülgün Türkoğlu
  • gulguntp@yahoo.com

Kutsal-dışı bir yaşam olanaklı mıdır?

Pazartesi, 17 Eylül, 2018
Dini, ilâhi aşkı yalnızca dinlediklerinden, okuduklarından bilen; bir türlü kendisinde tecessüm ettiremeyenlerin; ruhsal ya da fiziksel olarak dolaştığı yer neresi olursa olsun, bir ayağını bu sabit noktada tutmayı unutanların; uzun yıllar “yol”da uğraşmalarının ardından, “yaşadıkları gibi” inandıkları görülür.

Kozmos’un tamamı bir hiyerofani olabilir mi? Eğer öyleyse, kutsal-dışından söz etmek olanaklı mıdır? Kutsallıktan tamamen arındırılmış bir Kozmos fikri, insan zihninin yeni bir keşfidir Mircea Eliade’ye göre. Kutsal olanın din ile bağıntısı kurulduğunda, dinler kalksa da dinselliğin kalkıp kalkmayacağı yerinde bir sorudur. Binlerce yıllık deneyimin yerini alan aklın, nihayetinde “deneyim”in aktardığı bütünselliğe işaret eden bulgulara ulaşması tesadüf olabilir mi? İşaret edilen bilimsel çalışma konuları şunlardır: Hologram Evren ve Kozmosun bilinçli olma olasılığı. Felsefede bu aşama, refleksiyon yapan aklın, kendi-için-varlık haline geldiği özbilinç ile gösterilir.

Mezopotamya, Çin, Hindistan, Avustralya, Güney Amerika, Afrika gibi farklı coğrafyalarda farklı zamanlarda yaşayan insanların; bazı ritüelik davranışlar sonucunda ulaştıkları benzer deneyimlerin “doğal olaylar karşısında korkan insan” kalıbına sokulması zihinsel bir çıkarım olacaktır; zihin kendi üzerine dönememesi ile malul ve mahkûmdur. Kutsaldan arındırılmış bir kutsal-dışı dönemde yaşıyoruz; oysa, “dış” olarak tanımlansa da, kutsal, varlığını bu tanımda sürdürmektedir.

Mircae Eliade, Kutsalın tezahürünün dünyayı ontolojik açıdan kurduğunu söyler. Müthiş bir tespittir bu. Ontolojik kurulum, mutlaka bir “sabit nokta”yı merkezi açığa çıkarır. Kısacası dünyada yaşamak için onu kurmak gerekir, önceden bir yön belirlenmesi olmadan başlangıç olamaz; yön saptaması sabit bir nokta gerektirir, dinsel insan bu nedenle dünyanın merkezine kurulmaya çalışır. Bu insan için, uzamın artık türdeş olmadığını vurgular Eliade. Oysa kutsal-dışı deneyim için uzam türdeştir ve değer yüklü değildir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, geometrik uzam kavramının, kutsal uzam deneyiminin karşısına konulan, kutsal-dışı uzam kavramı ile karıştırılmamasıdır. Şöyle der Eliade: “Dünyanın kutsallığını yadsıyan, sadece kutsal-dışı, her türlü dinsel önkabulden sıyrılmış bir varoluşu benimseyen bir insan tarafından yaşandığı şekliyle, uzam deneyimidir. Böyle bir kutsal-dışı varoluşa asla saf halde rastlanmadığını hemen eklemek gerek. Dünyayı kutsallığından arındırmakta hangi dereceye erişmiş olursa olsun, kutsal-dışı bir yaşamı yeğleyen insan, dinsel davranışı tamamen yok etmeyi başaramaz.”

Kutsal-dışı deneyimin asla saf halde bulunamayacağı; nostalji, hüzün, sanat etkinliklerinin yarattığı esrime, anıların gözlere getirdiği yaşlar, ilk aşk, doğduğumuz ev gibi “benzersiz” niteliklerin kişinin evreninin en kutsal yerleri olmasındandır.

Mitler, dinler, peygamber kıssaları kozmogoninin bitimsiz tekrarlarıdır: Sorumluluk üstlenebilecek olanın; meçhul toprakları, içinde bulunduğu kaosu, kozmos olarak yeniden yaratmasının öyküsüdür. Eşik ve kapılarla ilgili öyküler boldur. Bunlar, türdeş olmayan uzamdan türdeş olana, kaostan kozmosa geçiş sembolizmi içerir. Kozmosa karşı savaşan ejderha bugün de yok mudur? Kozmogoniye öykünerek, bir imago mundi değeri yükleyip sorumluluk aldığımız bir dünyamız niçin olmasın?

Eliade‘nin kutsalı, özetlersek şöyledir: Kutsal bir uzamın açığa çıkışı ciddi bir sorumluluk almayı gerektirir, sabit bir noktanın elde edilişi, kaotik türdeşlik içinde yön bulmayı sağlayacaktır. Kaosun kozmosa dönüştürülme cesareti dünyayı kurma ve belki de ilk kez hakikaten yaşamayı sağlar. Benzer deneyimlerden söz ederken C. G. Jung, bunların yargı değil olgu olduklarının altını çizer; bunların, birey tarafından yaratılmadığını ısrarla vurgular; insan psikesinin yalnızca kişisel ele alınışının, ölümcül bir hata olduğundan söz eder. “Alt katlar olmadan akıl boşlukta kalır, böyle bir durumda sinirlilik göstermemize şaşırmamak gerekir. Aklın gerçek tarihi kitap ciltlerinde değil, herkesin canlı organizmasında saklıdır.” Besbelli, kendi emeğinin ürünüdür bu çıkarım.

Özete devam edersek: Oysa kutsal-dışı deneyim için uzam türdeştir ve görelidir. Burada, biricik ontolojik statüye sahip “sabit nokta” olmadığı için hakiki yöneliş olanaklı değildir. Yönelimi belirleyen gündelik ihtiyaçlardır; fenomenlerin bitimsiz oyun alanında, dünya değil parçalanmış bir evrende, sonsuz sayıdaki yerlerde bir yaşam.

Bugün, siyasetin geldiği nokta; bu türde bir “sabit nokta”nın yöneticilerin hemen hiçbirinde olmadığının göstergesidir. Dini, ilâhi aşkı yalnızca dinlediklerinden, okuduklarından bilen; bir türlü kendisinde tecessüm ettiremeyenlerin; ruhsal ya da fiziksel olarak dolaştığı yer neresi olursa olsun, bir ayağını bu sabit noktada tutmayı unutanların; uzun yıllar “yol”da uğraşmalarının ardından, “yaşadıkları gibi” inandıkları görülür, ki bu kanaatimce kurbanı bol bir kör kuyudur. Kutsal-dışının türdeş uzamıdır.

Kutsal, karşısında ürperdiğimiz, aşkın bir güç ile karşı karşıya olduğumuzu anladığımız andır diye anlatır Kutsalı olanlar. Rudolf Otto “Yaşayan Tanrı”nın soyut bir kavram, bir alegori olmadığını kendisini mysterium tremendum denilen ezici bir güç üstünlüğü ile manifeste ettiğini söyler. Buradaki “tremendum” sözcüğü korku, gazap olarak çevriliyor ki yanlıştır. Sarsıcı bir ürperme deneyimidir sözü edilen. Bu, Kur’an’da haşyet olarak geçer. Haşyet korkmak değildir, havf korkudur. Korku, yaşamsal bir tehlike karşısında verdiğimiz tepki olabileceği gibi; nesnesi olmayan psişik bir durum da olabilir. Korku, Emmare düzeyi nefsin sıfatlarındandır. Yunus Sûresi/62 şöyle der: “E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn” “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” Allah dostu korkmaz ama haşyet duyar. Tasavvuf ehli, Allah’ın azameti karşısında duyulan ürpertinin, ilahi Aşk’a dönüştüğünden söz eder. O güne dek deneyimlediğimiz tüm duygular, bu karşılaşma sonucunda kadük olacaktır, başka her şey değerini yitirecektir. Aşık dağları boşuna delmez.

Keşke diyorum; Kur’an’da başörtüsü ve cinsellik üzerinden, kadının özgürlüğünü kısıtlamak peşinde olanlar kadar; Kur’an’da işaret edilen bu yüksek mertebeleri kendisine dert edinen, Allah Dostu olmayı, bir “sabit nokta” olarak bellemiş güzeller artsa. Keşke


Gülgün Türkoğlu kimdir?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji mezunudur. University of London King’s College’da yüksek lisansını tamamladıktan sonra National Rivers Authority ve Anglian Waters’da biyolog olarak görev yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra özel kuruluşlarda Ar-Ge alanında uzman olarak çalışmış, yöneticilik yapmıştır. Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü, Tıp Fakültesi ve CNRS Paris ortaklığında yürüttüğü doktorası insan genetiği üzerinedir. Avrupa birinciliğini kazanan Bio-Ace Centre of Excellence başvurusunu yürüten iki kişilik ekiptendir. Bir süre bu projenin müdürü olarak görev yapmıştır. Düşünüyorum Dergisi yazarlarındandır. Felsefe ve Kadın Sorunları üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI