Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Suriye yaralarını sarıyor 2: Humus-Lazkiye

Cumartesi, 15 Eylül, 2018
Suriye’de geçirdiğim sekiz günde büyük bir değişime şahit oldum. İnsanlar artık sadece İdlib, Kürtler ile ne olacağı ve savaş sonrası toplumun nasıl toparlanacağını konuşuyor. İdlib ile ilgili düşünceler net, Kürtler ile bir çıkış yolunun bulunabileceği düşüncesi daha ağır basıyor.

HUMUS – Şam’da geçirdiğimiz üç gün sonrasında Humus’a doğru yola çıkıyoruz. Son durak Lazkiye. Şam-Humus karayolu istisnalar dışında her zaman açıktı ancak çok sayıda askeri kontrol noktası vardı. Şimdilerde yaklaşık 160 km’lik yolda sadece birkaç kontrol noktası kalmış. Sağlı sollu dinlenme tesisleri tekrar açılmaya başlamış. Pazar günü haftanın ilk iş günü olduğu için yollar daha kalabalık. Otobüsler, minibüsler Lazkiye, Tartus, Humus gibi illerden Şam’a yolcu taşıyor. Kriz öncesinde yaklaşık 300 km’lik Lazkiye – Şam yolu 150 Suriye Lirası’ydı (yaklaşık 3 dolar), şimdi aynı mesafenin ücreti 1500 liraya çıkmış (yine yaklaşık 3 dolar). Dolar olaylar öncesinde 45 Suriye Lirası’ydı, bir ara 700- 800 liraya çıktı, şimdilerde 440 lira.

Humus Saat Kulesi

Kriz sırasında Suriye Lirası, dolar karşısında yaklaşık 10 kat değer kaybetti. Fiyatlara aynen yansıyan bu duruma rağmen Şam ve diğer illerde olduğu gibi Humus’ta da hemen her tür sebze, meyve, et, süt gibi temel tüketim maddeleri rahatlıkla bulunuyor. Ancak Suriye halkı için bu ürünleri alabilmek eskisi kadar kolay değil. Dolar ve fiyatlar 10 kat artmasına rağmen ücretler sadece üç kat arttı bu sekiz yıl içinde. Kriz öncesi ortalama memur maaşı yaklaşık 15 bin liraydı ve yine yaklaşık 300 dolara denk geliyordu, şimdilerde ortalama 45 bin liraya yükselen memur maaşı 100 dolara denk geliyor.

Humus’a yolculuğumuz 1,5 saat kadar sürüyor. Şehre girişte yine kontrol noktası, Türk pasaportu ve yine aynı bakış. Suriye Enformasyon Bakanlığı tarafından verilen çekim ve röportaj izni yazısını gösteriyoruz.

Bakanlığın Humus’ta görevli memuru “nerelere gitmek istiyorsunuz?” diye soruyor. Baba Amr, Halidiye, olayların ilk başladığı 60’ıncı cadde, 120 bin öğrencinin bulunduğu Baas Üniversitesi gitmek istediğimiz yerler.

Baas Üniversitesi’nin girişi

Görevli bizi önce valiliğin ve Humus’un simgesi yeni saatin bulunduğu meydana götürüyor. Burada birkaç fotoğraf çektikten sonra Eski Şehir’e doğru yürümeye başlıyoruz. Hâlâ duvarları isten kararmış dükkanların bazılarından tamirat sesleri geliyor.

Naura semti Dablan Caddesi’ndeki dükkanlardan birine giriyoruz. Dükkan sahibinin adı Safwan Şeherli (Şehirli). Soyadı dikkatimi çekiyor. Osmanlı döneminden kalma soy adları genellikle meslek belirten “ci, cı” ya da kişinin nereli olduğunu belirten “li” eki ile bitiyor.

Safwan Şeherli

Safwan Şehirli makyaj ve düğün malzemeleri satıyormuş. Olayların başında gösterici gruplar tarafından baskı yapılınca dükkanını terk etmek zorunda kalmış. Şimdilerde dükkanını eski haline döndürmeye çalışıyor. Yeniden elektrik, su bağlatmış, ticaret odasından iznini almış ve yakında satışlara başlamayı umuyormuş.

Sadece “nasilsin” gibi birkaç kelime Türkçe bilen Safwan’a nereli olduğunu soruyorum. “Aslımız İstanbullu” diyor. Ataları Osmanlı döneminde Humus’a gelmişler ama şimdi hiç tanıdığı yokmuş İstanbul’da.

Fotoğraf çeke çeke tarihi çarşıya doğru ilerliyoruz. Onlarca poz çekmemize rağmen yanımıza hiç kimse yaklaşıp “ne yapıyorsunuz, kimsiniz?” diye sormuyor. Bu da “normale dönülmeye başlandığının” göstergelerinden biri. Olayların yoğun olduğu dönemde her adımda bu sorularla karşılaşırdık.

Tarihi çarşıda esnaf

Bab Hud semti olaylar sırasında göstericilerin ve silahlı grupların merkezlerinden biriymiş. Bab Hud muhtarı Usame Sibaği harap olmuş bürosunun önüne koyduğu iskemle ve küçük masada hizmet veriyor. Durumun eskisine göre daha iyi olduğunu esnaf ve mahalle sakinlerinin yüzde 60’ının geri döndüğünü, semtteki okulların açıldığını anlatıyor.

Bab Hud muhtarı Usame Sibaği

Tarihi çarşı olaylar sırasında harap olmuştu. Bir kısmı yenilenmiş ve hizmete girmiş. Burada kuyumcu dükkanı işleten Halid Cavvud ile sohbet ediyoruz. Cavvud birçok kuyumcu dükkanının olaylardan önce geceleri altınları vitrinde bıraktığını ancak bunların bir kısmının olaylar sırasında talan edildiğini söylüyor. Cavvud’un altınları dükkanının vitrininde sergilemesi “güvenliğin” yeniden sağlandığının göstergelerinden bir tanesi. Cavvud tarihi çarşıdaki kuyumcuların, dükkanlarını artık açabildiklerini belirtiyor.

Çarşının en eski esnafından Züheyr Tayyara 56 yıldır aynı dükkanı işletiyormuş. Tayyara Humus ve Türkiye gibi komşu ülkelere göçen komşu esnafa çağrıda bulunduklarını ve geri çağırdıklarını anlatıyor. Ürdün ya da başka ülkelerden geri dönenlerin olduğunu belirtiyor. Elektrik eskiden günde en az sekiz saat kesilirken şimdilerde istisnai kesintiler yaşanıyormuş.

Parfümcü

Aynı çarşıda parfüm satan bir dükkana giriyoruz. Satıcı kadın ile muhabbetten sonra yanında bulunan dondurma satan esnaf arkadaşı ile fotoğraflarını çekiyorum, çarşı içinde ayrı poz veriyor. Fotoğrafları kendisine göndermem için söz alıyor benden.

Halidiye

Halidiye, olayların en uzun sürdüğü semtlerden birisi. Mihmandarım Halidiye’de yıkıntılar arasında gezerken yüzde 70’ten fazla hasar gören binaların tamamen yıkılacağını ve yeniden imar edileceğini aktardı. Görüş alanımıza giren binaların hemen hepsi bu durumda. Bu da koca koca semtlerin tamamen yıkılıp yeniden imar edileceği anlamına geliyor. Yabancı müteahhitlerin iştahını kabartan projelerin ilki Baba Amr için hazırlanmıştı. Hükümet yaklaşık iki yıl önce Baba Amr’ın tamamen yıkılmasına ve yeni projenin uygulanmasına karar vermişti. Baba Amr’da projenin uygulanması için çalışmalar sürüyor.

El Mahzumi İlkokulu’na düzenlenen bombalı saldırıda ölen 25 öğrencinin fotoğrafı ve anılarına yaptırılan anıt.

Yıkık semtlerden sonra yolumuz Suriye’de sembol okullardan biri haline gelen El Mahzumi İlkokulu’na düşüyor. Okullar bu yıl öğrenci çokluğu nedeniyle 20 gün önce açılmış, müfredat daha uzun bir süreye yayılmış. Bundan birkaç yıl önce okullarında yaşanan katliamdan habersiz çocuklar fotoğraf makinesini görünce poz veriyor. Akrama semti olaylar sırasındaki en büyük katliamlardan birine sahne olmuş ve El Mahzumi İlkokulu’na düzenlenen bombalı saldırıda 25 öğrenci ölmüştü. İlkokula girdiğimizde bizi ölen öğrencilerin fotoğrafları ve anılarına yaptırılan anıt karşılıyor. Okulun müdiresi Sadiye Zamatli ölen öğrencilerin bazılarının fotoğraflarının asılı olduğu odasında bize çok zor zamanlar geçirdiklerini ancak şimdi yaralarını sardıklarını söylüyor ve ekliyor: “Yaşadıklarımıza, savaşın getirdiği bunca acıya rağmen ayakta kalacağız, hayatımız eski günlerine ve çocuklarına geri dönecek.”

El Mahzumi İlkokulu

Humus’ta misafir olduğumuz evlerde de konuşulan tek konu İdlib. Bana Türkiye’nin ne yapacağını soruyorlar. “Siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum, daha fazlasını değil” cevabını veriyorum.

Suriye ilaç endüstrisinin merkezi ve ülkenin iki büyük rafinerisinden birinin ev sahibi Humus, Suriye’nin her anlamda kavşak noktalarından biri. Humus Müslüman, Hıristiyan, Alevi, Sünni hemen her kesimden insanı barındırdığı için olaylardan en çok etkilenen şehirlerden de biri oldu. Humus’ta yaraların sarılması diğer bazı şehirlere göre daha zor gibi görünüyor ancak insanlar umutlarını yitirmiş değiller.

Humus sonrası Tartus ve Lazkiye’ye geçiyoruz. Buralarda göze çarpan iki konu nüfuslarının neredeyse ikiye katlanmış olması ve köyler de dahil hemen her yerleşim biriminin cadde ve sokaklarında savaş sürecinde hayatını kaybeden askerlerin, sivillerin fotoğrafları. Savaş sürecinde İdlib, Halep, Deyrezzor, Rakka, Hama ve Humus kırsallarından milyonlarca kişi yönetimin hakim olduğu bölgelere kaçtı. Bunların başında Şam, Tartus ve Lazkiye geliyor. Lazkiye’de sadece Halep’ten kaçan yaklaşık bir milyon insan yaşıyor. İlk ve orta öğretim okullarında artık neredeyse yer kalmamış.

Lazkiye’den Keseb’e giderken eskiden Belluran göletinden hemen sonra yol Akdeniz sahili tarafından devam ederdi. Türkmen beldesi Kastal Muaf’tan geçen asıl ana yol silahlı grupların menzilinde olduğu için kapalıydı. Şimdilerde bu yol da açılmış. Yolda sağlı sollu yanık, yerle bir olmuş binalar, yanmış, kesilmiş ormanlar çarpıyor gözümüze.

Ermenilerin yaşadığı ve eskiden zengin Körfez Araplarının sayfiye yeri olan Keseb’e minibüsler eskisi kadar sık olmasa da çalışmaya başlamış.

Keseb – Yayladağ gümrük kapısı filmlerden fırlamış gibi. Suriye tarafında birkaç görevli var. Çantalarımız kontrol edildikten sonra pasaport işlemlerimiz yapılıyor ve Türkiye tarafına geçiyoruz. Gümrük sahasının iki tarafında Türkiye – Suriye sınırına çekilen duvar göze çarpıyor. Türkiye gümrüğü tarafı da sessiz. Uzaktan bir hareket görünce ıslık çalıyorum. Gümrük muhafaza görevlisi geliyor ve “içki, sigara var mı?” diye soruyor. “Hayır” cevabını alınca çantayı arıyor ve öğle yemeği için Yayladağ’a giden görevlilerin gelmesini bekliyoruz. Pasaport işlemlerinden sonra “gazeteci” olduğumuz öğrenilince Yayladağ’dan gelecek “bazı görevlileri” beklememiz gerektiği söyleniyor. Gelenlere kim olduklarını soruyorum “Emniyetteniz” diyorlar. İlk soru “Eee Musa Bey nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz?” oluyor. “Hiç valla, ne olsun işte, uğraşıyoruz” cevabını veriyorum. Suriye tarafında durumu soruyorlar “gayet iyi, büyük değişim var” diyorum. Sonra bütün Suriye’de olduğu gibi konu İdlib’e geliyor. Görevlilerden birine “Türkiye tarafına geçebilecek sivillerin arasına karışacak militanların tehlikeli olabileceğini” anlatıyorum, o da “zaten yığınak bunun için yapılıyor” diyor.

Suriye’de geçirdiğim sekiz günde büyük bir değişime şahit oldum. İnsanlar artık sadece İdlib, Kürtler ile ne olacağı ve savaş sonrası toplumun nasıl toparlanacağını konuşuyor. İdlib ile ilgili düşünceler net, Kürtler ile bir çıkış yolunun bulunabileceği düşüncesi daha ağır basıyor. Toplumun geleceği ile ilgili tablo çok da iyimser değil. En büyük endişe ise “Vietnam Sendromu.” Gelecekle ilgili endişeleri sonraki yazımızda özetlemeye çalışacağız.


Musa Özuğurlu kimdir?

2007'de Suriye'de yasamaya başladı. 2012'den 2016'ya kadar TRT Türk'ün Suriye temsilciliğini yaptı ve savaşı yakından takip etti. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Tele 1 TV'de sabah gündem - yorum - medya analiz programı yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI