Gülgün Türkoğlu
Gülgün Türkoğlu
  • gulguntp@yahoo.com

Merhaba yeni dostum Dr. Burnell

Salı, 11 Eylül, 2018
“Suçlanırsan, suçlama işlemleri ve doktoradan kovulmak için gereken zamanda durmaksızın çalışıp, kayıt yapmaya devam edersin. Yine de atılırsan en azından ‘elimden gelenin en iyisini yaptım’ dersin.”

Londra’da bir otel odasındayım. Birkaç gün önce İzmir’de geçirdiğim çene operasyonunun ve seyahatin ağırlığı; sistemime her yerden sızmaya çalışan grip, “annesel” işlerin getirdiği çok yoğun bir koşuşturmaca arasında, bir suçluluk duygusuyla uyandım bu sabah. Yarın yayımlanacak olan yazımı, dünden teslim etmiş olmama rağmen “ne! müze ziyaret planı mı?” diye fırça çeken vicdanımla baş başayım. Basınımızda pek de ilgi görmeyen bu kadını anlatmalıyım. Jocelyn Bell Burnell’in, ödül olarak kazandığı 3 milyon doları bağışlamış olmasını bir haber konusu yapıp geçiştiremeyiz. Geçiştiremedim.

Bu muhteşem kadın, Kuzey İrlanda’da doğmuş. Glasgow Üniversitesi’nde okuduğu yıllar 60’lı yıllar. Astrofizikçi kendisi; üniversitede, derslere katılmak için sınıfa girdiğinde yüzünün kızarmaması için, kendini eğitmiş bir genç kadın. Erkek öğrenciler, tek kadın olan bu öğrenciyi bezdirmek için oldukça çabalamışlar, sınıfa girdiğinde yuhalamışlar. Jocelyn, yüzünün her kızarmasında onların kazandığını idrak ettiği zaman, kendisini eğitiyor ve sonrasında yüzü kızarmıyor.

Kendisi sıradaki sıçramaya bir tesadüf elbisesi giydirse de, doktorasını Camridge Üniversitesi’nde yapıyor. Doktora yıllarında da ayrımcılığı iliklerine kadar hissediyor; bu sefer haritanın yanlış bir yerinde doğduğu hissettiriliyor, kendi deyimi ile “Güneyli İngiliz” meslektaşları tarafından.

Bir sabah, zaman bir Aralık ayının 21’inci gününe geçeli henüz 2-3 saat olmuşken yüksek hızlı kaydedicisinden o güne kadar kaydedilmemiş bir sinyal alıyor. Evet, müstakbel Dr. Burnell, evde 18 aylık bebeği olan anne Jocelyn ilk Pulsar’ı keşfetmiştir. Pulsar (Pulsating Radio Star) bizim sinyal şeklinde kaydedeceğimiz radyo dalgalarını gönderen yıldız anlamına geliyor. Keşfine inanılmayacağından, sahtekarlık suçlaması ile karşı karşıya kalacağından endişe etmesine rağmen şöyle düşünür: “Suçlanırsan, suçlama işlemleri ve doktoradan kovulmak için gereken zamanda durmaksızın çalışıp, kayıt yapmaya devam edersin. Yine de atılırsan en azından ‘elimden gelenin en iyisini yaptım’ dersin.” “Savaşçı bir tipim” diye ilave ediyor. Hemen telefon ettiği doktora danışmanı Dr. Hewish ona inanmaz. Uzatmayayım, Hewish daha sonra bu buluş nedeni ile Nobel Ödülü alacaktır, Burnell değil! Üstelik fizik alanında, astronomi dalına giden ilk Nobel’dir Hewish’in aldığı Nobel.

Geçtiğimiz hafta temel fizik alanında verilen Breakthrough ödülünü kazandığı açıklandı Dr. Burnell’in. Ödülün maddi getirisi olan 2.3 milyon sterlini, fizik alanında çalışacak ancak temsil sorunu yaşayan kadınların, azınlıkların ve mültecilerin eğitiminde kullanılması için bağışladığınıysa hepimiz duyduk.

Konu başlıkları olarak; size, bu kadını ve olayın yaşandığı ülkeyi niçin geçiştiremeyeceğimizi anlatmak istiyorum:

1. Para ile ilişki: Dr. Burnell, mimar bir babanın kızıdır, ekmeğini bilim yaparak kazanmıştır. Parası olmayan kişinin, para ile olası ilişkisini romantize etmesine sık rastlanır. Oysa çoğunluk, para ile temas durumunda bencilleşir, cimrileşir, dengesini yitirir. Banka hesabınızda aniden 3 milyon dolar belirdiğini düşünün, sonra tereddütsüz bir kararı takiben artık orada olmadığını. Yüz milyon doları var da üçünü bağışlıyor denilecek bir durum yok ortada. Bilgece bir özgüven.

2. Bağış kültürü: Bağışların, yerinde ve hakkaniyetle kullanılacağının sorgulanmasına gerek duyulmayan bir etik seviye. İmrenilecek güven ilişkileri. Bizde, sarpa sarmamış bir bağış ilişkisine siyah kuğu kadar ender rastlanır.

3. Temel bilimler: Temel bilimler alanında nasıl da aktif bir ortam! İnsanlar temel bilim alanında sebat edip, çoluk çocuk sahibi olup, insan gibi yaşayabiliyorlar. Rüya gibi. Temel bilimler bizde artık tercih edilmedikleri için kapatılmaları gündeme geliyor sık sık. Bu konu eğitim sistemimizin kara deliklerinden birisidir. Temel bilim alanında varlık gösteremeyen bir ülkenin bilimle teması, teknoloji kullanımı ile sınırlıdır. Ebeveynler, temel bilim okumak isteyen çocuklarını desteklesinler lütfen.

4. Ayrımcılık: Bugüne kadar aldığı ödüller ve yöneticilik pozisyonları, eğitimi boyunca acısını çektiği cinsiyet ve ırk ayrımcılığına etkin yanıtlar olmuş; lâkin, son hareketi ile duruşunu taçlandırmış.

5. Alçak gönüllülük: Astronomi alanında, yirminci yüzyılın en iyi buluşunu yapmış olan Dr. Burnell kendisi ile yapılan bir söyleşide, Nobel ödülü ile ilgili maruz kaldığı tutumu anlayabildiğinden söz ediyor “ben o zaman bir öğrenci idim, öylesine büyük bir ödülün bir öğrenciye verilebilmesi için öğrencinin olağanüstü bir buluşa imza atmış olması gerekir; benim buluşum olağanüstü değildi… Hocalarımın da kadın olduğum için beni dışladıklarını düşünmüyorum, onların gözünde yalnızca bir öğrenciydim” diyor.

Richard Taylor, Nobel ödülünü kazandığını öğrendikten sonra aynaya baktığında kendisine şöyle demiştir: “Murray Gell-Mann zekidir. Dick Garwin zekidir. Sen ise şanslısın.” Dr. Taylor tüm samimiyeti ile “ben alt tarafı ölçüm yaptım, benim işim ölçüm yapıp bunun doğru olduğundan emin olmaktı. Onlarsa, ölçtüğüm şeyin ne olduğu konusunda kafa yordular” der. Bu tür insanlarda beni çarpan şey dengeleri oluyor. Jocelyn Bell Burnell gibi, son derece inatçı, savaşçı, kararlı ve özgüvenli bir insanın; Nobel ödülü alan ekibe dahil edilmememiş olmasını böylesine bilgece yorumlayabilmesi, hesabı verilmiş bir diyalektik çekişmenin ürünü olsa gerek. Bu savaştan muzaffer çıkanlara nam bir şık tutum içinde: ‘Sürü’den olmadığı edimlerinde gözlemlenebilen ama bunu pek de umursamayan bir tutum.

Jocelyn, senin gibi bir dost edindiğim için çok şanslıyım, içimi ısıtıyorsun.


Gülgün Türkoğlu kimdir?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji mezunudur. University of London King’s College’da yüksek lisansını tamamladıktan sonra National Rivers Authority ve Anglian Waters’da biyolog olarak görev yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra özel kuruluşlarda Ar-Ge alanında uzman olarak çalışmış, yöneticilik yapmıştır. Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü, Tıp Fakültesi ve CNRS Paris ortaklığında yürüttüğü doktorası insan genetiği üzerinedir. Avrupa birinciliğini kazanan Bio-Ace Centre of Excellence başvurusunu yürüten iki kişilik ekiptendir. Bir süre bu projenin müdürü olarak görev yapmıştır. Düşünüyorum Dergisi yazarlarındandır. Felsefe ve Kadın Sorunları üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI