Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya

Cumartesi, 1 Eylül, 2018
İcralık çocuklar kavramsallaştırmasıyla gündeme taşınan çocukların üstün yararını gözeten yok. Anne baba da olsa, sivil toplum faaliyeti de olsa, gazetecilik örneği de olsa, yetişkinler kendi çıkarlarının peşinde.

İcra yoluyla velayet hakkına sahip olduğu çocuğunu teslim almak yönünde işlem yapan anne ve ona gitmek istemeyerek feryat eden çocuk, çocuğun yanında basın mensuplarına annesi aleyhine ithamlar seslendiren baba, son günlerin en çok konuşulan haberlerinden. İçimizi kanatan sosyal yaralardan birisi boşanmış ailelerin hukuk kararlarına uymayışı ve çocuğu diğer ebeveynle görüşme hakkından mahrum bırakışı.

Anneye velayet hakkın tanınmasına karşı çıkan bir kesim de bu acı tabloyu “icralık çocuklar” kavramıyla ve kadın aleyhine alabildiğine kullanıyor. Basın desteği de çok yüksek. Duygu sömürüsüyle kamuoyu vicdanını kanırtarak kendilerine haklılık alanı yaratmak için çocuk feryatlarını basına servis ediyorlar. Sadece ebeveynin bilgisiyle sınırlamadan, çocuğun adıyla resmiyle ve çığlıklarıyla yapılıyor haberler. Hafta içinde ulusal-yerel, görsel-yazılı pek çok medya kuruluşu toplumu ajite ederek işledi olayı. Bu arada asıl yarayı çocuk aldı ve kimse umursamadı bu tedavisi zor travmayı.

Tıpkı boşanmış ailelerin birbirlerinden çocuğu kullanarak intikam alması gibi. İcra yoluyla çocuk teslimi usulünün değişmesini isteyenler de kampanyalarında çocukları kullanmaktan çekinmiyor. Çocuk, ebeveynin elinde diğerine had bildirme aracıyken aynı çarpık zihniyetle yürütülen kampanyanın elinde ise karar vericileri etkilemek için kamuoyu yaratma aracı, gündem malzemesi.

Ne çok olay var böyle…

İcralık çocuklar kavramsallaştırmasıyla gündeme taşınan çocukların üstün yararını gözeten yok. Anne baba da olsa, sivil toplum faaliyeti de olsa, gazetecilik örneği de olsa, yetişkinler kendi çıkarlarının peşinde.

Okul çağındaki çocuk iki hafta sonra arkadaşlarıyla buluştuğunda ne tür zorluklar yaşayacak bu haberler nedeniyle kimsenin dikkat ettiği yok. Haberlerde ismiyle resmiyle, video görüntüleriyle yer alışı, kırılgan ruhuna taşıması zor bir yük daha bindirmiş oldu. Ebeveynleri arasındaki çatışmalı, gergin süreçler, çocukların duygusal gelişimini çok olumsuz etkilediği için habere konu yavrumuzun, yaşadığı sıkıntıları tahmin etmek zor değil. Topluma düşen hayatını kolaylaştıracak önlemleri almak için çocuğu öncelemek. Ama bakanlık bile olaya müdahil olacağı beyanında çocuğun kimliğini açıklamaktan çekinmemiş. Bu ne aymazlık? Bu ne iş bilmezlik?

Üstelik haber başlıklarında, TV anonslarında gerçek çarpıtılarak sunuldu genel olarak. Çünkü olayın aslı çocuğuyla kişisel ilişki kurma hakkını kullanan babanın, görüşme süresi dolduğunda velayet sahibi anneye çocuğu teslim etmeyişi. Anne, yasal hakkını icra dairesi vasıtasıyla kullanmış ve çocuğunu teslim almak istemiş. Hukuka uymayan, hak ihlali yapan erkek, basında “mağdur baba” rolüne sokuluvermiş. Ajite edici başlıklar ise “icra yoluyla çocuğu elinden alınan baba” hakkında. Yetmemiş yargı kararını çiğneyen yani bu olayda suçlu olan erkek ağzından çıkan sözler gerçeğin ta kendisiymiş gibi haber yapılarak kadın itibarsızlaştırılmak istenmiş. Çocuğunun iyiliğini düşünen bir baba, çocuğun yanında basın mensuplarına yüksek sesle annesini kötüler mi? Annesinin haysiyetiyle basın önünde oynanan çocuk, babayla geçirdiği bir ay süresinde annesi aleyhine ne denli işlenmiştir, kim bilir? Bunu yargı aşamasında psikiyatri uzmanları anlayabilir belki.

Boşanma istatistikleri yayınlanır TÜİK tarafından. Herkes feryat figan “aile bitmiş” demeçleriyle boşanmaları önlemeye çalışır. Oysa boşanmaların biçimi, sayısından daha önemli… Özellikle çocuğun yararı için medeni ilişkilerin sürdürülmesini mümkün kılacak, karşılıklı iyi niyetle boşanmaların sayısını arttıracak tedbirler üzerinde konuşmalıyız. BoşanMA komisyonunun işi bu olmalıydı mesela. Boşanmaları önlemeyi değil nizalı boşanmaları azaltmayı dert edinmeliydi.

Tartışmalı, gerilimli, huzursuz aile ortamında yaşamak çocuk için ne kadar sakıncalıysa, boşanma sonrası ebeveynin diğerine karşı çocuğu silah olarak kullanması da aynı derecede zararlı. Çocuğun yararını gözeterek kişisel ilişki kurma hakkı tanıyan hukuk, bu hakkın usulüne uygun kullanımı için de aile mahkemelerini görevlendirebilir. Yargı kararına uymayan ebeveyn, kadın da olsa erkek de olsa çocuğun yararını değil kendi kişisel hırslarını öncelediği için hukuki yaptırımlarla baskı altına alınabilir.

Ancak çocuk feryadını kendi kampanyaları için araçsallaştıranların istediği gibi icra dairesinin çocuk teslimi konusunda devreden çıkarılmasının çok sayıda mahzuru olabilir. Hukuk bu konuda icra dairelerini yetkilendirdiği için işlem hukuk kanalıyla yürütülüyor şu an. İcra memuru yanında bir pedagog veya sosyal hizmet uzmanıyla zabıt tutarak gerçekleştiriyor. Kampanyayı yürütenlerin istediği ise icra dairesine her görüşme hakkı kullanımı sırasında para yatırmaktan kurtulmak. Bakanlık görevlilerince icra dairesinin işinin üstlenilmesini talep ediyorlar. Seçimlerden önce iktidar çevrelerinden sızan bilgiler de bu yönde düzenleme yapılacağı şeklindeydi. Yargısal düzenlemeyle yürüyen bir işlemin daha hukuk by-pass edilerek, yetkinin yargıdan alınıp merkezi bürokrasiye verilmesi demek bu talep. Doğrudan velayet hakkı gibi hukuki bir konunun yargı denetiminden çıkarılması, bürokrasinin yetkisinin arttırılarak etki gücünün yükseltilmesiyle sonuçlanır. Akla bile gelmeyen pek çok sorun yaratır, zaman içinde. İlkesel tutumla hukuki konularda bürokrasinin yetkilendirilmesine yol açacak uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalı.
Çocukları ebeveynin araç olarak kullanmasını önlemek için velayet konusundaki düzenlemelerin, periyodik sosyal görüşmeci raporları eşliğinde aile mahkemesi tarafından sıklıkla gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.

Ebeveyne ve çocuğa psikolojik destek aile mahkemesinin yönlendirmesiyle boşanma sonrası gündeme gelmeli, eski eşler kişisel intikam duygularından uzaklaştırılıp çocuğun yararını düşünmeye odaklanmak yönünde teşvik edilip gerekirse hukuki yaptırımlarla bu yönde zorlanmalı.

İcra dairesine yatırılan paranın çocukla görüşme usulünce tamamlanıp, süresinde teslimi gerçekleştikten sonra iadesi mümkün kılınabilir, belki bu yönde bir düzenleme ihtiyacı karşılar. İcra daireleri çocuk görüşmesi için ödenen rakamı adi emanet hesabında muhasebeleştirip kolaylıkla iadesini sağlayabilir.

Her halükarda “icralık çocuklar” kampanyası yürütenlerin çocukları ajitasyon aracına dönüştürerek bir kez daha örselemesi engellenmeli.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI