Yine yeni bir 'tribute' albüm: 'Ve Nazan Öncel Şarkıları' ve hatırlattıkları…

Pazar, 26 Ağustos, 2018
Saygı albümlerindeki en büyük dertlerden biri, şarkıları sahibine öykünerek söylemek. Nazan Öncel’in belli bir tarzı var: Kelimeleri eze eze söyler ve bu yorumla şarkılar içimize oturur. Neyse ki burada kimse ona öykünmemiş, komik duruma düşmemiş. Yine de farklı düzenlemeler beklerken neredeyse bir elden çıkmışçasına yapılmış düzenlemeler albümdeki çeşitliliği yok ediyor.

Batı’da bin yıldır yapılan “tribute” albümleri bir süredir bizim de gündemimizde. Yazık ki önümüze hep kötü örnekler çıkıyor. “Saygı albümü” olarak Türkçeye çevirebileceğimiz bu kavram yeterince anlaşılamadığı için bu tarzda yapılan çalışmalar tuhaf toplamalar ve gereksiz derlemelerden ibaret. Ezginin Günlüğü, Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli gibi isimler için yapılmış albümler diğerlerinden ayrılıyor, güzele bir nebze yaklaşıyor ama bu tarz albümlerin en iyi örneği hâlâ aşılamamış olan “Şarkılar Bir Oyundur / Bülent Ortaçgil için söylenmiş Bülent Ortaçgil şarkıları” adlı derleme. Ada Müzik tarafından yapılmış bu çalışma, bir ilk. Çıtayı öyle bir yere koydu ki hâlâ kimse oraya ulaşamadı!

Memlekette bu tür albümlerin kaderi baştan belli aslında: Plak şirketinin ısrarıyla albüme alınan isimler, sonucu etkiliyor. En bariz örneği, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Cem Karaca ve Barış Manço şarkılarının yeniden yorumlandığı albümler. Bir tür “yıldızlar geçidi” ama şarkıların düzenlemeleri hep aynı. Bir tornadan çıkmış şarkıları farklı sesler seslendiriyor, hepsi bu. Elbette içlerinde (Duman, Athena, Manga gibi) şahane dokunuşlar var ama bu isimler neye dokunsa kendilerinin kılıyor zaten.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Ve Nazan Öncel Şarkıları” vesilesiyle yeniden bu tartışmayı açmak isterim ama hep aynı şeyleri söylüyoruz ve bunları belli ki kimse duymuyor. Yapılan yine aynı. Nazan Öncel albümü şüphesiz diğer albümler arasında farklı bir yerde zira şarkılarını söyleyenler, onu anlamış insanlar. Yine de kimi gereksiz hamleler albümün daha da güzel olmasını engellemiş, yıllarca konuşulacak bir iş yapma imkanı varken bu kimi ellerde heba olmuş.

Açık söyleyeyim, duyduğum anda beni heyecanlandıran bir projeydi bu. Liste açıklandığında heyecanım daha da arttı. Çıktığı gün aldım, dinledim. Yaşadığım bir hayal kırıklığı değil ama bu tarz albümleri dinlediğimde dilimden dökülen “keşke olmasaydı” cümlesi burada da birkaç kere ağzımdan çıktı. Üç büyük isimle [Sezen Aksu – Tarkan – Sıla] başlayan, sonrasında yakın dönemin “yıldız”larını buluşturan “Ve Nazan Öncel Şarkıları”nın “iyi”si çok ama içinde “keşke”ler olduğu için bir anda “mükemmel” diyemiyoruz.

Dinlerken aklıma gelen ilk soru şu: Şarkılara hiçbir şey katmayan kimi isimler bu albümde neden var? Misal, Koray Avcı… “Neredesin Firuze”de Emre Altuğ’un seslendirdiği “Erkekler de Yanar”ı almış, İskender Paydaş düzenlemesiyle yeniden yorumlamış ama bu yorum ne yeni ne de heyecanlı. Üstelik falsolu. Memleket pop/rock tarihinde başından beri var olanı sürdürmüş: Erkek ağzından yazılmış şarkılar kadınlar tarafından seslendirildiğinde sözlere dokunulmaz. Bunun tersi de geçerli. En basit örneği, tango külliyatının şahikalarından “Özleyiş”. “Sevdim bir genç kadını” dizesiyle başlayan bu tango, Şehrazat tarafından yorumlandığında “Sevdim Bir Genç Adamı” oldu ama diğer kadın solistler şarkıyı aynen söyledi. Emre Altuğ, “kız kurusu”nu “er kurusu” yapmış, oradan ilerlemişti. Koray Avcı ise dizeye dokunmamış, olduğu gibi söylemiş. Üzerinde durulması gereken bir şey değil belki ama insanın ne söylediğine dikkat etmesi gerekiyor. Yazık ki kimi şarkılar, anlamayan insanlar elinde heba oluyor. “Erkekler de Yanar” buna bir örnek.

Gökhan Türkmen işi “Nazınla Dünya Sazınla Dünya” için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Bu kez sözlerde falso yok ama yorum (Bora Uzer’in dokunuşuna rağmen) oldukça kuru. Listeyi ilk gördüğümde “Neden var?” diye sormuştum, yanılmamışım. Aynı soruyu sorduğum isimlerden biri Çağan Irmak’tı ama dinledikten sonra yanıldığımı itiraf etmeliyim: “Göç”, onun elinde yenilenmiş. Şarkıyı neredeyse olduğu gibi söylemiş ama bildiğimiz yorumun fersah fersah dışında. En azından “Nazan Öncel gibi” söylemeye çalışmamış, kendi olmuş. Yakışmış.

Saygı albümlerindeki en büyük dertlerden biri, şarkıları sahibine öykünerek söylemek. Nazan Öncel’in belli bir tarzı var: Kelimeleri eze eze söyler ve bu yorumla şarkılar içimize oturur. Neyse ki burada kimse ona öykünmemiş, komik duruma düşmemiş. Yine de farklı düzenlemeler beklerken neredeyse bir elden çıkmışçasına yapılmış düzenlemeler albümdeki çeşitliliği yok ediyor. 14 şarkının dört tanesinde İskender Paydaş imzasına rastlıyoruz ama bundan söz etmiyorum: Şarkıları yorumlayanlar niyeyse onları alabildiğine yavaşlatmayı tercih etmiş. Göksel’in “Gidelim Buralardan”ı, Fatma Turgut’un “Zor Dünya”sı ve Mehmet Erdem’in “A Bu Hayat”ı yazık ki böyle. Göksel ve Mehmet Erdem bugüne kadar pek çok şarkıya şahane dokunuşlar yaptı. Onlardan farklı bir “yeni” yorum beklemek yanlış değil. Tamam, şarkıları güzel söylemişler ama keşke söyleyişleri bu kadar düz olmasaymış.

Göksel ve Mehmet Erdem’in yapamadığını Manuş Baba ve Ceylan Ertem yapmış. Manuş Baba “Bu Havada Gidilmez”i kendine yakıştırmış, Ceylan Ertem ise “Sokak Kızı”nı bizzat kendinin kılmış. İlkine diyeceğim bir şey yok ama Nazan Öncel’in her anlamda en sert şarkılarından “Sokak Kızı”nda daha rock’n’roll bir tavır beklediğimi itiraf etmeliyim. Ceylan Ertem’in önceki yorumlarına bakarak şunu söyleyebilirim: Buradan dinamit gibi, zıpkın gibi bir şarkı çıkabilirmiş. Şarkıdaki isyan sanki biraz tırpanlanmış, mağduriyet ön plana çıkmış ama bu hem Ertem’in tavrına hem de şarkının yapısına ters. Yine de şarkının kötü olmadığını, albümün en iyileri arasında çoktan yerini aldığını söylemeliyim.

Bu noktada albümün (bence olmak kaydıyla) yıldızını işaret edeyim: Hayko Cepkin’in yorumladığı “Bırak Seveyim Rahat Edeyim”. Nazan Öncel’in en özel şarkılarından biri Cepkin’in elinde öyle güzelleşmiş ki anlatmak boşuna. Avuçlarımız patlarcasına alkışlamaktan başka bir şey gelmez elden.

Tarkan’ın Ozan Çolakoğlu düzenlemesiyle seslendirdiği “Yalnızlar Treni” şaşırtıcı değil. Şarkının Sibel Can yorumunu hâlâ daha çok seviyorum ama Tarkan her zamanki Tarkan: Ne söylese güzel kılıyor. Nazan Öncel şarkılarını sanki daha bir içten söylüyor, onları daha da güzelleştiriyor. Onca “meşhur” şarkı dururken ıskalanmış bir Nazan Öncel şarkısını yeniden ortalığa çıkartması güzel.

Sıla’nın yorumladığı “Beni Hatırla”, daha ziyade bir Ayşegül Aldinç şarkısı. Ondan dinledik, sevdik. Sonrasında Nükleer Başlıklı Kız tarafından da seslendirilen şarkının Nazan Öncel yorumu ayrıca güzel. Önünde birbirinden güzel üç farklı örnek varken Sıla’nın bu şarkıyı seçmesi oldukça cesur bir adım. Yine de cesareti boşuna değil: Şarkıyı almış, düzenlemeyi çok değiştirmeden kendinin kılmış. “Yorum” dediğimiz tam da bu zaten: Şarkının var olan yorumlarını art arda dinlediğinizde farklı şarkılar dinliyor hissine kapılıyorsunuz.

Sezen Aksu, albümü açan “Gitme Kal Bu Şehirde”ye bambaşka bir anlam katmış –ki bu da beklenenin dışında bir durum değil. Neylan Okan, “aile”den olmanın avantajını sonuna kadar kullanmış ve “Nazlı Ay”ı pek güzel söylemiş. Albümün en güzel yorumlarından biri bu.

Sona gelmeden, başından beri beni en heyecanlandıran isimlerden birinin Eypio olduğunu söyleyeyim. Rap külliyatının erken dönem güzellerinden “Aynı Nakarat”a dokunuşu muazzam. Şüphesiz rap camiasının (Ceza’dan Ezhel’e uzanan) şahane çocukları bu şarkıyı uçururmuş ama Eypio en azından farklı kılmış, yenilemiş. “Ve Nazan Öncel Şarkıları”nın güzellerinden.

Albümdeki “iyi”lerin çokluğu baştaki tartışmayı alevlendirmeye engel değil. Belli ki bu son olmayacak, dahası da yapılacak ama neden yapılıyor bu albümler? Soru çok: Plak şirketleri neden bu kadar belirleyici? Neden daha özgür ve daha özgün yorumlar dinleyemiyoruz? Cevaplar da belli aslında ama bunun üzerine konuşulmuyor. Memleketin en büyük dertlerinden biri zaten bu: Herkes biliyor, kimse söylemiyor. Tartışılacak çok şey var, kimse elini taşın altına sokmuyor. Bu tuhaf günler geçecek, elbet bunlar da tartışılacak. İyisi mi hayat gailesinin bizi kuşattığı şu günlerde kendimizi Nazan Öncel şarkılarının güzelliğine bırakalım. Hem bu albüm birbirinden güzel şarkıları ortalığa çıkartmak, yeniden dinlemek için bir vesile olur belki. Albümdeki şarkılar ve hatırlattıkları sayesinde yıllardır kurduğum cümleyi bir kere daha kurayım: Nazan Öncel kıymetlimiz. “İyi ki var” dediğimiz. Yokluğuyla çok şey kaybederdik ve onu tanımasaydık bunun farkına bile varamazdık. İyi ki tanıdık, iyi ki onunla aynı dönemde yaşadık, yaşıyoruz. Sesi hiç susmasın, şarkıları her dem yanımızda olsun. Sayesinde zenginleşiyoruz, bu bize yeter.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI