Aydın Selcen
Aydın Selcen

Memleketin birinde Kürtler yaşarmış

Pazar, 26 Ağustos, 2018
TSK, cumhuriyet kurulduktan beri, devleti ancak Kürt siyasi hareketinin başarıya ulaşmasının yıkacağını öngörmüş. Türkiye’de ne devletten palazlanmayan burjuvazi ne basiret ve feraset sahibi siyaset sınıfları oluşamamış. Siyasi mücadele, iktidara gelmek, iktidarı korumak ve devlet imkanlarını kullanmak sanılmış. Kurtuluş ve kuruluş, travma olarak hafızalaşmış. “Acıma yetime...” düsturu o travmadan türemiş.

TSK artık Kuzey Irak’ta kalıcı olacakmış. Güneydoğu’da yol kenarlarına beton koruganlı kuleler yerleştiriliyormuş. Sur gibi eski kent merkezleri yıkılıp, ortalarından geniş yollar açılıyor, içlerine muhkem karakollar inşa ediliyormuş. Irak içindeki ileri harekat mevzileri genişletilip, kalıcı askeri üslere dönüştürülüyormuş. PKK’nin Ezidi üst düzey komutanlarından Zeki Şingali (ya muhbir ya yerel dost güçlerce) yerden işaretlemeyle hedef alınarak öldürülmüş, bundan böyle lider kadro teker teker ortadan kaldırılacakmış. Bu kış kar yağmayacak, baharda da kar erimeyecekmiş artık.

TSK’nin Idlip’in batısında, olmazsa kuzeybatısında, Afrin’de ve Bab cebinde, Kıbrıs’ın kuzeyindeki gibi kalıcı olacağını öngören uzmanlar varmış. Bunlara göre, sözü geçen birleşik toplam 11 bin kilometrekare yüz ölçümüne sahip bölge zamanla KKTC’leşecekmiş. Afrin’in yerli Kürt nüfusu tehcir edilmiş, yerine Suriye’den ve Türkiye’den Arap Suriyeliler yerleştirilmişmiş. Bölgenin elektriği Türkiye’den veriliyormuş, yerel yönetimi de Türkiye’den atanan vali yardımcılarınca temin ediliyormuş.

HDP’nin iki eşbaşkanı dahil on milletvekili, 27 belediye başkanı, binleri bulan yönetici kadrosu cezaevindeymiş. HDP’den alınıp kayyum atanan belediyelerde Kürtçe sokak tabelaları, park, kültür merkezi gibi yerlerin isimleri ve Ahmede Hani gibi Kürt büyüklerinin heykelleri kaldırılmış. Yeni bir KHK ile artık belediyelerin ödenekleri aylık olarak, eğer uygun görülürse, Cumhurbaşkanlığı’ndan serbest bırakılacakmış. Yani Cumhurbaşkanlığı uygun görmezse Mart 2019 belediye seçimlerinde işbaşına kazara yine HDP’liler gelmeye yeltenirse ödeneksiz kalacaklarmış diye anlaşılmış.

Türkiye Batı demokrasilerine, NATO müttefiklerine terörle mücadele ettiğini anlatmakta zorluk çekiyormuş. IŞİD, FETÖ, PKK bunlar arasında fark yok diyormuş ama onların aklına terörle mücadele (“counter-terrorism”) yerine isyan bastırma (“counter-insurgency”) teknikleri geliyormuş. Bunun kitabını Vietnam ve Cezayir’de yazan Galula’yı, daha sonra Petraeus Irak’a kuvvet artırma (“surge”) ve mürekkep lekesi (“ink-spot”) stratejileriyle uyarlarken, erişim (“Sunni outreach”) ile desteklemiş diye hatırlıyorlarmış. Ama ABD, Irak’ta işgal gücüymüş, çekilince de arkadan IŞİD ortaya çıkmışmış.

Küresel toplam 35-40 milyon Kürt nüfusun yarısı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıymış. Kürt yurttaşlar arasında, 1921 ademimerkeziyetçi anayasası üç senede terk edilir ve Osmanlı’nın kabaca bugünkü Irak Kürdistanı’na tekabül eden Musul Vilayeti, 1926’da zoraki cumhuriyet sınırları dışında kalırken haksızlığa uğradıklarını düşünenler çoğunluktaymış. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, karanlık 1990’lar, köy yakmalar derken şimdi bir milyonun üzerinde Kürt İstanbul’da yaşar olmuş. Şimdi Ankara, İzmir, Mersin, Adana gibi metropollerde de önemli Kürt nüfus varmış.

19’uncu yüzyıl başında komşumuz Rusya Çerkes meselesini, Sırp, Bulgar, Yunan komşularımız da Balkanlardaki Müslüman nüfus sorununu halletmiş. Canını kurtaran Çerkesler, Balkan muhacırları Türkiye’ye gelince, onlar da 20’nci yüzyıl başında Kürtlerle birlik olup, Anadolu’daki Ermeni ve Rum sorunlarını çözmüşler. On yıllar geçip, nüfus çoğaldıkça, Balkan ve Kafkas göçmenlerin etnik aidiyetleri folklorik boyuta indirgenmiş. Fakat Kürt nüfusun sayısı fazlaymış, ülkenin ulaşılması en güç köşesinde yaşarlarmış, topografya çetinmiş, komşu İran ve Irak’la sınırlar da geçirgen.

Bunlar gider gider, kapansa da, yenisi açılsa da, “bizimki hangi parti?” diye sorar, okuma-yazma bilmese bile yanına çarpı koyar, iple ölçüp oy pusulasında yerini bulur, kendi destekledikleri siyasi hareketi devam ettiren partiye oy verirmiş. Yerleşik siyasi partilerden bıkanlar, sol-sosyalist gelenekten gelenler, Kürtlerin huzur bulmadıkları ülkeye AB standardında demokrasi gelmez diyenler ve bunun gibiler de onlarla birlik olunca, bu parti yüzde on baraja rağmen bir türlü meclis dışına itilemeyen bir etkin ve ulusal muhalefet gücüne dönüşmüş.

O arada dünyada benzer isyanlarla, terörü araçsallaştıran hareketlerle kimi ülkeler on yılı aşan müzakerelerle uzlaşmaya varmış. Barış süreçlerinde önce çatışmasızlık, ateşkes, sonra müzakere, en son silah bırakma aşamalarına geçilirmiş. Bazı ülkeler de, topyekûn imha, çöktürme ve dize getirme yoluna gitmişler. Ama bu ikinci grup ülkelerin hiçbirinde demokrasiden, insan haklarından, hukuk devletinden, bağımsız yargıdan, katılımcı demokrasiden, denge-denetimden, ademimerkeziyetçi etkin yönetişimden söz etmek olanağı yokmuş.

Türkiye’de de TSK, cumhuriyet kurulduktan beri, devleti ancak Kürt siyasi hareketinin başarıya ulaşmasının yıkacağını öngörmüş. “Vatan söz konusuysa, gerisi teferruattır” şiarıyla, güvenlikçi yaklaşımı hem sınırların içinde hem sınırların hemen ötesinde uygulamak gerektiğine iman etmişler. Türkiye’de ne devletten palazlanmayan burjuvazi ne basiret ve feraset sahibi siyaset sınıfları oluşamamış. Siyasi mücadele, iktidara gelmek, iktidarı korumak ve devlet imkanlarını kullanmak sanılmış. Cumhuriyet, devlet, hükümet, ulus, ülke, vatan kavramları üzerine de pek uzlaşılamamış. Kurtuluş ve kuruluş, travma olarak hafızalaşmış. “Acıma yetime…” düsturu o travmadan türemiş. “Düstur” da Arapça “anayasa” demek değil miymiş meğer?

Gel zaman, git zaman, sene olmuş 2018. Gökten üç elma düşmüş…


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI