Gözü yaşlı bayram

Çarşamba, 22 Ağustos, 2018
Biz insanları kurtarmaya, insanın yaşam hakkını savunmaya bakalım. Her türlü çatışmada, bugünün savaş tanrısı sayılan silah endüstrisine insan kurban edilmesini önlemeye çalışalım. Teröre, savaşa, çatışmaya ve cinayetlere karşı çıkmakta ortaklaşalım. Dostluk ve barışla mutlu bayramlarımız olsun İnşallah.

Anadolu’da “gözü yaşlı bayram” der eskiler. Kurban kesimi sırasında ev halkının üzerine bir ağırlık çöker. Sesler kısılır, usul usul hareket edilir, kalpler yumuşar, gözler yaşarır. Can vermenin zorluğu adeta deneyimlenir, kurban kesimini izleyen ölümlülerce. Bir ders, bir pay çıkarır herkes kendine. Ölümün zorluğuna, can yakmamaya, can almamaya dair alçak seslerle nasihatler gelir, yaşlılardan gençlere.

Kurbanlık hayvana şefkatle yaklaşılır. Eziyet edilmeden kesilmesi için çaba harcanır. Varsa çevrede, konu komşuda başka kesimleri, kurbanlığın görmesi önlenmeye çalışılır. Havayı dolduran kan kokusu, hayvancağızı ürkütmesin diye yakın komşular kendi bahçelerinde ama mümkün mertebe eş zamanlı keserler kurbanlarını. Kesim sonrası kan hemen yıkanır, açılan kan çukuru en kısa sürede kapatılmaya özen gösterilir. Yaşamın kutsiyeti, yaşama son verilirken en net biçimde, somutlaşmış haliyle idrak edilir. İnsanlar, birbirlerine ve kurbanlık hayvanlara hiç olmadığı kadar saygı ve merhamet gösterirler-di bayram sabahları. Geçmişte kaldı tabii.

Şimdi kentlerde hiçbiri görülmüyor. Hijyen takıntısının, kurbana saygının önüne geçtiği modern kesimhanelerde yan yana dizili hayvanlar, insanlarda bir telaş… Gözlerdeki yaş değil sıra kapma ya da sırasını kaptırmama hırsı. Çengele asılı durana kurban gözüyle değil her gün her kasapta görülen türden et gözüyle bakılıyor. Yazık ki köylerde bile manevi iklimi kalmadı kurbanın. Her yıl yeni bir mendil hazırlayana rastlanmıyor tıpkı kurbanın gözünü mendille kapatana rastlanmadığı gibi. Çocukların uzaklaştırılması için harcanan çaba, kadınların yaşlı gözlerle bakmamaya çalışarak izlemesi, erkeklerin başları önünde tefekkür eder gibi gözlerinin buğusunu gizleyişi… Hepsi eski zaman masalı adeta.

Can alırken cana kıymet vermek, kimilerine riyakarlık gibi görünür. Aslında herkes bilir hayvan kurban etme adetinin insan kurbanını önlemek olduğunu. Bakireleri, koçların kurtardığını bilmeyen yok. Masumiyetin kurban edilip ilahlara sunulduğu tarihimiz, herkesin malumu. Kadınlar ve çocuklardı masum/temiz kabul edilenler ve ancak onlar layıktı ilahlara sunulmaya. Canlı ve cansız varlıklarla birlikte insan kurban etme adetinin insanlık tarihiyle yaşıt olduğu ve İbrahim’i dinlerle birlikte insan kurbanından vazgeçildiği unutulur, İslam’ın kurbanına saldırılırken. Musevilikte ve Hristiyanlıkta da kurban inancı olduğu bilmezden gelinir. Musevilerin Süleyman mabedi yıkıldıktan sonra küçük ve büyükbaş hayvan kurban etmeyi terk edip sadece zaman zaman horoz ve tavuk kurban ettiği; Hristiyanların, Hz.İsa’nın çarmıha gerilerek kendini kurban edişini kefaret sayma anlayışıyla kurban kesmekten vazgeçtiği dile getirilmez genellikle. Aynı vazgeçiş illa ki Müslümanlardan da beklenir.

Müslümanlar da bilirler sadece hac farizasının bir rüknü olarak kurban kesmenin farz olduğunu. Hac dışında vacip ve sünnet olduğu inancıyla kesilir kurban. Kurban kesme adeti bir inanç… Her yörede farklı ritüellerle gelenekselleşmiş bir inanç. İnanılır ya da inanılmaz. İkisinin ortası yok. İnananlar gereğini yapar inanmayanlara ise saygı göstermek düşer. “Her yer kan gölü”, “vahşet”, “hayvan boğazlayan din” gibi türlü türlü hakaretlerse oryantalist bakışla, İslamofobik yaklaşımla izah edilir ancak.

Vegan ve vejeteryanlara sözüm yok. Seçtikleri hayat tarzı uyarınca karşı çıkmaları normal ama inanca hakaret etmeleri normal olamaz. En az kendilerine bekledikleri kadar saygı göstermeleri umulur. Fakat ikram edilen kurban kavurmasını löp löp mideye indirirken diğer yandan Müslümanların kurban inancını küçümseyenlerin yaklaşımı akla ziyan. Hele lüks et restoranlarında sıraya girip bir kurban bedeli hesap öderken fakirin kursağına giden kurban etine laf etmelerine tahammül etmek de gerekmez. Zira tahammül ve hoş görü düşünceye inanca gösterilmeli, hakarete ve din karşıtlığına değil.

Başta ruh ikliminin bozulması gelmek üzere kurban kesimi sırasında yaşanan pek çok olumsuzluk inananları ve kurban kesenleri de rahatsız ediyor. Daha temiz ve çevreye, insanlara, hayvanlara özenli kesim usulleri geliştirilmek zorunda. İnsan kalitesinin yükselmesi ve yerel yönetimlerin becerisiyle aşılabilecek bu olumsuzlukları dine yüklemenin alemi yok. Yoksulların doyurulması, ekonominin canlanması, hayvancılığın desteklenmesi gibi gerekçelerle inancı rasyonalize etmek de gerekmez. Her yıl yeniden ayet, hadis sıralamak da çok anlamlı değil. Kurban inançtır, dileyen keser, dileyen kesmez, dileyen bağış yapar.

Biz insanları kurtarmaya, insanın yaşam hakkını savunmaya bakalım. Her türlü çatışmada, bugünün savaş tanrısı sayılan silah endüstrisine insan kurban edilmesini önlemeye çalışalım. Teröre, savaşa, çatışmaya ve cinayetlere karşı çıkmakta ortaklaşalım. Dostluk ve barışla mutlu bayramlarımız olsun İnşallah.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI