İki şair, iki hasret: Ahmet Erhan ve Turgut Uyar

Pazar, 5 Ağustos, 2018
Ahmet Erhan’ı beş yıl önce bir 4 Ağustos günü kaybettik. O gün, edebiyat tarihine “Turgut Uyar’ın doğum günü” olarak geçmişti; Ahmet Erhan’ın gidişiyle acıya boyandı. Erhan –ki ölümünden sonra yayımlanan ve bütün şiirlerini toplayan iki ciltlik kitap “Burada Gömülüdür” başlığını taşır- bugün Karşıyaka Mezarlığı’nın sessiz sakin bir köşesinde Ahmed Arif’in oğlu Filinta Önal tarafından yapılan sandal şeklindeki mezarında babasıyla birlikte yatıyor. Sandalın uç kısmında “Ülkesi: Akdeniz” yazıyor.

1986 yılında yayımlanan Çağdaş Türkü albümü “Bekle Beni”, vazgeçemediğim albümlerden. İçinde Ankara var. Albümün yayımlanmasından iki yıl sonra geldiğim, kopamadığım şehir. Şarkıları Ankara’yı anlattığı için değil, içine gençlik yıllarımı, ilk heyecanlarımı, ilk uyanışlarımı hapsettiğim için değerli. Bir dönemime fon müziği olmuş, ilerleyen yıllarda hep yanımda durmuş bir albüm “Bekle Beni”. Yıllarca kasetini dinledim, CD’si yayımlandığında (eksik listesine rağmen) heyecanla aldım, her gittiğim yere götürdüm. Yakın zamanda Göksu sayesinde plağı da arşivime girdi. Onu her döndürüşümde Ankara’da yaşadığım ilk yılların kokuları geliyor burnuma.

Plağın ikinci yüzünü açan şarkı, “Kenar Mahallede Bir Pazar Günü”. Kısa film gibidir. Güzelliği sadece besteden değil, sözlerinden. Sözler dediğime bakmayın, şahane bir Ahmet Erhan şiiridir bu. Bütün Ahmet Erhan şiirleri gibi: Yaşatıyor.

Ahmet Erhan’ı beş yıl önce bir 4 Ağustos günü kaybettik. O gün, edebiyat tarihine “Turgut Uyar’ın doğum günü” olarak geçmişti; Ahmet Erhan’ın gidişiyle acıya boyandı. Erhan –ki ölümünden sonra yayımlanan ve bütün şiirlerini toplayan iki ciltlik kitap “Burada Gömülüdür” başlığını taşır- bugün Karşıyaka Mezarlığı’nın sessiz sakin bir köşesinde Ahmed Arif’in oğlu Filinta Önal tarafından yapılan sandal şeklindeki mezarında babasıyla birlikte yatıyor. Sandalın uç kısmında “Ülkesi: Akdeniz” yazıyor.

“Kenar Mahallede Bir Pazar Günü”, Çağdaş Türkü’nün bestelediği tek Ahmet Erhan şiiri. Albüme (ve ertesi yıl yayımlanacak “Delikanlıya” başlıklı ikinci ve son Çağdaş Türkü albümüne) bakarsanız, yanına dost şairlerin iliştirildiğini görürsünüz: Yaşar Miraç, Ahmet Telli, Haydar Ergülen, Adnan Yücel, Behçet Aysan… Bir de Murat Yetkin var –ki en güzel Çağdaş Türkü şarkılarından biri olan “Uyanıyor Ankara”nın sözlerini yazmıştır.

Şairlerin ortak özelliği Ankaralı olmaları. Hepsi dost. Onları yan yana getiren, sadece bu albümler ve Ankara’daki mekânlar değil: Yaşar Miraç’ın İstanbul’da kurduğu Yeni Türkü Yayınları, bir başka ortaklık. Yukarıda andığım (Ahmet Telli ve Adnan Yücel dışındaki) şairlerin ilk kitapları bu yayınevi tarafından basıldı: Ahmet Erhan’ın “Alacakaranlıktaki Ülke”si, Behçet Aysan’ın “Karşı Gece”si, Haydar Ergülen’in “Karşılığını Bulamamış Sorular”ı… Yaşar Miraç derseniz, bütün kitapları bu yayınevi tarafından yayımlanmıştı.

Ahmet Erhan, “şair”di. Dostları onu Erhan diye çağırır, gıyabında andıkları zaman şair sıfatını kullanırlardı. Mecburi hizmetini Keskin Cerit Müminli Sağlık Ocağı’nda yapan Ercan Kesal, “hizmet” boyunca bir ayağını Ankara’da tutmuş, “çevre”nin en içinde olmuş insanlardan… 2016 yılının Şubat ayında Bavul’da yayımlanan “Ankara rüzgârı…” başlıklı yazısında o günlerden söz ediyor ve Ahmet Erhan’ı şöyle tarif ediyor: “Ailenin en yetenekli ve sessiz çocuğuydu. Hüzünlü bir Adanalı. Şiirlerindeki gibi bir portakal ağacı, bilemedin turunçtu.” Kesal’ın şairle karşılaştığında ilk intibası “sessiz, içe kapanık, fazlasıyla halim selim birisi” olmuş. Sonrasında “ilk kitabıyla çok ses getirmiş, camiada herkesin üzerinde tartışmasız mutabık olduğu bir şair” diye tanımlıyor Ahmet Erhan’ı ve ekliyor: “kendi kuşağı dahil, Türk şiirinde Türkçeyi en iyi bilen ve kullanan şairlerin başında gelir.”

Ahmet Erhan

Ahmet Erhan, tanıyamadığım şairlerden. Yolumuz hiç kesişmedi. Kimi buluşmalarda uzaktan gördüm, dinledim ama bir temasım olmadı. Benim için hep “en büyük”lerdendi. Bugün bu yazıyı yazıyorsam, bundan.

Memleket ahvali müzik üzerine düşünmemizi, yazmamızı engelliyor. Şiir de buna dahil. Sevdiğimiz bir şarkıyı ya da dizeleri sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşırken bile önce gündeme bakar olduk. Arkadaşlarımız tutuklanıyor, işleri ellerinden alınıyor ya da tanımadığımız ama kendimize yakın hissettiğimiz insanlar olmadık sebeplerle yargılanıyor. Geçtiğimiz haftalarda ODTÜ’deki mezuniyet yürüyüşünde bir dönem Penguen’in kapağını süsleyen ve aklanan karikatürü taşıyan gençler hâlâ tutuklu. Dahası, aynı üniversitenin sınırları dahilindeki gökkuşağı bayrağı da kovuşturmaya uğramış, taşıyanlar hakkında soruşturma başlatılmış.

ODTÜ, hayallerimdeki üniversiteydi, öğrencisi olmadım ama kendimi o kampüsten mezun sayarım. Hemen yakınındaki (öğrenciler arasında Balgat Yurdu olarak bilinen) Tahsin Banguoğlu Yurdu’nda iki yıl geçirdim. Bu süre dahilinde pek çok

Turgut Uyar

ODTÜ’lü arkadaş edindim ve onlar sayesinde (kendi okulumdan arta kalan zamanımı) kampüste geçirdim. Akşam yemeklerimi orada yiyor, gece yurtlarda yapılan sazlı sözlü gecelere katılıyor, etkinlikleri kaçırmıyordum. Rıfat Ilgaz’dan Ülkü Tamer’e pek çok insanı orada gördüm, dinledim. Çoğuyla tanıştım, sohbet ettim. Mozaik’ten Inti Illimani’ye, Timur Selçuk’tan Cinuçen Tanrıkorur’a, İnçi Çayırlı’dan Cem Karaca’ya benim için özel insanların konserlerine ODTÜ’de denk geldim. Hayal gibi ama yine orada bir kısmıyla aynı sahneyi paylaştım. Devrim’de çaldım, insanları eğlendirdim. Yetmedi, derslere konuk oldum ve bildiklerimi anlattım. Birkaç yıl önce Mimarlık Amfisi’ni dolduran öğrencilere çaldığım barış şarkıları sayesinde hayal ettiğim dünyayı gençlere anlattım, onlarla aynı dili konuştuğum için mutlu oldum.

ODTÜ’yle bağlantım yurttan ayrıldığım dönemde de sürdü. Hâlâ sürüyor. Yurttan ayrılmama neden olan “nesne”, dolabımda bulunan bir kitap: Zülfü Livaneli’nin o yıllarda Can Yayınları tarafından basılan “Dünya Değişirken” adlı kitabını dolabımda “bulan” yetkilinin yasak kitap bulundurduğum gerekçesiyle “üstlerine” yaptığı ihbar, Tahsin Banguoğlu Yurdu’ndan ilişiğimin kesilmesine sebep. Piyasada satılan, kolaylıkla alabileceğim bir kitabı devlete ait yurda sokmamam gerektiğini bu hadiseyle öğrendim. Elbette akıllanmadım: Birilerinin hoşuna gitmeyecek kitapları okumaya ve yanımda bulundurmaya devam ettim. “Yasak” kavramına ilk karşı çıkışım, bu hadise sonrası.

Mevzu bulanmasın, şiirle başladım, şiirle bitireyim. 4 Ağustos, Ahmet Erhan’ın aramızdan ayrıldığı gün ama aynı zamanda bize Turgut Uyar’ı kazandıran gün. Yine bir Ağustos günü aramızdan ayrılan büyük şair, şiirin “Büyük Saat”ini ince ince kurarken aslında bize bizi anlatıyordu. Ahmet Erhan şiirinden yapılmış şarkı çok değil. Turgut Uyar da bestelenemeyen şairlerden. Ahmet Erhan gibi, “en büyük”lerimden. İki kuşağın iki “büyük” şairini, “şair” sıfatını sonuna kadar hak eden iki ismi bir gün gecikmeyle andığım bu yazı, Sezen Aksu’nun yorumladığı “Denge” şiirini kapatan dizeyle kapansın: “Benim dengemi bozmayınız.”

Şunu unutmayalım: Devrim, dengenin bozulmasıyla başlar.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI