Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse

Cumartesi, 4 Ağustos, 2018
Engellenmeleri yanlış. Aileyi Koruma ve Kadına Karşı şiddetle Mücadele Kanunu'na, yuva yıkan kanun adını takmakla, şiddetsiz aileyi yıkılmış yuva olarak tanımladıklarını ilan etselerdi keşke halka. Bu zihniyetin, “içinde şiddet olmayan aileye ben aile demem” mealindeki yaklaşımıyla demokratik ortamda rahatlıkla mücadele ederiz ama ifade özgürlükleri engellenirse sorun çatallaşır.

Fotoğraf: bianet

Umarım son olur dediğim kadın karşıtı yürüyüş gerçekleşmedi. “Yürüyemediler şükür” sevinci pek sönük. “Acaba neden?” sorusu baskın geliyor. Kadın hareketinin aynı güne denk gelen basın açıklaması mı durdu onları? İçlerinde mi anlaşamadılar? İktidar mı izin vermedi?

Bianet haberinden, Galatasaray Meydanı’nda dört polis otobüsünün beklediğini öğreniyoruz. Polis memurlarınca yürüyüş değil basın açıklaması yapılacağı söyleniyor muhabirlere. Platformdan herhangi bir açıklama yok. Bilgi sadece polisten alınabildiğine göre Taksim Tünel’den Galatasaray Meydanı’na doğru yapılacak yürüyüşe Valilik izin vermemiş olabilir. OHAL bahanesiyle pek çok başka yürüyüşe de izin verilmediği gibi. Ne de olsa bitimsiz OHAL düzenlemeleri yapılmıştı ve yandaşa karşı da kullanılmış olabilir. Tabii hâlâ yandaş sayılıp sayılmadıkları da bir diğer soru olmalı.

Kimi kayıtlarda adı Aile Platformu kimi yerde ise Aile Hakları Platformu olarak geçen erkek ağırlıklı sivil toplum yapılanması, iktidar tarafından sessizce bekleyip, toplumsal soruna yol açmadan taleplerinin gerçekleştirilmesi için çalışmaları yönünde ikna edilmiş de olabilir. Ne de olsa bu konuda tecrübeliler. Yıllardır Aile ve Sosyal Politikalar Bakanları ve bakanlık bürokratları üzerinde baskı kurarak yasanın uygulanmasını baltalamayı bilmişlerdi. Kolluk ve yargı da gerek basın gerekse ilişkili oldukları tarikat ve cemaatler sayesinde baskılayabildikleri alanlar kuşkusuz. Ancak iktidar ile ilişkilerinde ciddi bir kırılmanın su yüzüne çıkışına tanıklık etmiş de olabiliriz, ilan edilen yürüyüşün iptaliyle. Din devlet ilişkisinin siyasi iktidar ile dini iktidarcıklar çatışması bağlamında iktidarın, kadın ve kadın hakları yanında yer almasını bile işaret ediyor olabilir. İçeriden iptal değil de yönetimden izinsizlikse söz konusu olan, iktidarın sırtına binip ondan beslenerek büyüme alışkanlığıyla izinsiz yürümeyi tercih etmezler. Hangisi olursa olsun keşke son olarak dahi olsa yürüselerdi, ifade özgürlüğü adına kadın karşıtı bu platformun bile yürüyüşünün engellenmesine karşı çıkmak şart. Koruma tedbir kararına ve zorlama hapsine, ailede erkeğin/babanın itibarını sarstığı gerekçesiyle karşı çıkışlarını sokakta haykırabilselerdi.

Tanınmış isimler de tehdit altında kalabiliyor, ücra köşelerde bilinmeyen kadınlar da. Mesela en yakın örnek olarak Deniz Çakır, koruma hükmünden yararlanmış. Yüksel Volkan’a karşı bir aylık koruma tedbir kararı aldırmış, tehditler ve hayati tehlike gerekçesiyle. Keşke saldırı ve tehlikeyle karşılaşmasaydı ama böyle bir koruma kararı hakkını kullanmakla çok iyi etmiş. İşte bu korunma hakkının ve mekanizmalarının ülkenin her yerindeki her kadın tarafından kullanılabiliyor oluşuna karşılar. Hayati tehlike yaşatanlar, “kadının hayatı koruma altına alınmasın” demek istiyorlar. Tek başına koruma tedbir kararı kadını şiddetten korumaya yetmese bile… Pek çok kadın cebinde koruma tedbir kararıyla veya kaymakamlık ve aile mahkemesi arasında tedbir kararı çıkartmak için koştururken saldırıya uğrasa bile… Kadın için kıymetli bir kazanım korunma hakkı ve şiddet faili için caydırıcı etkisi olmalı ki 6284 karşıtlarının en çok itiraz ettikleri hükümlerden birisi.

Yine de şöyle veya böyle engellenmeleri yanlış. Aileyi Koruma ve Kadına Karşı şiddetle Mücadele Kanunu’na, yuva yıkan kanun adını takmakla, şiddetsiz aileyi yıkılmış yuva olarak tanımladıklarını ilan etselerdi keşke halka. Bu zihniyetin, “içinde şiddet olmayan aileye ben aile demem” mealindeki yaklaşımıyla demokratik ortamda rahatlıkla mücadele ederiz ama ifade özgürlükleri engellenirse sorun çatallaşır.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI