İktidarın kadın haklarıyla imtihanı

Çarşamba, 1 Ağustos, 2018
6284 kalksın yürüyüşü ve basın açıklaması yapılacağı duyuruluyor sosyal medya hesaplarında. “Önce aileyi yıkan kanunlar kalksın” sloganıyla duyuruluyor, günlerdir. Taksim Tünel’de pek çok yürüyüşe izin verilmemişken şimdi ataerkinin iktidara dayatılması anlamına gelen bu yürüyüşe izin verilip verilmeyeceği de ayrıca merak konusu.

Kutsal aileciler, ailenin korunmasına karşı. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a (6284) karşılar. Kanunun adı, kanunun içeriğiyle çok ciddi tenakuz oluşturduğundan hayli eğlenceli bir çelişki varmış gibi algılanıyor. Kendilerine Aile Platformu adını veren çok sayıda sivil toplum örgütü, şüphesiz çelişkinin farkında olarak, sadece kanunun numarasıyla dillendiriyorlar itirazlarını. Aslında kadına yönelik şiddetle mücadeleyi kamunun görevi olarak gören, erkek şiddetini önleme işini devlete veren kanuna karşı olduklarını söylemeleri zor elbet. 6284 kalksın yürüyüşü ve basın açıklaması yapılacağı duyuruluyor sosyal medya hesaplarında. “Önce aileyi yıkan kanunlar kalksın” sloganıyla duyuruluyor, günlerdir. Taksim Tünel’de pek çok yürüyüşe izin verilmemişken şimdi ataerkinin iktidara dayatılması anlamına gelen bu yürüyüşe izin verilip verilmeyeceği de ayrıca merak konusu.

.

AİLE BAHANE ATAERKİNİN CÜZDANI ŞAHANE

Peki neye karşı bu atarkil erkekler ve içlerindeki pek az ataerkil kadın? “Kadının adı yok” metinlerinde, kadının cismi de yok denecek kadar az içlerinde. Yani genel olarak kadına karşılar. Kadın kazanımlarını adeta birer birer sayarak her birinin yok edilmesini isterken gerekçeleri de feminist politikalar doğrultusunda hazırlanmış olmaları. Katolik öğretinin şeytanla özdeşleştirdiği kadın algısını, topluma İslam’ın gereği gibi yutturmaya çalışan bu örgütler de feminizmi, feministleri şeytanileştiriyor. Yoksulluk nafakasının kaldırılması, evlilik birliği içinde edinilmiş malların eşit bölüşümünü öngören mal rejimini ve “icralık çocuk” adını vererek kamuoyuna duyurulan ebeveynin çocuğunu görme hakkının çiğnenmesine karşılar. Şimdi bu sonuncusu son derece haklı ve çocuğa zarar veren bir uygulama. Tamam. Bu konuda istedikleri ne sorusuna verilen cevap ilginç. Çocuğun yararını gözeterek velayet sahibi ebeveynin, diğer ebeveyne verilmiş kanuni görüşme hak ve sürelerini ihlal edişinin önlenmesi için bir düzenleme isteseler, kimse itiraz etmez. Zira insani bir yara çocuğun bir ebeveynden diğerine kamu görevlileri aracılığıyla ve yakınlarda da basına yansıdığı gibi kimi zaman çocuk istemiyorsa zorla götürülmesi, insanlık dışı. Boşanmış eşler arasında ortak çocukların yararı için, medeni ilişkilerin geliştirilmesi için çaba harcanmalı. Eşlerin, çocukları birbirlerine karşı intikam aracı olarak kullanma alışkanlığı, önlenmeli gerçekten. Fakat dile getirdikleri itiraz “çocuğumu her görmek istediğimde icra dairesine para yatırmak” yönünde olduğundan bu talep de tıpkı nafaka ve mal rejimi gibi cüzdanla ilişkili.

Ataerkil erkeklerin cüzdanını korumayı kolaylaştıracak diğer talepleri de aile reisliğinin yeniden ihdası, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının uygulanmasından vazgeçilmesi. Erken evliliklerde kocaya verilen cezanın ve tecavüzcü damgasının önlenmesi. Gece yarısı tecavüz baskını başlığıyla yazdığım önergenin kanunlaşmasını da istiyorlar. Ataerkinin sürdürülebilmesi için gerekli olan her talepleri elbette kadın kazanımlarının yok edilmesine dair. Bir önceki yazımda kadın haklarının, iktidar din çatışmasında turnusol kağıdı işlevi göreceğini söylemiştim. Bu yürüyüş iktidarın konuya ilişkin ilk imtihanı olacağa benzer. Katolik öğreti ve İsrailiyatla harmanlanmış ataerkil yorumları, vatan sosuna bulayarak iktidara yedirip yediremeyeceklerini göreceğiz.

FEMİNİZM SAVUNMANIN DEĞİL GÜÇLÜ DİRENCİN ADIYDI HER DAİM

Yüzyıllardır süren kadın mücadelesinin sonuç ne olursa olsun durmadan yoluna devam edeceği ise şimdiden bilinen gerçeklik. Yüzyıllardır ataerkiyi her alanda geriletmeyi başaran kadınlar, yine güçlü direniş sergilemeye hazır. Öyle ki akşam 19.00’da ataerki (umarım) son yürüyüşüne geçmeden önce kadın örgütleri bu taleplere karşı güçlü direnci ortaya koyan metinlerini yayınlamış olacak. Güçlü bir ortaklaşmayla hazırlandı metin. Türkiye kadın hareketi, feminist politika üretme yönündeki becerisini ve dayanışma deneyimini kullanarak önümüzdeki aylara damga vurmaya hazırlanıyor. En güzel tarafı da kadın hareketinin birikimi sayesinde 100’den fazla örgütün çok kısa sürede organize oluşu.

Ataerkil erkeklerin farkında bile olmadığı ama bugünü hazırlayan kadın kazanımları, 1840’lardan başlayan köşe taşlarıyla hatırlatılıyor, okuduğunuz bu yazı yazılırken yayına hazırlanmakta olan metinde. Ataerkil kadınların da idrak edemeseler bile bu platformda yer almalarını mümkün kılan kadın başarıları bunlar. Şeytanileştirdikleri feminizme karşı slogan atma şansını bile feminizme borçlu ataerkil kadınlar, idrak edemeseler bile. İktidara da iktidar üzerinde kurulan ataerkil baskıya da direnme gücünü, feminizmin tarihi deneyimlerinden ve politika üretme birikiminden alarak yoluna devam edeceğini ilan ediyor bu metinde kadınlar. Din iktidar çatışmasına sahne olan siyaseti, önümüzdeki günlerde ataerkiye karşı feminist dirençle yüzleşme bekliyor.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI