Ne zaman gitti tren?

Pazar, 22 Temmuz, 2018
Turgut Özal’ın iktidarda olduğu yıllara demiryollarını “modası geçmiş bir ulaşım yöntemi” olarak nitelendirmesi, bu politikanın yakın dönemde de sürdüğünün göstergesi. Menderes ve Demirel gibi asfaltlar, barajlar, köprüler açmakla övünen Özal, bir dönem dillendirileni yeniden gündeme getirmiş ve demiryollarını “komünist ülkelerin tercihi” olarak nitelendirmişti.

Bugün sizlere trenlerden söz edeceğim. Günün mânâ ve ehemmiyetine de uygun ama ona birazdan geleceğim. Trenle hemhâl olduğum şehir, üniversite okumak için geldiğim Ankara. Öncesi biraz karanlık zira çocukluğum Çanakkale’de geçti. Çanakkale, sınırları dahilinde demiryolu olmayan şehirlerden! Hâlâ öyle. Akraba ziyareti için Bandırma’ya gittiğimizde ya da gezmek için gittiğimiz İzmir’de tren görür, hayranlıkla bakardım. Sonrasında tren hayatımın merkezine oturdu zira lise yıllarımda İzmit’e taşındık. İzmit, trensiz Çanakkale’nin aksine ortasından tren geçen şehirdi. Kısa sürede trenlerin hangi saatlerde geçtiğini öğrenmiş, arkadaşlarımla onları karşılamak ve yolculara el sallamak için Demiryolu Caddesi’nde yerimizi alır olmuştuk. O yıllarda ailemle yaptığım birkaç İstanbul seferi, trenle ilk tanışmam. Flörtün aşka dönüştüğü yer, Ankara. Tren hem bütçeme uygundu hem de “içkili”ydi. Her zaman tercih ettiğim bir ulaşım aracı oldu.

Üniversite yıllarımda geceleri İstanbul’a iki tren kalkardı: Anadolu Ekspresi ve Mavi Tren. Anadolu Ekspresi daha ucuzdu çünkü yol daha uzun sürerdi. Yolculuğun bir yerinde durur, ondan sonra kalkan Mavi Tren’in onu geçmesini bekler, yoluna ağır aksak devam ederdi. Hadise sabaha karşı vuku bulurdu ve sonrasında yemekli vagonda kahvaltı başlardı. Erkenden gider, vagonumuza uğramadan yemekli vagonda yerimizi alır, o dönem satılan Tekel Birası’nı yudumlamaya başlar, servis bitinceye kadar demlenirdik. Adisyon açılmazdı, şişeler masada birikirdi. Sonunda biriken şişeler sayılır, hesap kapatılırdı. Kahvaltı, tren İzmit’ten geçtiği sıralarda başlar, yolculuğun son etabı içilen sıcak çayla sonlanırdı. Tren, bizim için sadece bir ulaşım aracı değil, geceyi dinlenerek geçirdiğimiz bir oteldi. Yataklı trene (pahalı olduğu için) pek meyletmez, muhabbetini sevdiğimiz trenleri tercih ederdik.

Gençlik yıllarımızda hayranlıkla dinlediğimiz Ankaralı topluluk Dr. Skull’ın bir şarkısında geçen “tren mavisi raylar”, artık çoktan seferden kalkmış Mavi Tren’e bir gönderme. Topluluğu sevme sebeplerimizden biri. Trenin adındaki Mavi, vagonların renginden geliyor. Bir de Kara Tren var: Halk arasında buharlı trenlere (kapkara lokomotifinden dolayı) verilen isim bu. Tarihteki ilk pop plaklarından birinde rastladığımız düzenleme, bize “Kara Tren”i anlatıyor. 1962 tarihli bir düzenleme bu ve Anadolu-pop’un ilk örneklerinden biri: “Kara tren gelmez m’ola / Düdüğünü çalmaz m’ola / Gurbet ile yar gönderdim / Mektubunu yazmaz m’ola // Allı gelin al olaydım / Servilere dal olaydım / Gelip geçen yolcularla / Nazlı yar’haber salaydım…” Şanar Yurdatapan’lı Kentet Dogo’nun Alpay’a eşlik ettiği bu düzenlemeyi (iki yıl sonra Anadolu-pop’u başlatan kayıt olarak tarihe geçecek “Burçak Tarlası”nda da imzası olan) Doruk Onatkut yapmış. O dönem dilden dile yayılan “Kara Tren”, 1965 yılında plağa kaydedilebilmiş.

Alpay’a eşlik eden Kentet Dogo’nun elemanlarından Şanar Yurdatapan, 1972’de başka bir “Kara Tren”i anlatıyor. Dün Bugün Yarın orkestrasının ilk 45’liği bu topluluğun gitaristi Hurşit Yenigün, şarkıyı “genç ve canlı sesi ile” yorumluyor. Şarkı, “yaşadığı yerden ayrılıp gurbete göç etmek zorunda kalan bir delikanlıyı” anlatıyor: “Elini sallama elin yolunur / Ak mendilin gözyaşına bulanır / Kara tren yokuşları tırmanır / Ana ben gidiyom, ‘dur’ deme gayrı / Karalar bağlama, gam yeme gayrı / Gurbet türküleri dinleme gayrı / Oy kara tren, bağrımda yara tren / Al götür beni şehrimden…” Plağın arka yüzünde yer alan “Makine ve İnsan”, bir trenin makine dairesinde geçiyor ve “yıllarını ateş ve kömürle kucak kucağa geçirmiş iki dost”un, lokomotif ve makinistin öyküsünü anlatıyor: “Kömür, ateş, sen ve ben / Evlenmiş gibiyiz imza atmadan…”

Trenli şarkı çok… Erol Büyükburç’un ilk dönem bestelerinden “Son Tren”, Banu ve Mustafa Savaş’ın ayrı ayrı plak yaptığı “Vagonlar”, Ersan Erdura imzalı Teodorakis uyarlaması “Tren Sekizde Gidiyor”, Yeşim Vatan’ın çok sevilen (ve ‘80’li yıllarda yapılmış Euroption yorumuyla diskoteklere giren) Neil Sadaka şarkısı “One Way Ticket”tan uyarladığı “Bir Tek Bilet”, Erkin Koray’ın şahane şarkılarından “Hayat Katarı”, Sibel Can tarafından yorumlanan Nazan Öncel bestesi “Yalnızlar Treni” ve bizzat Nazan Öncel tarafından yorumlanan “Geceler Kara Tren”, Deniz Arcak repertuvarından bize ulaşan “Sonsuzluk Trenleri” ve Soner Arıca’nın seslendirdiği “Tren Yolları”, ilk akla gelenler. Alaturka repertuvarına ve türkülere girersek işin içinden çıkamayız. Yine de birkaç örneği sıralamadan önce, neden böyle bir yazı yazdığımı anlatayım…

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) 65 yıl önce bugün kuruldu. Daha doğru bir deyişle, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana faaliyet gösteren ve zaman zaman adı ve işletmesi değişen kurum, 1953 yılının 22 Temmuz günü Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanarak bu ismi aldı. Yıllar sonra, bir başka 22 Temmuz, Türkiye’deki en büyük tren kazalarından biriyle tarihe geçti: 2004 yılında, Ankara – İstanbul arasında sefer yapan “hızlandırılmış” tren Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Pamukova yakınlarında raydan çıktı ve 41 kişinin ölümüne, 89 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Ulaştırma Bakanı, o dönemde Binali Yıldırım’dı ve TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman hakkındaki soruşturma talebini reddetti. Yargılamalar sonucunda iki makinist çok az bir ceza aldı, kalan sanıkların davaları defalarca ertelendi, son dava zamanaşımının dolduğu günün sonrasına atıldı ve dosya kendi kendine kapandı.

TCDD, geçtiğimiz günlerde yine bir tren kazasıyla gündeme geldi: Kapıkule’den İstanbul’a hareket eden tren, Çorlu yakınlarında devrildi. Bilanço yine ağır: 24 kişi hayatını kaybetti, 318 kişi yaralandı. Kazanın ihmal sonucu meydana geldiği aşikar ancak olası davaların sonucu şimdiden belli: Birileri göstermelik olarak cezalandırılacak, asıl sorumlular ve (devletin en üst kademesinden bölge müdürlüğünde çalışanlara) ihmalde parmağı bulunanlar hiçbir zaman cezalandırılmayacak. Bu da yaşadığımız çağın kâbusu.

Demiryoluyla tanışmamız bir hayli erken. 1825 yılında İngiltere’de başlayan raylı taşımacılığın Osmanlı topraklarına girişi, Kahire – İskenderiye hattı sayesinde. 1866 yılında ülkedeki hat uzunluğu, 519 km. Bunun dörtte üçü Trakya’da, kalanı Anadolu’da. 1856 yılında İngilizler tarafından kurulan Ottoman Railway Company tarafından açılan İzmir – Aydın hattı, “yerli” demiryolu tarihinde başlama vuruşu sayılıyor. Yapımı on yıl süren ve Abdülaziz tarafından bitirilerek hizmete sokulan hattın kardeşleri, bir başka İngiliz şirketi olan The Smyrna Cassaba Railway tarafından hizmete sokuluyor. Sonrasında İmparatorluk bünyesinde Osmanlı Anadolu Demiryolu şirketi kuruluyor ve bu şirket, İstanbul – Bağdat hattının Anadolu üzerindeki bölümünü inşa ediyor ve bu sayede (bugün de kullanılan) İzmit – Ankara üzerinden Konya’ya uzanan hat hizmete giriyor. Sirkeci ve Haydarpaşa garlarının yapıldığı dönem de bu dönem. Hızla diğer hatlar açılıyor, yeni şirketler kuruluyor ve Anadolu sahiden “demir ağlarla” donanmış oluyor.

“10. Yıl Marşı”nda “demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” dizesi vardır ama aslında demir ağların örülüşü çok daha öncesine tekabül eder. 1924 yılında Anadolu – Bağdat Demiryolları Müdüriyeti Umumiyesi’nin kurulmasıyla işletmesi devlete bağlanan demiryollarının yapımı, üç yıl sonra kurulan Devlet Demiryolları Limanları İdare-i Umumiyesi’ne devredildi. Cumhuriyet döneminde demiryollarının uzunluğu 4559 km iken bu hamleler sonrasında neredeyse ikiye katlandı ve 8637 km oldu. Dizenin yazılma sebebi bu.

Sonrası yazık ki çok parlak değil… Çalışmalar ‘60’lı yıllara kadar sürüyor, yeni hatlar açılıyor ama TCDD’nin devreye girmesiyle birlikte makas değiştiriliyor. Bunda Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanmasının payı büyük zira o yıllarda politika değişiyor ve demiryolu “komünist icadı” olarak nitelendiriliyor, çalışmalar yavaşlatılıyor. Turgut Özal’ın iktidarda olduğu yıllara demiryollarını “modası geçmiş bir ulaşım yöntemi” olarak nitelendirmesi, bu politikanın yakın dönemde de sürdüğünün göstergesi. Menderes ve Demirel gibi asfaltlar, barajlar, köprüler açmakla övünen Özal, bir dönem dillendirileni yeniden gündeme getirmiş ve demiryollarını “komünist ülkelerin tercihi” olarak nitelendirmişti.

2000’li yıllarda, AKP’nin iktidara gelmesiyle nükseden “hızlı tren” sevdası, 2007 yılında deneme seferlerinin başlamasıyla başka bir boyuta ulaştı. YHT, 2009 yılından beri insan taşıyor ama halk nezdinde pek rağbet gören bir ulaşım çeşidi değil artık bu. Anadolu insanının İstanbul bağlantısı olan trenler, hem artan fiyatlarından dolayı hem de art arda meydana gelen kazalar sonucu duyulan güvensizlik sebebiyle arka planda kaldı. Oysa şarkılardaki varlıkları sürüyor, plaklardan bize ulaşan pek çok şarkı onlardan söz ediyor.

Bugünkü yalnızlığına bakmayın, tren bir dönem sahiden çok önemli. Memleketten/yârdan haber getiren ulaşım aracı o zira posta, Anadolu’nun ücra köşelerine trenle ulaştırılıyor. Bir türküde karşımıza çıkan “Kara tren gecikir belki hiç gelmez” dizesi, biraz da bunu işaret ediyor. Trenin önemini vurgulayan bir başka örnek, Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” başlıklı destanı: “Haydarpaşa garında / 1941 baharında” başlıyor ve ilerliyor. Haydarpaşa, Yeşilçam filmlerinde Anadolu’dan gelenlerin büyük şehirle buluştuğu nokta.

Trenli şarkıları sayarken andığım Şanar Yurdatapan bestesi “Vagonlar”da şu dizelere rastlıyoruz: “Tiz bir çığlık gibi yırtar sessizliği / İnsafsız bir düdük / Tükenir gözlerde yaşlar / Vagonlar yürürken sürükler ardından / Kaybolmuş umutlar, ufka dalmış bakışlar // Gözden kaybolunca sallanan mendiller / Bir uzun, upuzun, yapayalnız gece başlar…” Trensiz zamanlarımızda “uzun, upuzun, yapayalnız” gecelerimiz çok. Yazıda çok azından söz ettim ama içinden tren geçen şarkılar, hatırı sayılır bir külliyat oluşturuyor. Gurbet trenleri, “Alamanya” trenleri ve daha nicesi, bir dönemin gerçekleri. Onlardan söz eden şarkılar ve türküler, treni unutmamamızı sağlıyor. Bir gün elbet itibarı iade edilecek. Bütün zamanların en keyifli ulaşım aracı yeniden aramıza dönecek. Şimdilik şarkılarla avunuyor, bir Kesmeşeker şarkısıyla yazının sonuna koşuyorum: “Ne zaman gitti tren / Bir ben kaldım bir de gölgem / Saatim mi geri kalmış bilmem // Bir rüzgara kapıldık biz / Yelkenler delik deşik / Acıktık bir anda acıya…” Şarkı, Oktay Balamir tarafından 1973’te Türkçeye kazandırılan James Baldwin kitabına gönderme: “Ne Zaman Gitti Tren”.

Yazının sonunda Barış Manço’ya bir selam çakayım ve yıllarca ona plaklarında ve sahnede eşlik eden topluluğuna adını veren Kurtalan Ekspresi’nin Ankara – Kurtalan arasında hâlâ işlediği bilgisini vereyim. Canınız uzun soluklu bir tren yolculuğu çekerse, eski tadı veren trenlerden biri olarak aklınızın köşesinde bulunsun.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI