Volkan Ağır
Volkan Ağır

Bir Putin değildim, şemsiye tutanım yoktu

Pazartesi, 16 Temmuz, 2018
Gün yağmurlu başlamıştı. Moskova'da taraftar alanı tıklım tıklımdı. Maçta beklenmeyen Fransa'nın kazanması değil, Pussy Riot'un sahaya girmesiydi. Fransa'nın yıldızı Kylian Mbappe'nin de eylemcilere 'bi beşlik' vermesi cabası. Bir diğer beklenmeyen olay ise kupa seremonisinde yağan yağmurdu. Sözün özü Dünya Kupası finaline futbol kadar dış etkenler de damga vurdu: Pussy Riot, yağmur ve Mbappe. Metroda denk geldiğim kutlamalar Fransa Milli Takımı'nın toplumsal yansımasıydı.

Üçüncülük dördüncülük maçını St. Petersburg’da izledikten sonra gece treniyle finalin oynanacağı Moskova’ya doğru yola çıktım. Günün ve yolun yorgunluğunu trende tam manasıyla üzerimden atamasam da final günü Moskova’da olma heyecanı gerekli adrenalinle yorgunluğu unutturmuştu.

Bu sefer hiç bilmediğim yerindeydim Moskova’nın. Taraftar alanına gidiş daha uzun sürecekti. Bu nedenle maça iki saat kala yola çıkmam gerekliydi. İlk bindiğim trende Fransızlar da aynı yöne doğru yola çıkmıştı. Daha yeni geldikleri için taraftar alanına nasıl gideceklerini göstermemi rica ettiler. Artık en azından Moskova’nın metrosunu kullanırken tecrübeliydim.

Kalabalık, durak değiştikçe artıyordu. Bazı vagonlar metrobüs kalabalığından farksızdı. Her durakta taraftar sayısı da artmaktaydı. Metro koridorlarının ve tünellerinin her yanı tonlarında farklılık gösterse de ortak renklere boyanmıştı: Kırmızı, beyaz ve mavi…

.

TARAFTAR ALANI KAPALI!

Taraftar alanına giden Vorobyovy Gory, yani Serçe Tepesi olarak da bilinen durakta indim. Ve inmez olaydım. Orman yolundan geçip taraftar alanına gitmeye çalışırken ters yönden gelen insanları gördükçe içimdeki şüphe arttı, çünkü ters yönden gelenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. Güvenlik görevlisiyle konuşarak durum hakkında bilgi almaya çalıştım. “Taraftar alanı kapalı” dedi. Final gününde taraftar alanının kapalı olması gibi bir şey olamazdı ve bunu duymak biraz sinir bozucuydu. Taraftar alanının kapatıldığına inanacak da değildim. Daha önce Rusya-Uruguay mücadelesinde de aynı yerden çıktığımda aynı sözü duymuş daha sonra içeri girebilmiş bir arkadaşımdan bilgi alıp öyle bir durum olmadığını öğrenmiştim. Belki de “Buradan giriş kapalı diğer girişi deneyin” demek istemişti. Dünya Kupası’nın son gününde maçı taraftar alanı dışında izleyecek değildim. Başka bir yol deneyecektim. Üniversite durağına gittim.

Kalabalıkta bir azalma yoktu ama buradaki gönüllüler “Taraftar alanına girmek için lütfen burayı takip edin diyordu.” Bir yandan başka bir görevli başka ve yanlış bir bilgi verirken diğer yandan başka bir bilgi almak daha da sinir bozucuydu. Final için sahaya çıkacak Pogba’dan, Modric’ten daha fazla gergindim bu nedenle. Kupayı güzel bitirmek arzusunun getirdiği bir gerginlikti belki de.

GİRİŞTE KÜÇÜK ÇAPLI İZDİHAM

Ana girişe ulaştığımda, ulusal marşların okunduğunu duyabiliyordum ekrandan. Aklıma neden girişte sırada bekleyen insanlar için de bir ekran kurulmadığı sorusu geldi. Son maçtaki kalabalığın gönlünü eylemek için değil tabii. Sonuçta mütemadiyen kalabalıktı burası. İki aşamalı olarak içeri alım yapılıyordu ve o sırada maç başlamıştı. Sadece ben değil sağımdaki solumdaki her taraftar telefonlarına yöneldi en azından maçın ilk birkaç dakikasını kaçırmamak için. İlk geçiş izninde olmasa da ikinci geçiş izni verildiğinde geçebilmiştim kontrol alanına. Fakat bu geçiş bir hayli zor olmuştu. Jandarmaların kontrolünde kurulan parmaklıklarla oluşturulan ilk bekleme alanının sınırlarını arkadan yapılan fiziki baskıyla devirmek üzere olan kalabalığın içinden nasıl sıyrılıp geçebildiğim biraz muamma. Birinin yere düşüp itenlerin de onun üstüne düşmemesi ise şans. Jandarma parmaklıkları zor ayakta tutmuştu. Bu nedenle jandarma ve arkamda kalan kalabalık arasında bir kavga cereyan ediyordu az kalsın. Yanımda bir anda beliriveren 65 yaşlarındaki Perulu kadına “İyi misiniz, her şey yolunda mı? Şanslısınız bir şey olmadı.” dediğimde “Tanrı’ya şükür iyiyim” deyiverdi derin derin nefes alıp verirken.

Güvenliği geçip taraftar alanına vardığımda kalabalığın hakkını verdim ben de. Fakat kafamdaki soru cevabını bulmamıştı yine. Vorobyovy Gory’den giriş yapıldığında taraftar alanının en arkasından giriş yapıyordunuz ve zaten insanlar maçı görebilmek için ana girişin yakınında olan televizyonların civarında oluyordu. Neden ana giriş açıktı da arka giriş kapalı bilgisi yayılıyordu.

KALABALIK İŞGALCİLİĞE BAŞLADI

Neyse… Maçı izlemeye başladığımda ilk 10 dakika geride kalmıştı. Fransızlar, Hırvatlar’a teslim etmişti bu dakikalarda. Ellerine gelen ilk yan top fırsatında ise Mandzukic topu kendi ağlarına yolladı. Golü tekrarından yakalayabildim, çünkü o sırada o kalabalıkta kendime yer bulmaya çalışıyordum. Perisic’in golü sırasında ise bir Arjantinli’nin yanındaydım. Konumuz Arjantin’di!

Fransa elemişti Arjantin’i. Final maçının hakemi de Arjantinli’ydi. Sohbet edecek çok şeyimiz vardı. Sampaoli’den hiç hazzetmiyordu. Neden bu kadar kötüydü Arjantin sorusunun cevabını Messi’de aramam gerektiğini birkaç kez söyledi. Arjantin’in sahada yeteri kadar mücadele etmemesini de yıldızlardan kurulu bir takım olmasına ve kimsenin sakatlanmak istemediği için yeteri kadar sert futbol oynamadığına bağlıyordu. “Kazandıkları ve kazanacakları paraları düşünüyorlar hep” diye de ekledi. Ancak aynı ekip üç final oynamıştı arka arkaya üç büyük kupada. Bu açıdan bir örtüşmeme vardı. “2016’de hepsi bırakmıştı bence yeni bir takım kurulmalıydı o zaman” dediğimde ise “Exacto” yani “Aynen öyle!” dedi. “Eğer Arjantin’de oynayan oyunculardan bir takım kurulmuş olsaydı bu hallere düşmezdik. Hep Messi’nin arkadaşları oynadı. Yetti artık Messi!” derken Perisic’in elle müdahalesi geldi ekranlara. Arjantinli Nestor Pitana da saha kenarlarındaki ekrana bakmayı tercih etti ve penaltı kararını verdi. Maç için kırılma anıydı ve bence hatalıydı. Video Asistan Hakem konusunda Adem Erkoçak’ın son yazısındaki açıklamaları yeterli olacaktır bu konuda.

PUSSY RIOT FİNALDE BAŞ ROLDE 

.

İlk yarı sırasında başlayan yağmurda ıslanmıştım ve kalabalıktan dolayı da bulunduğum alanda yeteri kadar rahat değildim; bu yüzden ikinci yarıyı başka bir alanda izlemek için yer aradım. Aslında televizyon kulelerinin ve bazı stantların kurulduğu elektrik bağlantılarının yapıldığı alanlar olduğu için parmaklıklarla girişin kapatıldığı iki yürüyüş yolu arasındaki çimenlik alana çoktan oturmuş maçı izleyen taraftarların arasına katıldım. Esas ‘sahaya girenler onlardı’ diye düşünürken, sanırım tarihte nadir gördüğümüz bir ana tanıklık ettik ve final maçında sahaya bir taraftar girdiği için maç birkaç dakika durdu. Daha sonra sahaya girme eylemini Pussy Riot’ın üstlendiğini öğrendik. Ana gayelerinin, “Uydurulmuş dosyalarla hapse atılanların serbest bırakılması” mesajını tüm dünyaya yaymak olduğunu okuduk. Mbappe’nin sahaya giren eylemciyle ellerini bir araya getirmesi ne zaman gündeme gelecek ve Mbappe bir açıklama yapmak zorunda kalacak?

Bu olayın ardından Pogba durumu 3-1 yaptı bile. Maç koptu kopacak derken Mbappe dördüncü golü attı ve taraftar alanındaki Hırvatistan destekçileri alanı terk etmeye başladı. Mandzukic’in attığı gol Hugo Lloris’e muhtemelen bir altın eldiven ödülüne mal oldu.

.

Dakikalar 85’i gösterirken havai fişek gösterisi sırasında stadyumun uzaktan fotoğrafını çekmek üzere taraftar alanının arkasındaki tepedeki yerimi almak için dışarı çıktım. Bütün bir kupa boyunca giriş çıkışlarda değişiklik yapmayan organizasyon bu sefer değişiklik yaptığından çıkış için kullandığım sol taraftan tepeye ulaşım jandarma tarafından engellenmişti. Gerçekten son günde sinirleri test eden olaylar yaşıyordum. Neyse ki bir gönüllüye durumu anlattım ve jandarmanın arasından geçerek tepeye ulaşabildim.

.

Bekleyiş esnasında stadyumun etrafına çöken yağmur bulutları ve akabinde başlayan sert yağmurda (kupa seremonisinde ekranlarda gördüğünüz) elimdeki kamerayla o sis içinden görüntü almak kolay olmayacaktı. Yağmur için önlem olarak giydiğim yağmurluk bile çare olmuyordu. Elimdeki makine de ben de şeker değildik, erimezdik fakat yağmurun duracağı yoktu. Bir süre ne yapacağımı bilmez bir şekilde sanki yararı olacakmış gibi sığınacak bir yer aradım ancak ne ağaç altı, ne yağmurluk, ne da başka bir şey çare etmiyordu. Bir taraftarın etraftaki polis aracına sığınma talebi polis tarafından reddedilmişti. Metroya erişmeye çalışırken kaldırıma kurulmuş portatif tuvaletlere sığınanlar vardı. Normal bir günde içine girilmek istenmeyen plastik ve kokusuna dayanması zor olan 10 metreküplük alan bir anda kurtarıcı oluvermişti. Yollarda herkes üstünü çıkıp tişörtlerinin suyunu sıkıyordu. Ben ise kendimi yağmura ve onun rahatlatıcılığına bıraktım. Islanmıştım bir kere ve tahmin ettiğim, hayal ettiğim gibi bir final günü olmamıştı. Fakat Rusya’daki geçirdiğim her gün de hayal etmediğim ve tahmin etmediğim gibiydi ve güzeldi. Yağmurlu bir günde sonlandırdım Dünya Kupası’nı.

FUTBOL TOPLUMUN AYNASI

Napolyon Savaşları’ndan sonra ilk kez bu kadar Fransız Moskova’daydı. Fakat bu sefer bambaşka bir nedenle. Barış içinde futbolu ve coşkusunu paylaşmak için. Stadyumda oldukları için taraftar alanında az sayıda rastlayabildiğim Fransız taraftarlar, maç çıkışı metroları ‘Allez Les Blues’ tezahüratıyla inletiyordu. Yakalayabildiğim bu fotoğraf ise sahada kupayla verilen pozu düşününce, “Futbol toplumun yansımasıdır“ sözünü bir kez daha kanıtlıyordu. Umarım göçmen konusundaki politikalara da bir yansıması olur.

 


Volkan Ağır kimdir?

30 yaşında. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI