Bindiğimiz alamet gittiğimiz…

Çarşamba, 11 Temmuz, 2018
Yıllardır uygulanan, yazılı olmayan sistem buydu. Şimdi yazıya geçirildi. Hayal edilen şey, yaşanmakta olanın yasallaştırılmasıydı, oldu. Kısacası gittiğimiz bir yer yok, bulunduğumuz yerdeyiz hâlâ. Her ne yapıyorsak aynını yapmaya devam… Yeni sistemin getirdiği en önemli yenilik cumhurbaşkanıyla ilgili… Uluslararası zirvelerde ülkeyi temsil edecek bir başka “rakip konum” kalmayışı tek yenilik.

Yönetim şeması yeni ama ya felsefesi? Tek karar vericili yeni sistemin ‘ben yaptım oldu’ zihniyetinden öte bir anlayışa ihtiyacı varmış gibi yönetim felsefesini sormak da abes gerçi. Anayasa değişiklik paketi gündeme geldiğinden beri defalarca yazıp söylediğim gibi “beş yıllığına anahtar teslim ülke tapusu” devredildi. Bir kişinin malı artık Türkiye. Gönlünce tasarruf edeceği tapulu malı. Aile içi kapalı devre ekonomi yönetimini keyfince sürdürmesine engel yok.

“İrademdir” deyip kararı açıklandığında askeri şura kaldırılır, rektörlerin profesör olması da, seçilmesi de, öğretim üyelerinin aday gösterdiği kişiler arasından atanması da gerekmez. İdari hakimlik için hukuk okumaya da lüzum yok. Uzun yıllar eğitim fakültesinden mezun olmak gerekmezdi öğretmen olmak için. Şimdi de hukuk nosyonu gerekmeyecek hakim olmak için. Türkiye insanı bir kere cumhurbaşkanını seçtikten sonra artık hiçbir şeye kafa yormadan mutlu mesut yaşayabilir. Her şeyi bilen, gören, duyan ve yapan “biri” var nasılsa.

FETÖ’nün aldattığını, Obama’nın kandırdığını, Esad’ın yanılttığını söylemiş olsa da tüm bu hataları birlikte ve onların uzman görüşlerinin danışmanlığıyla gerçekleştirdiği yakın çevre yine tek istişare organıyken meraklanacak bir şey yok. Yeni aldanmalar, yeni kandırılmalar, yanılmalar kapıda sıraya dizilmiştir çoktan. Zamanı gelince öğreniriz. Kimse de bedelini ödemez. Dağdaki göçerin hayvanlarına el koyarak köylüye çekilen ziyafetle ağalık taslanan “Yörük sırtından kurban kesme” devrindeyiz. Kimse hesap sormaz kimse hesap vermez. Ülkenin tükenmez kaynakları, halkın engin sabrıyla gemi batsa da bir çıksa da…

Milletvekillerinin, parlamentonun yönetim üzerinde hiçbir denetim yetkisi de yok. Gensoru yok, sözlü soru yok. Oluşan meclis aritmetiğine göre uzlaşıp kanun çıkaramayacakları için kararnamelerle yönetileceğiz. Bütçe desen yine otomatik parmaklarla kabul edilecek. Es kaza sayı tutmazsa yeniden değerleme usulüyle eskisi kullanılacak. Eski ayakkabı iyi yürütür malum. Yüksek yargı atamalarında Adalet Bakanlığı’na ait olan yetkiler de artık cumhurbaşkanında. Cumhurbaşkanının yüksek yargıyı şekillendirme gücü uyarınca artık kararlarını “Türk Milleti adına” değil “Cumhurbaşkanı adına” verseler yeridir. İktidar yanlılarının hep iddia ettiği gibi kuvvetler ayrılığı dönemine girdik. Yasama ye yargı resesif kuvvetler, yürütme ise dominant kuvvet olarak keskin biçimde ayrıldılar birbirlerinden.

Baskın kuvvet yürütme de zaten tek kişiden ve onun gölgeleri olan danışmanlarından ibaret. Bakanların kimliğinin ve kişiliğinin önemi yok. Komisyon ve kurullarda politika oluşturulup uygulaması dikte edilecek zira bakanlara. Tek karar vericili sistemde göreve gelişleri gibi görevden alınışları da iki dudak arasında. Görev sürelerindeki ihmal, suistimal, görevi kötüye kullanma, rüşvet, yolsuzluk gibi ithamlarla yargılanmaları kağıt üstünde mümkün. Fakat suçlu bulunsalar bile devlet memuru olma yeterliliğini ortadan kaldırmayan bir suçsa bu görevi bırakmayabilecekler. Devlet memurlarına gelince planlanan tutarsa en alt kademelere kadar beş yıllığına bu yönetimle çalışmak üzere sözleşme imzalayacaklar. Sözleşmeli memur olarak bir şekilde kapağı atan mümkün mertebe suya sabuna yani parti ve cumhurbaşkanı menfaatine dokunmadan beş yılı tamamlamaya bakacak. Devletin değil cumhurbaşkanının memuru olarak çalışırken maaşını bu toplumun vergilerinden, kaynaklarından aldığının da hiç önemi olmayacak. Parti devletinde parti memurları olacakları için herhangi bir teşkilat yöneticisinin ayağına basmasınlar yeter.

İşin kötüsü bunların hiçbirinin yeni olmayışı… Yıllardır uygulanan, yazılı olmayan sistem buydu. Şimdi yazıya geçirildi. Hayal edilen şey, yaşanmakta olanın yasallaştırılmasıydı, oldu. Kısacası gittiğimiz bir yer yok, bulunduğumuz yerdeyiz hâlâ. Her ne yapıyorsak aynını yapmaya devam… Yeni sistemin getirdiği en önemli yenilik cumhurbaşkanıyla ilgili… Uluslararası zirvelerde ülkeyi temsil edecek bir başka “rakip konum” kalmayışı tek yenilik.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI