Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?

Perşembe, 5 Temmuz, 2018
Seçimden önce çok sık duyulan sorulardan biri, 24 Haziran'ın 7 Haziran'a mı, 1 Kasım'a mı benzeyeceğiydi. Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda geçilip, iktidar koalisyonu da mecliste çoğunluğu sağladığı için büyük bir hezimet olarak değerlendirilen 24 Haziran sonuçları, 7 Haziran'la büyük bir benzerlik taşıyor. Hem oy oranları açısından hem de ortaya çıkarttığı siyasi sonuçlar açısından.

1- 24 Haziran sonuçlarının artçı dalgaları devam ediyor; tartışmalar da, garipsenen suskunluklar da bir süre yatışmayacak gibi. Biraz bu seçimlerin özelliğinden, biraz oluşan şokun etkisiyle ve biraz da sonuçlara duyulan güvensizlikten “seçimden çıkan mesaj” kısmı pek konuşulamıyor. İktidar tarafında da, muhalefet tarafında da, tartışmalarda bundan sonra ne olacak kısmı öncelik kazanmış görünüyor. Bu açıdan bakıldığında, bir süredir yürürlükte olan “müsabaka siyaseti” ve sistem değişikliği ile iyice yerleşikleştirilmek istenen siyasetsizleştirme hamlesi önemli bir zafer kazanmış, belirleyiciliğini yeniden kabul ettirmiş durumda.

2- 16 Nisan referandumunda HAYIR diyen, 24 Haziran’da da çoğulcu bir parlamenter sistem restorasyonu için oy kullanmayı isteyen demokrasi güçleri, sivil toplum, son düzlükte yarışmacı siyasete teslim olan ana muhalefet adayı yenildiği için yenilmiş sayıldı. Demokrasi mücadelesini Muharrem İnce’nin seçtirilebilmesine indirgemek; yenilgiyi de, zaferi de buradan tarif etmeye kalkmak, yıllardır tüm baskılara rağmen kurumsallaştırılmaya çalışılan otoriter rejime çeşitli yollarla direnç gösterenlere haksızlık. Çünkü, iktidar defalarca yaptığı gibi bir kez daha seçimi kazandı belki ama direnç seviyesi de aslında pek de düşmedi.

3- Seçimden önce çok sık duyulan sorulardan biri, 24 Haziran’ın 7 Haziran’a mı, 1 Kasım’a mı benzeyeceğiydi. Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda geçilip, iktidar koalisyonu da mecliste çoğunluğu sağladığı için büyük bir hezimet olarak değerlendirilen 24 Haziran sonuçları, 7 Haziran’la büyük bir benzerlik taşıyor. Hem oy oranları açısından hem de ortaya çıkarttığı siyasi sonuçlar açısından. Hatta iktidar bloku yüzde iki civarında bir toplam gerileme yaşamış durumda. Koalisyon tablosu, muhalefetin dağılması ve yeni gerilimleri tetiklemesi açısından da süreç çok benzer şekilde ilerliyor.

4- Seçimde ortaya çıkan sayısal verilerin güvenilirliği daha uzun bir süre tartışılacak. Görünen o ki, gerek referandumda, gerekse 24 Haziran’da seçimin nihai sonucunu (yani referandumun kabulü veya cumhurbaşkanlığının ilk turda bitmesi gibi) etkileyecek ölçüde bir müdahale yapılmış olması yüksek bir olasılık. Çünkü söz konusu sonuçlar, yüzde 1 seviyesindeki oy hareketleriyle sağlanabilecek kadar birbirine yakın. Bu müdahale, sadece sandıklar açıldıktan sonra değil, kapalı toplantılara da konu olduğu üzere “daha seçim başlamadan işi bitirmek” şeklinde de olmuş olabilir.

5- Son seçimde, önceden yaratılmış duyarlılık ve teminat havasıyla hiç uyuşmayan bir performans gösterildi, kriz çok kötü yönetildi ve demokrasi mücadelesinin uzun dönemli motivasyonu kalıcı hasarlar aldı. Ancak, geçen yıl da yürürlükte olan yüksek sinizmin hızla geri gelmesinde bir abartı dozu olduğunu da görmek gerek. Herhangi bir alternatif mücadele perspektifi önermeden “her şey boş” iddiasına defalarca tur attırmanın kimseye bir faydası yok. Ayrıca bu konuda seçim öncesinden bile fazlalaşan çok yoğun bir Ak troll faaliyeti gözlemlendiğini de belirtmek gerek.

6- Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 24 Haziran için de şaibe iddiaları elbette tartışılacak, kayda girecek ama daha orta vadeli bir perspektifle bu sayısal veriler yine kullanılacak. Nasıl tertemiz bir seçim olmadığı gayet iyi bilinmesine rağmen 1 Kasım 2015 rakamları baz alınarak yorumlar yapılıyorsa, yavaş yavaş ortaya konulmaya başlanan bazı seçim sonrası çalışmaları da, 24 Haziran verilerinin kullanılabilir kısımlarını okumaya çalışıyor. Özellikle partiler arasındaki oy kaymalarıyla ilgili çalışmaların önemli ipuçları verdiği, henüz yeterli doygunluğa gelmemiş olan potansiyelin kaybolmadığı görülüyor.

7- Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekilliği seçiminde partilerin aldıkları oylar arasında ciddi farklar oluşması dikkate değer bir veri seti oluşturuyor. Örneğin genç seçmen ilgisizliği veya genç seçmenin daha yüksek vasıflı aktörler aradığı iddiası da, ilk verilerle pek doğrulanmıyor. Sandık verileri üzerinden yapılacak artçı çalışmaların sadece şaibe iddiaları ve şaibe mekanizmaları açısından değil, doğru veri elde etmek için de çok daha önemli hale geldiği ortada. Bu yüzden mümkün olduğu kadar çok verinin çapraz karşılaştırmalarla işlenmesiyle önemli sonuçlara varılması mümkün. Umarım, sonuçlara inançsızlık, bu çalışmalar için caydırıcı bir etki yaratmaz.

8- Seçimin sayısal sonuçları yanında hemen uygulamaya giren ve gündemde etkisini gösteren siyasal neticelerini de yaşıyoruz. Örneğin yayınlanan ilk KHK ile bakanlık yetkilerinin cumhurbaşkanlığına alınması meselesi şaşırtıcı biçimde, “işte yeni düzenin ilk icraatı” şeklinde yorumlandı. Oysa bu mesele 16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen anayasa değişikliğinin sonucu. Bu gelişmeye dayanarak meclisteki çoğunluğun bir önemi kalmadığı iddiası da tuhaf. Çünkü bahse konu çabanın, bakanlık yetkilerini almak için değil yasama açısından bir fren imkanı yaratmaya dönük anlamı kadar, başta bürokrasi olmak üzere bütün güç merkezlerinin pozisyon belirlemedeki referansı olmasıyla yakın ilişkisi vardı.

9- AKP’nin meclis çoğunluğunu kaybetmiş ve yasama açısından koalisyonlara muhtaç hale gelmesinin, bakanlık yetkilerinin Beştepe’de toplanmasından daha farklı bir siyasi sonucu var. Bunun neden önemli olduğunu, AKP ve Erdoğan’daki memnuniyetsizlikten de okumak mümkün. 24 Haziran’dan önce böyle bir olasılığın yeniden seçime neden olacağı konusundaki çıkışların da sahici olduğu çok açık. Sistemin yeterliliğinden ve sürdürülebilirliğinden çok acil ihtiyaçlara göre uydurulmuş bir hükümet rejimi olan bu garabetin, bir türlü uyum yasalarının çıkartılamamasından da anlaşıldığı üzere, uygulama sıkıntılarını önümüzdeki günlerde başka alanlarda da göreceğiz.

10- İktidar tarafından kazanılmış olan seçimin, daha önceki seçimlerde görüldüğü gibi rahatlamış ve rahatlatmayı deneyen bir balkon konuşmasıyla neticelenmeyip, gerilimleri tetiklemesi de dikkatle izlenmesi gereken bir durum. Seçimden önce çok sık dile getirilen, “seçimi kazanmak için her türlü gerilim devreye sokulabilir” önermesi, seçim kazanıldıktan sonra işleme konuldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu eliyle yürütülen ve sükutla tasdik edilen uygulamalar yıllardır izlenen fütursuz pratiğin yeni bir aşamasında olduğumuzu gösteriyor. Af ve idamı aynı anda, aynı hevesle tartışabilen bir anormalliğin ortasında; gazetecileri hedef göstermenin gazete ilanlarıyla yapıldığı; güvenlik bakanlarının tehdit işlerinde sorumluluk aldığı, Murat Boz ve Demet Akalın’ın gündem belirlediği bir siyasi vasat, istikrar tablosu gibi durmuyor.

11- İktidarın devamı, Erdoğan’ın başkanlığı için oy vererek evine dönen AKP ve MHP seçmenini de daha doğrudan etkilemeye başlayan ekonomik tablo, negatif etkiler yaratmaya devam ediyor. Enflasyon ve faiz rekor seviyelere tırmanırken, seçim dolayısıyla ertelenmiş bütün zamlar, alkol zammında görüldüğü gibi “ceza” öncelikli olarak uygulamaya konuluyor. Bu konjonktürel sıkışma genel seçim için olduğu gibi yerel seçim için de bir erken sandık olasılığını getirecek mi göreceğiz? Anayasa değişikliği ihtiyacına destek verecek muhalefet partilerinin olup olmadığını ve iktidar sözcülerinin 24 Haziran öncesinde de söyledikleri “gündemimizde değil” açıklamalarının ne kadar gerçeği yansıttığı belirsiz.

12- AKP iktidarının hem etkinlik hem rakiplerini zayıflatmak anlamında çok hızlı bir yükseliş göstermediğini biliyoruz. İktidarının ilk beş yılında düzenli bir oy yükselişi yakalarken, önemli bir iktidar mücadelesi sürecinden de geçti. 2007 – 2013 arasında yaşanan dönem ise, özellikle de cemaat işbirliği ile biçimlenen ve içinde 2007 cumhurbaşkanlığı krizi, 2010 referandumu gibi kritik eşiklerin yer aldığı yerleşikleşme süreci de, oy desteğini maksimize edip katılaştırabildiği (konsolide ettiği) bir evreydi. 2013’ten bugüne kadar devam eden iktidarı koruma dönemi ise hâlâ “yavaş ölüm”, “nisbi yenilgi” özelliklerini koruyarak devam ediyor. Dolayısıyla, hızlı gelmeyenin, birdenbire gitmeyecek olmasında şaşırtıcı bir taraf yok.

13- Gezi, 7 Haziran, 16 Nisan ve 24 Haziran öncesinde yaşanan iyimserlik ataklarının ve muhalefet açısından oluşan kısa menzil tuzaklarının, tahammülsüzlük ve yüksek beklenti ile hafifletilebilecek nedenleri olduğu kadar, iktidarın güçten düşmesi ve istikrarsızlaşarak devam ettiği gerçeğini gösterdiğini de unutmamak gerek. AKP iktidarının yarattığı oy katılaşmasının ve sağ popülist politikanın toplumsal alandaki hegemonik etkisinin düşünülenden daha fazla olduğunun görülmesine rağmen, bu kaçakların ve hatta 24 Haziran öncesinde oluşan iyimser havanın bile tamamen bir yanılsama olmadığını düşünebiliriz. Hızı ve sonuç alma yeteneği konusundaki öngörüler için daha eleştirel olma gereği ortada ama aslında hiç umut olmadığını söyleyecek bir durum da yok.

14- Son günlerde ağırlıklı olarak CHP üzerinden yürüyen ve muhalefet aktörlerinin yetersizliği sınırından başlayıp, “hiçbir şey olmaz” finaline doğru ilerleyen tartışmaların fazla yüzeyselleşmeye başladığı görülüyor. Yarışmacı siyaset tarzının uzantısı olarak, galibiyet alamayan takım yönetimini istifaya çağırmaktan daha derin bir öneri üretemeyen “seyirci psikolojisi” fazla baskın. Bir içerik tartışması açmaktan çok, “şampiyon yapacak başkan” aramakla, giderek iktidar seçmenine benzeyen kalabalık histerisi öne çıkıyor. Seçim öncesinde iktidar kışkırtmalarıyla dağılmayan muhalefet, seçimden sonra daha kolay manipüle edilebiliyor.

15- Muhalefet hareketlerine önderlik etmek, uzun ve zorlu otoriter deneyimlerin içinden uzun soluklu bir direnme pratiği üretmek, sürdürebilmek, bütün eşitsiz koşullara rağmen inandırıcı bir alternatif yaratıp kendini gösterebilmek, bütün bunları da son derece kısıtlı bir zamanda yapmak hiç kolay değil. Birikmiş yüksek beklentiyi ve hemen sonuç alma baskısını göğüslemek de çok zor. Mevcut aktörlerin bu zorlu görevi yerine getirme konusundaki başarısızlıklarını haklı olarak ağır biçimde eleştirenlerin daha küçük kriz alanlarında büyük yönetme becerileri gösterdiklerine veya başka mücadele pratikleri yaratabildiklerine de tanık olmuyoruz. Kazanamamış olmanın moral bozukluğu anlaşılabilir ama bunun kaybetmeyi vazgeçmeye dönüştürmemesi veya kazanmanın amacını değiştirmeye neden olmaması gerekir.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI