Ekip işi

Pazartesi, 2 Temmuz, 2018
24 Haziran’dan hemen sonra büyük bir tazyikle muhalefeti tehdit etmeye başlayan İçişleri Bakanı’nın kişisel hırslarla bu yola meylettiğini düşünmek muhalefetin hâlâ meseleyi idrak etmekten uzak olduğunu gösteriyor. Oysa İçişleri Bakanı iktidarın yeni yolunun haberciliğini yapıyor. Bu yolun da temel hedefi, orta vadede, ezilen toplumsal kesimleri birbirinden koparmak ve onların sığınağı olabilecek tüm muhalefet odaklarını tamamen tasfiye etmek.

Başta HDP ve CHP olmak üzere muhalefetin içine düştüğü en büyük yanılgı, AKP’nin ülkeyi yönetemez hale geldikten sonra iktidarı bırakmak zorunda kalacağı, yahut toplumun bu saldırgan ve tüketici iktidarı avuçlarının üzerinde tutmaktan vazgeçeceğiydi. Hileyle veya cebren, AKP açısından iktidarda kalmanın koşulları önemli ölçüde muhalefetin bu yanılgısından kaynaklanan rehavet yüzünden yeniden olgunlaşmış durumda. Buna mukabil toplumu yönetemeyen iktidarların çökeceğine ilişkin genelleme, yahut beklenti, etkili bir toplumsal muhalefet ağı kurmayı erteletiyor. Eh, bu da muhalefet açısından konforlu bir pozisyon.

Elbette, mevcut iktidarın ülkeyi bildiğimiz anlamda yönetemediği açık. Fakat yönetememek, demokratik olmayan ülkelerde yönetimde kalmayı engellemiyor. Toplum, demokratik kazanımlarını unuttukça, mücadele azmini de “ihtiyacını” da yitiriyor. Maç uzatmalara kalınca rakip takımın takatten düşeceğini zanneden muhalefet ve ondan medet uman ezilenler bu yüzden gol üstüne gol yiyor.

24 Haziran’dan hemen sonra büyük bir tazyikle muhalefeti tehdit etmeye başlayan İçişleri Bakanı’nın kişisel hırslarla bu yola meylettiğini düşünmek de muhalefetin hâlâ meseleyi idrak etmekten uzak olduğunu gösteriyor. Oysa İçişleri Bakanı iktidarın yeni yolunun haberciliğini yapıyor. Bu yolun da temel hedefi, orta vadede, ezilen toplumsal kesimleri birbirinden koparmak ve onların sığınağı olabilecek tüm muhalefet odaklarını tamamen tasfiye etmek.

AKP, tasfiye sürecini hızlandırmak için sadece CHP’yi değil, onun tabanını da, üç yıldır sistematik olarak kriminalize etmeye çalıştığı HDP’yle “iltisaklı” gösterirken belli bir strateji çerçevesinde hareket ediyor. Bu stratejinin üzerine kurulduğu temel ise 1990’ların devlet deneyimi.

1990’ların kirli savaş politikaları uzun vadede hükümsüz kalmış olabilir ama meseleye nereden baktığınıza bağlı.

Örneğin Çiller ve Ağar’ın kendilerini yenik saydıklarını mı zannediyorsunuz? Yaptıklarının da yaptırdıklarının da hesabını vermemiş, başta faili meçhul cinayetler olmak üzere o dönemki neredeyse hiçbir ihlalin failine hesap verdirtmemiş, “devlet için kurşun atanları” taltif etmiş ve kendilerinden sonra gelen AKP iktidarına korutmuş bir ekip neden kendisini yenik saysın?

Dahası, 1999’u baz alırsak, Gezi direnişine kadarki 14 yıl boyunca, sırf 1990’ların iktidar politikaları yüzünden Kürt ve Türk ezilenleri, muhalifleri birbirlerinin yanına bile yaklaşmadı. 1990’ların böl-yönet politikası sadece Kürtler arası değil, direnen Kürtler ve devrimci-demokrat Türkler arasında da bir bölünmeye dayanıyordu. Çillergiller gitti ama devlet, onların bölücü politikalarının meyvelerini 14 yıl boyunca yedi, AKP’yi de ihya etti.

AKP Çillergillerden de biliyor ki, antidemokratik bir rejimi inşa etmek bir “ekip işi.” 24 Haziran’dan hemen önce de gördüğümüz üzere AKP yeni döneminin ekibini, Çiller-Ağar grubunu da devşirerek oluşturduğunu gizlemek bir yana, ilan etti. İçişleri Bakanı’nın yaptığı da, zannedildiği gibi yeni yönetimin bakanlık makamını elde etme hırsını agresif bir biçimde dışavuran kişisel çıkışlar değil, yeni ekibin sözcülük misyonunun gereğini yerine getirmekten ibaret.

Dolayısıyla muhalefet işin kolayına kaçmak yerine 1990’ların böl-yönet politikasının (ve bunu sağlamak üzere tedavüle konan her türden hukuk dışı yöntemin) olgunlaştırılmış versiyonuyla karşı karşıya olunduğunu görmek zorunda. Durumu görüp tespitini yapmak da yetmez. Kürt ve Türk ezilenlerinin arasını açmak üzere başlatılmış olan bölme politikasının önünü de tıkayacak bir siyasete cesaret etmek zorunda.

Üstelik 1990’lardan farklı olarak yeni “ekip” sadece Kürt muhalefetini değil, laik-demokrat ve hatta Kemalist Türk muhalefetini, CHP’den başlamak üzere acımasızca ezmeye yöneleceğini de ilan etmiş durumda. AKP, bu ilanı özellikle 24 Haziran’dan hemen sonra, HDP’nin barajı geçmesinden CHP tabanını “sorumlu” tutarak yaptı. Kaldı ki, veriler AKP’nin bu iddiasının da bir manipülasyon olduğunu ortaya koyuyor. Ama zaten bu, AKP açısından işlevsel bir bahane olarak seçilmiş görünüyor. Yeni iktidar, HDP ve CHP tabanlarının birbirinden uzaklaştırılarak, dayanışmalarını engelleyerek teker teker zapturapt altına almayı, varlığını sürdürmenin ve yeni rejimin “selametinin” kaçınılmaz yolu olarak görüyor.

Buna mukabil Türkiye muhalefetinin, iktidarın böl-ez-yönet politikasına karşı ayakta kalmak için birleş-güçlen yoluna başvurmaktan kaçındığı, kaçak güreş oynadığı ve bu oyunla da oyalanmaya niyetli olduğu anlaşılıyor.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI