Aydın Selcen
Aydın Selcen

Yerel seçimler: Dün değil şimdi

Pazar, 1 Temmuz, 2018
Yönetirken kim ne yapıyor değil, kim yönetiyor sorusu önemli bizim için. Sorun odaklı (“issue-based”) değil, kimlikçi (“identity-based”) siyaset egemen bizde. Öyleyse, seçmen mi ithal edelim? Hayır çalışalım. Hem de sokak sokak, ev ev.

Hani halk ağzında bir söz vardır: “Sayın Kadı Bey’in muhterem validemle samimiyeti giderek ilerlettiği tevatür ediliyor, vaziyet böyleyken aciz bendenizin mezkur kadı hazretlerini hangi merciye şikayet edebilmek imkanı kaldığı hususunun cayi sual olduğu akla gelmektedir” diye. İşte, gazetemizin geniş ufuklu kaptanı Ali Topuz’un “Başöğretmen Süleyman Soylu” yazısı bana bu sözü hatırlattı.

Aslında bu pazar sabahı ben değerli okura sevgili annemden değil de, merhum pederimden (1930-2000) söz edecektim. Hayatının son yıllarında babamın nasıl hareketsizliği artık doktora seviyesine çıkarttığından ve nihayet mümkünse evden hiç çıkmadan, hasbelkader çıkarsa arabayı alıp, Kızıltoprak-Caddebostan arasında dolaşıp eve geri gelerek yaşar olduğundan, yine de İstanbul’un artık yaşanmazlığından yakındığından bahsedecektim. Oradan sözü yurt kavramına, memleketlerimize (“memleket nere hemşehrim?” anlamında), kendi saksılarımıza getirecektim.

Belki anımsarsınız, İtalyan siyaset düşünürü Bobbio’nun ömrünce terk etmediği Torino’suna ve kentsel dönüşüm adlı betona dayalı rant yarışıyla yuvaları bozulan şaşkın kirpilere değinmiştim başka bir yazımda da. Kadıköy bana Torino olmayacak belli. “Sen Torino’yu bırak, kendin Bobbio mu olabilmişsin sanki, bize onu anlat hele” derseniz, “e siz de haklısınız” derim, orası ayrı.

Artık böyle mi yapsam Ali Topuz’un engin hoşgörüsüne sığınarak? Yazabileceğim, yazmaya niyetlendiğim ama yazamadığım yazıların taslaklarını paylaşmakla yetinsem. Behçet Necatigil üstadın ölümsüz dizelerine sığınarak: “Gizli bahçenizde/Açan çiçekler vardı,/Gecelerde ve yalnız./Vermeye az buldunuz/Yahut vaktiniz olmadı.” Biz yine de kellelerimizi kocaman ellerimizin arasına alalım ve dokuz ay sonraki yerel seçimlerden söz edelim. Ama dünün ılık yanılsamasıyla değil bugünün yakıcı sıcaklığıyla.

Babamın hareketsizliği, hayalperestliği ilk gençliğimde tersine Conrad kitaplarındaki gibi bir itki yaratmıştı bende. Mutlaka gitmek, sonuna kadar gitmek, sürekli yolda olmak. Belki makûs hariciyecilik deneyimimin temeli de budur. Şimdiki baskı, havasızlık ortamı ise “buradayım, bir yere gitmiyorum”, değerli Ümit Kıvanç’ın deyişiyle “umudum yoksa, inadım var”, yine değerli Fehim Işık’ın sabitlenmiş yanıtıyla “belê, ez le virim” dedirtiyor.

 

.

Dedirtiyor dedirtmesine de, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şemsiyesinin ucuyla kafeste güvercin dürttüğü Karadeniz gezisi fotoğrafı da zihnimin duvarında asılı duruyor. Mesela: Kadıköy mü dedin, gelir rıhtımına devasa çakma Sinan esintili betonarme cami inşa ederim kardeşim. Et de, onun yerine atıl duran şu absürt seyir balonunun kaidesini kaldırıp, oraya insani ölçekte Şemsi Paşavari mücevher gibi bir cami yapsan? Otoparkı da çok katlı halde yerin altına alıp, üzerini ağaçlandırıp parka çevirsen? Sana yanıt vermek zorunda değilim kardeşim, ben milletim sense illet, defolur gidersin beğenmiyorsan.

Yönetilen, ne yönetene sesini duyurabiliyor, ne yönetime katkı sunabiliyor, ne kendini etkileyen yönetim kararlarını dönüştürebiliyor. Sürekli dinliyoruz: Halk, birbirini duymayan üç toplumun toplamına dönüşmüş. Birbirine konuşmak, karşı tarafa seslenmek olanağı da medyanın neredeyse tamamının kuru havuza çekilmesi, kalanının da yüzdüğü dalgalı denize bırakılmasıyla engellenmiş.

Elde ne kalmış? Bir uçta, henüz işe yararlığı kuşkulu sosyal medya ve diğer uçta eski yöntemle kapıdan kapıya iletişim kurma. Sandıktan sandığa, gidip kendi itikadımızca iman tazeliyoruz. Yönetirken kim ne yapıyor değil, kim yönetiyor sorusu önemli bizim için. Sorun odaklı (“issue-based”) değil, kimlikçi (“identity-based”) siyaset egemen bizde. Öyleyse, seçmen mi ithal edelim? Hayır çalışalım. Hem de sokak sokak, ev ev.

Sahildeki Kadıköy’ün, Maltepe’nin sırtı Ataşehir, Ümraniye, Sancaktepe, az ötesi Sultanbeyli. Kadıköy’de CHP açık ara önde, ama “AKP’nin kalesi” Sultanbeyli’de ikinci sırada HDP var. İstanbul genelinde HDP, 7 Haziran 2015’e göre oy oranını az da olsa artırmış. İnsan, ilçe ilçe tüm ayrıntılı sonuçların özellikle CHP’nin genel merkezinde, il ve ilçe örgüt binalarının duvarlarında şimdiden asılı bulunduğunu umut ediyor. Baksanıza zaten topu topu dokuz ay kalmış yerel seçimlerin de anayasa değişikliğiyle erkene alınması konuşulur olmuş Ankara’da şimdiden.

Kimin mahallesinde ne sorunu var? Avcılar’daki yurttaşla, Tuzla’dakinin belediyesinden öncelikli beklentisi aynı mı? Üsküdar gibi ilçelerin içinde semtler neye göre bölünmüş? Pikseli çok, yüksek çözünürlüklü haritalar, ayrıntılı veriler üzerinde kafa kafaya vermiş, yüksek sesle konuşan, çabuk düşünen, derhal eyleyen, her sorunun karşısına tasarladığı çözümü yazan genç, (başı örtülü-açık) kadınlı-erkekli, kampanya stratejistleriyle, danışmanlarla, gönüllülerle dopdolu, civcivli, ışıklı muhalefet parti binaları canlandırıyorum gözümde. Ve şimdiden ortaya çıkarak aramızda dolaşmaya başlamış “evet yapabiliriz, daha iyisini biz yapacağız” duygusu aşılayan adaylar.

Son olarak, belki konumuzla doğrudan ilgisi yoktur, belki bir bakıma vardır bilemem. Ama şunu eklemek isterim: Kürt sorununun barışçıl çözümünü kendine içtenlikle dert edinen, Kürtlerin huzurlu yurttaşları olacağı bir ülkenin bizatihi demokratikleşmiş olacağını düşünen, hak ve özgürlükler mücadelesi veren, HDP’nin TBMM’ye taşıdığı milletvekillerine kendince destek olmak isteyen, Demirtaş’la gönül bağı kuran kim varsa, özellikle ya da hiç değilse içinde olduğumuz verili anda, PKK’nin silahlı eylemlerden mutlaka kaçınması gerektiğini de her düzlemde belirtmesi gerekir.

*New York’un Bronx ilçesinde Demokrat Parti’nin ABD Temsilciler Meclisi adaylığını kazanan 28 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez’in esin veren başarılı hayat ve kampanya öyküsünü araştırmanızı öneririm.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI