Yürü ya Muharrem

Salı, 26 Haziran, 2018
İnce ve diğer muhalefet yöneticileri, topluma öncülük etme sınavındaki başarısızlıklarını AKP-MHP’ye oy verenlere veya destekçilerinin “azlığına” yükledikçe daha hızlı hata yapacak, daha fazla kaybedecekler. 24 Haziran akşamı yapılan hatalar ancak ve ancak “bana yürüyün deyin, beni destekleyin” demek yerine “beraber yürüyelim, birbirimizi destekleyelim” diyerek yüzünü topluma dönen; destek isteyici değil toplum örgütleyici bir siyasete yönelmekle telafi edilebilir.

AKP-MHP ittifakı galip çıkmış olmasına rağmen, karşısında konumlanan büyük muhalefet, onun önümüzdeki dönemde yaratacağı baskıyı sınırlandırabilecek güçte. Zaten 24 Haziran akşamı toplumsal muhalefette yenilgi veya yalnızlık duygusunu yaratan AKP-MHP başarısı değil, büyük bir umutla desteklenmiş olan Muharrem İnce’ydi.

Fakat İnce, 25 Haziran’da basın toplantısındaki şu sözleriyle, seçim akşamından itibaren yaptığı ve hem kendisi hem de muhalefet açısından telafisi mümkün olmayan hatayı idrak edemediğini gösteriyor: “Eldeki tutanaklarda yenilmişseniz yenilmişsinizdir. ‘Bunu kabul etmiyorum, sokaklara çıkalım’ bu demokrasi değil ki!”

Oysa seçmenleri İnce’den sokağa çıkma daveti alamadığı için değil, sonuçların açıklanmaya başlandığı andan itibaren kendilerini yalnız bırakıp kabuğuna çekilmesine, taraftarlarının yenilmişlik duygusunu hafifletecek bir öncülük yapmamasına, dayanışma göstermemesine tepkili.

Bunun ayırdına varamadığı anlaşılan İnce daha da ileri giderek “yürü derlerse ben hazırım” diyor. Oysa milyonlar “yürü ya Muharrem” demişti zaten. Fakat İnce, seçim akşamı bir anda yürümekten vazgeçti! Kaldı ki muhalefetin yaşadığı açmazların da etkisiyle İnce’ye “yürü” denmiş olsa da, toplumun muhalif kesimi sorumluluk yükleyecek birini değil, sorumluluk üstlenecek; “bana yürü derlerse ben hazırım” demek yerine “haydi yürüyelim” diyecek bir örgütleyiciyi arıyor.

İnce’nin, elli günlük kampanya sırasında desteğine sahip olduğu milyonlarca insanın beraber yürüyeceği bir lider olabilmesi için seçim sonuçlarını reddedip sokak mücadelesine girişmesi değil, kendisiyle dayanışanlarla dayanışması, hayal kırıklıklarını paylaşması, yeni bir mücadele safhasına geçildiğine ilişin bir işaret vermesi yeterli olabilirdi.

Fakat, İnce, 24 Haziran akşamı aldığı tutumla, destek gördüğü toplumsal kesimlerin öncüsü olmayı asla yapılmaması gereken bir hatayla berhava etti. Böylece muhalif toplumsal kesimler tıpkı 16 Nisan’da olduğu gibi bir kez daha yine CHP merkezli bir fütursuzlukla ağır sahipsizlik duygusu yaşadı.

Muharrem İnce, kampanya boyunca telefonlarına, mesajlarına bakamadığını söyleyip durdu. Peki, en fazla meşgul olması gerektiği saatte, nasıl oldu da bir gazetecinin mesajını görüp buna yanıt verebildi? İnce ve bazı destekçileri, hatanın bir gazeteciye güvenmek olduğunu zannediyor veya zannettirmek istiyor. Oysa destekçilerinin azımsanmayacak bir bölümü bunu “aldatılmak” olarak algılıyor ve onun kendisine gösterilen ilgiyi siyasete tahvil edecek vasfa sahip olmadığını düşünüyor.

İnce bunu kabullense de kabullenmese de, gazeteciye attığı mesajdan ötürü dilediği özür, destekçilerinde yarattığı aldatılmışlık hissini telafi edebilecek gibi görünmüyor.

Yüzbinlerin sizin için toplandığı meydanlarda gösterdiğiniz özgüveni, rakibinizin destekçisi milyonlar karşısında da gösterebiliyorsanız “dava insanı” olarak kabul edilirsiniz. Misal, hapiste olmasına, meydanlarda idamı istenmesine, iktidarın en tepesinden sistematik olarak hedef alınmasına, kendisi tecrit edilerek yalnızlaştırılmış olmasına rağmen destekçilerini yalnız bırakmayan Selahattin Demirtaş.

Muharrem İnce 24 Haziran akşamı, açık manipülasyona açık tepki gösterse, on binlerce insan bir oy bile kaybolmasın diye oradan oraya koştururken ofisine kapanıp “ünlü” bir gazeteciyle mesajlaşmasa, seçimin ikinci tura kaldığını ilan eden partisi kısa süre sonra sonuçları kabullenici açıklama yaparken olumlu veya olumsuz bir ses verse, en azından zor anda bozguna uğramışlık hissi yaşadığını hissettirmemeyi başarsa, 25 Haziran’da destekçilerinin üstüne çöken kara bulutu pekâlâ hafifletebilir, bunun karşılığında da yeni dönemin muhalefet lideri olması yönünde güçlü bir destek alabilirdi.

Ancak İnce, ilk ve en tarihi sınavında toplumsal muhalefeti örgütleyecek, ona öncülük edecek, engebelerin üstünden beraber atlanabilecek bir lider olmadığı hissi yarattı.

Şunu rahatlıkla söylemek gerekir ki, 24 Haziran’da toplumsal muhalefet yenilmedi. AKP-MHP iktidarda kalmayı sürdürdüğü halde kimse taleplerinden vazgeçmedi. Fakat Muharrem İnce, Meral Akşener, Kemal Kılıçdaroğlu, Temel Karamollaoğlu başta olmak üzere, Millet İttifakı’nın kurucu aktörlerinin yenildiğini kaydetmek lâzım.

İnce ve diğer muhalefet yöneticileri, topluma öncülük etme sınavındaki başarısızlıklarını AKP-MHP’ye oy verenlere veya destekçilerinin “azlığına” yükledikçe daha hızlı hata yapacak, daha fazla kaybedecekler. 24 Haziran akşamı yapılan hatalar ancak ve ancak “bana yürüyün deyin, beni destekleyin” demek yerine “beraber yürüyelim, birbirimizi destekleyelim” diyerek yüzünü topluma dönen; destek isteyici değil toplum örgütleyici bir siyasete yönelmekle telafi edilebilir.

Üstelik bunun için son derece elverişli bir toplumsal muhalefet zemini var. 24 Haziran sürecinde birbiriyle dayanışan CHP-HDP tabanları ve diğer sol, sosyalist, demokrat kesimler muhalefet koalisyonu kurabilirse, herhangi bir seçim takviminden bağımsız olarak toplumsal-siyasal örgütlenmeye odaklanırsa, “bir daha gitmeyecekler” duygusu çarçabuk berhava olabilir.

O yüzden aslında TBMM’ye girebilen muhalefet milletvekillerinin Ankara’da ev kiralamasına bile gerek yok. Çünkü yeni sistemde, TBMM kampüsü içinde yapabilecekleri hiçbir şey yok.

Muhalefet yerelden örgütlenip seçim odaklı olmaktan çıkarılırsa, AKP-MHP koalisyonunun en azından topluma yönelik basıncı şimdiki kadar kolay sürdürmesi engellenebilir. Bir iktidar sandıkta yenilmiyorsa, demokratik koşullar içinde onun muhalifleri kasıp kavuran uygulamalarını durduracak yollardan biri toplumsal öz saygıyı ve dolayısıyla hak bilincini artırmaktan, bu bilinci örgütlemekten ve bu örgütlüğün gücünü arkasına alarak mücadele yürütmekten geçer. Böylece milyonların umudu, öncü olarak gösterilen, “yürümek” için arkasında hazır kitlelerin konumlanmasını bekleyen liderlerin zor anlarda yalpalamasıyla bertaraf olmaktan kurtulur.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI