Volkan Ağır
Volkan Ağır

Her gole bir shot: Arjantin'e ve Messi'ye

Cuma, 22 Haziran, 2018
Dünya Kupası tarihinin en önemli günlerinden birini yaşadık Rusya'da. Her kupa kendi tarihini yazar. Her futbolcu da kendi tarihini... Messi'nin müthiş kulüp kariyerine karşın milli takım kariyeri ve Arjantin futbol tarihi dün yerle bir oldu. Gece tüm kadehler tangoculara kalktı.

Tuna’nın beri yanı Rostov’dan, Volgograd’a olan yolculuğum tamamlandığında dünyanın en mutlu insanıydım. Beni karşılayacak arkadaşım gelip beni aldığında ve eve gidip aklanıp paklandığımda daha da mutlu olmuştum. Volga Nehri’nin kıyısındaki bir milyonluk şehir Volgograd’ı gezmeye, keşfetmeye ve maçları takip etmeye hazırdım.

POLİS BİZİ HOLİGAN SANDI

Gelmeden önce Volgograd hakkında birkaç bir şey okuma imkanım olmuştu. Burası 2’nci Dünya Savaşı’nda Sovyet Rusya’nın en çok kayıp verdiği yerlerden olduğu gibi büyük bir direnç gösterip ayağa kalkarak Stalin’in önderliğinde en büyük zaferi de kazanmıştı, tam 200 gün sonra. Savaşta sekiz kez el değiştiren tepeye, Mamayev Kurgan’a gitmek için yola çıktık gelir gelmez. Fakat evvelinde kısa bir problem yaşadık. Niko’yla Dünya Kupası için yapılmış trene atlayacakken polis ikimizi de çevirdi ve kimlik kontrolü yaptı. Turist olduğum için benimle bir sıkıntıları olmadığını söylediler. Çünkü Rus bir holiganı arıyorlardı! O kesinlikle ben değildim. Niko da değildi ancak benzetmişlerdi Niko’yu aradıkları holigana bir kere. İçeri alındık! Metro istasyonundaki polis odasıydı girdiğimiz yer. Öğrenmeye çalışıyordum hangi gerekçeyle bir holigan aradıklarını ve Rusya Televizyonu’nun internet sitesinde bulduğum haberi gösterdim. Konunun bunla alakalı olup olmadığını sorduğumda, haberi ilk defa gördüklerini söylediler. Haber BBC’de olsa anlardım da haber Putin’in kurdurduğu uluslararası televizyon kanalındaydı. Bilmezden geldiklerinden emindim ama üstlerine de varmadım. Yaklaşık 10 dakika yanlarında oturduktan sonra gitmemize izin verdiler.

Metrosu olmayan şehirlerden biri Volgograd. Çünkü nehrin hemen yanında ve şehrin altında su var. Ancak Mamayev Kurgan’a gitmek için kullandığımız, belki İstanbul’daki, Karaköy’den İstiklal Caddesi’ne çıkan nostaljik tramvayla eşleştirilebilecek bir estetiğe sahip Dünya Kupası için yapılmış hafif metro dışında raylı sistemi yok Volgograd’ın. Tepeyi görmeyi düşünürken ilk olarak İngiltere – Tunus maçına ev sahipliği yapan ve Nijerya – İzlanda maçına ev sahipliği yapacak Volgograd Arena’yı gördüm sağda. İnmemiz gereken yere gelmişiz, soluma baktığımda anladım. Büyük bir tarihi ve acıları barındıran tepe ile stadyum yan yanaydı.

.

Monolit olarak yapılmış ‘Motherland Calls’ (Anavatan Çağırıyor) heykeli kılıçla 85 metre, kılıçsız 58 metreydi. Erişmek için kullanılan ilk merdivenler ise savaşın sürdüğü gün sayısıyla eşit: 200. Devasa büyüklükteki heykelin olduğu tepeye çıkana kadar ise etraftaki anıtlar ve heykellerle Volga şehrinin nasıl acılar yaşayıp bugünlere geldiğini iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Burası için açık hava müzesi tanımı doğru tabir olabilir. Kazanılan zafer sonrası Kahraman Şehir olarak da anılıyor resmi tarihte tabii ki. Eğer yakın tarihe meraklıysanız muhakkak görmeniz gereken bir yer burası.

‘BURADA IRKÇILIK YOK’

Charles ve Chinedu

Mamayev Kurgan’ı gezmeyi sonlandırırken iki Nijeryalı Charles (51) ve Chinedu (48) ile karşılaştım. Yanlarına yaklaşmadan önce devasa heykele yansıtılan ışıkları koruyan kadın güvenliklerden biri fotoğraf çektiriyordu. Kısa bir röportaj vermek isteyip istemediklerini sorduğumda çekinmediler. Rusya’da stadyumlardaki ırkçılık konusu büyük bir tartışmaydı. Bu konu hakkında görüşlerine başvurduğum ikili, “Gelmeden önce Rusya hakkında biz de hiç güzel şey duymadık fakat geldikten sonra, okuduklarımız ve bize söylenenler gibi kötü bir durum görmedik. Baksana kadın yanımıza gelip fotoğraf çektiriyor ve bu da ilk değil. Onun dışında da herkes bize çok sevecen ve sıcakkanlı davranıyor. Ülke ise çok güzel. Bir problem yaşamadık.” dedi. Bu soruyu atlattıktan sonra elbette ki biraz futbol konuştuğumuzda, “1994-1996 yıllarındaki Okocha’lı, Amokachi’li, Uche’li, West’li takımı özlüyor musunuz?” diyerek can damarlarına bastım. Efsane kadro gibisi gelmedi gerçekten de. Chinedu bu kadrodan Etebo’yu beğendiğini söyledi. Gerekçesi de sahada topla büyük bir özgüvenle oynamasıymış. Charles ise “Obi Mikel’i defansif oynatmak gerek” diyor. Alex Iwobi ve Victor Moses’dan İzlanda karşısında beklentileri büyük.

‘DÜNYA KUPASI OLMASA ŞEHİR HIZLICA GELİŞMEZDİ’

Günün ilk maçını izlemek için FIFA’nın taraftar alanına yakın bir Gürcü restoranına oturduk. Biraz da karın doyurmak lazımdı. İzlandalılarla birlikte izledik Danimarka – Avustralya maçını. Yussuf Poulsen’in ikinci maçta da penaltı yaptırmış olması gerçekten akıl almaz bir durum. İlk maçta bir gol atarak kendini affettirmişti ancak gördüğü sarı kartla son maçta oynayamayacağından yerini Braitwhite’a bıraktı.

Mücadeleyi izlerken Niko ile sohbete daldık. O bana “Türkiye’deki kadınlar neden çok sigara içiyor?” diye merak eden annesinin sorusunu iletti. Bu sorunun cevabı bende yoktu. Varsayımlarla da bir yere varamazdık. Benim merakım ise onun için Dünya Kupası’nın nasıl geçtiğiydi: “Dünya Kupası sayesinde şehir yenilendi. Kupa olmasaydı bu kadar çabuk ve erken yenilenmeyebilirdi. Ancak bence iyi hazırlanamadı Volgograd. Turnuva için yapılmış ancak dışı bitse de içi tamamlanmamış, hotel olacak bir binamız var ve şimdi o bina öyle duruyor. Yanında da birkaç inşaat hâlâ devam ediyor.  Turnuvaya ev sahibi şehir olmak mutluluk verici. Daha önce bu kadar insan buraya gelmemişti.”

KUPADAN ELENEN İLK ARJANTİNLİ

.

Sohbet ederken maç 1-1 tamamlanmıştı. Danimarka dört puana ulaşarak şansını sürdüren taraf oldu. Fransa – Peru maçının sonucu tura ne zaman çıkacaklarını belirleyecekti. Günün ikinci maçı için taraftar alanına gittik. Galiba Rusya’daki en güzel taraftar alanlarından biriydi; en azından Moskova’dakinden iyi olduğunu söylemem gerek. Ekran nehre sırtını vermiş ve hemen nehrin kenarına konumlandırılmıştı. Ekranın baktığı yer ise nehir kenarına inen merdivenlerdi. Doğal bir tribündü burası. Taraftar alanı kurmak için çok güzel bir yer seçilmişti. Kimsenin kimseye engel olmadan maç izlediği alanda az sayıda Fransa taraftarı vardı, Perulular ise çoğunluktaydı. Maçı en öne geçerek izlediler. Tribün yapıyorlardı adeta. Turnuvada sahadaki futboluyla iz bırakan takım olduklarını kimse inkar edemez sanırım. Fakat sonuca ulaşmakta zorlanıyorlardı. Defanstan çıkarken kaptırdıkları topta Pogba’nın pasında Giroud’nun şutu defansa çarpıp havalanınca kalecinin üstünden geçen topa Mbappe’nin dokunması yetti. Maç ise böyle bitti. Maç sonu konuştuğum Perulular evine erken giderken günün ilk Arjantinlisi, Peru’nun teknik direktörü Ricardo Gareca, kupadan elenmişti.

KADEHLER ARJANTİN VE MESSI’YE

Son maçta bana evlerini açan ve birlikte tipik bir Rus ailesi yemeği teklif eden arkadaşlarımı kıramazdım. Eve girer girmez maçı açtım. İlk yarıyı izlerken masa kurulmuş ve yemekler yeniyordu. Haşlanmış patates, lahana turşusu, pancar ve yeşil bezelyeli salata, domates, salatalık, ve tuzlanmış çiğ selyodka vardı. Balığı çiğ yemek benim için bir değişik bir tecrübeydi. Aynı sırada maçı izlerken Caballero’nın hatasını Ante Rebic affetmeyince evde maçı takip eden ve bunun ne anlama geldiğini anlayan tek kişi olarak tek şok yaşayan bendim. Ev sahibim için ise bunun anlamı, gol başına votka demekti. Maçta en fazla bir gol daha olur diye düşündüğümden sorun etmedim bu teklifi. Ancak önce Modric, sonra Rakitic Arjantin ağlarını havalandırdığında yaşadığım yıkım ve şoku tarif edebilecek söz bulmakta zorluk çekiyordum. Ev sahibim ve ailesi ise seviniyordu gollere. Dünya futbolu tarihi bir gün yaşıyordu ama umurlarında olan tek şey gol başına shot oyunuydu. Büyük acıların yaşandığı bu şehirde, Arjantin futbol tarihinin en büyük acısına şahitlik ederken gece kadehler Arjantin için havaya kalktı.

Niko ve ben

BECKETT VE MESSI

Son maç için eve geçmeden bir Arjantinli’yle sohbet etme imkanım oldu. Arjantinliler takımın şansı hakkında ne düşünüyordu meraktaydım. Marcelo ile uzunca konuştum: “İşimiz çok zor. Messi’nin etrafında ona yardım edecek oyuncumuz çok fazla yok. Ona çok bağımlıyız.” demişti. Mücadeleden sonra Messi’nin 2016’daki Copa America sonrası milli takımı bırakırken yaptığı açıklamayı hatırladım: “Milli Takım kariyerimin sonu olduğunu düşünüyorum, bana göre değil burası. Takımla şampiyonluk kazanmak için çok çalıştım ama olmadı. Sanırım herkes için ve benim için de en iyisi bu. Her seferinde çok denedim ama olmadı.” Acaba o gün milli takımı bıraktığında hiç dönmese miydi Messi? Yetenekli oyuncunun şu günkü haliyle milli takım kariyerini en iyi Samuell Beckett’in meşhur sözü özetliyor: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.”


Volkan Ağır kimdir?

1987 İstanbul doğumlu. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI