Volkan Ağır
Volkan Ağır

Sağım solum önüm arkam Kupa!

Cumartesi, 16 Haziran, 2018
Moskova'da minibüs ve troleybüse de binerek kullanılmadık toplu taşıma aracı bırakmadım. Mısır-Uruguay maçının başını biraz kaçırsam da içim rahattı. İran – Fas maçı çok fazla ilgi çekmese de günün bayram şekeriydi, kimisine de zehir oldu. Bir kez daha izlememeyi tercih ettiğim İspanya maçı tarihin en unutulmaz maçı olmuştu. Neyse ki sokaklarda televizyonlar açıktı da golleri izlemekten mahrum kalmadım.

İlk günü taraftar alanında geçirme tercihini kolay yapmıştım. İkinci gün ise nereye gideceğimi biraz düşündüm. Sokaklarda mı olmalıydım? Yoksa uzun süredir yakından takip ettiğim COPA 90 ekibinin açtığı kulüp evinde mi? Sokaklarda nerede ne var ne yok keşfettiğim için, bilinmeyene yürümek daha iyi olur düşüncesiyle maçların başlamasına bir saat kala attım kendimi dışarı, istikamet COPA 90 kulüp evi.

TOPLU TAŞIMA TIKIR TIKIR İŞLİYOR

Cep telefonumdaki haritanın dediğine göre 818 ve 54 numaralı araçları kullansam Mısır – Uruguay başlama vuruşunun hemen bir kaç dakika öncesinde hedefe varabilirdim. Otobüs durağına gelen 818’i gördüğümde biraz şaşırdım. Büyük bir otobüs beklerken minibüs geldi. Aylık kartımın geçmediği aşikârdı. Fark etmezdi, atladım ve hemen kapının kenarına oturdum. Para vermem gerektiğini anladım ama şoför de hemen bir şey demeyince biraz bekledim. Ne kadar para vermem gerektiğini de bilmiyordum. İçeride asılı olan kağıdı gördüm 48 rubleymiş. Oturduktan otuz saniye sonra şoförün arkasına dönüp bana “Paranı versene kardeşim” bakışını atmasıyla paramı vermem bir oldu. Son durağa geldiğimde 54 numaraya binmem gerektiğini bilmeme karşın çok sayıda yer alan 54 numaradan hangisine binmem gerektiğini bilemiyordum. Cep telefonumun ve vücut dilimin yardımıyla çıkan sonuç şuydu: “Bura son/ilk durak park yeri kardeş. Az ileride durakta bekle gelir.” Doğru anlamışım, denileni yaptım. Sonuçta gitmem gereken yere ulaşmak için doğru yoldayım.

COPA 90 TRİBÜNÜ

Minibüsten sonra troleybüse binerek yaptığım yolculuğun sonunda indiğim yerden tahmin ettiğimden biraz fazla yürüsem de günün ilk maçının 15 dakikasını izlemeye geç kalmak çok da üzmedi beni. COPA 90 ekibi, Moskova’da eskiden fabrika olarak kullanılan alanda çok güzel bir yer tasarlamıştı futbolseverlere. Dünya Kupası’nın gayriresmi taraftar alanı benim için burası. Sadece maç izleten bir yer değil, oyunun kültürüyle ilgilenen bir yer olması kupa boyunca maçları nerede takip edeceğime dair düşündüğümde burayı daha da cazip kılıyor benim için.

SALAH OLSA NE FARK EDER?

Maçın yansıtıldığı duvara karşı kurulan tribünlerde yer yer boşluklar vardı. Ekaterinburg’daki stadyumdan pek farkı yoktu. 33 bin 61 kapasiteli stadyumda satışa çıkarılan koltuk sayısı 32 bin 278, tribündeki seyirci sayısı 27 bin 15’ti. Salah’ın ilk 11’de çıkmadığı maçta genel olarak Uruguay daha üstün bir oyun sergiledi. İlk yarı Suarez’in kaçırdığı gol bir hayli kritikti. Mısır’da Trezeguet, Amr Warda ve El Nenny takımı sürüklemeye çalışan oyunculardı. Orta sahayı 22.5 yaş ortalaması olan dört genç yetenekten kuran Tabarez belli ki Uruguay’a güzel bir miras bırakmaya niyetliydi. Ancak Cruzeiro’nun 10 numarası Arrascaeta’nın yaratıcılık konusunda eksik kalması Güney Amerika’nın bu küçük ülkesini gol açısından biraz kısır bıraktı. Suarez’in yetersiz kaldığı noktada Cavani devreye girmeye hazırdı. Direkten dönen topuyla birlikte ve kaleci El-Shenawy’nin başarılı performansını o da geçemedi. Orta sahadaki gençlerin çözüm üretemediğini gören Oscar Tabarez takımın en tecrübeli isimlerinden biri olan Carlos Sanchez’i sahaya sürdü. Onun kullandığı serbest vuruşta 88. dakikada Jose Gimenez sahneye çıktı takımına 3 puanı getiren golü attı. Mohamed Salah’ın yedek kulübesindeki görüntüsü ekranlara yansıdı bu golün ardından. Ve sanki artık turnuva onun için bitmişçesine bir hava yaratıldı. Ancak sahada olsa da olmasa da Mısır için hedef maç bu değildi. Rusya ve Suudi Arabistan maçları için riske edilmeyen Salah’ın omzundaki yük Rusya’nın ilk gün 5-0 kazanmasının ardından sadece biraz daha arttı. Uruguay ise öyle ya da böyle 3 puanına ulaşmış olmanın rahatlığıyla ilk maçını tamamlamıştı.

RUSYA’DA BAYRAMLAŞMA

İkinci karşılaşmayı da mekanda takip etmeye karar verdim. Sadece takım isimleri yüzünden olduğuna inanmaya başladığım, “Kim ne yapsın yahu bu maçı” düşüncesine nazaran gerçekten kupaya anlamını verdiğini düşündüğüm maçların başında geliyordu Fas-İran maçı. Atlas Aslanları lakaplı Fas’ın çalıştırıcısı Herve Renard, son 4 Afrika Kupası’nın 2’sini kazanmıştı biri Zambia diğeri Fildişi Sahili ile olmak üzere. Zambia’daki döneminde sakat olan oyuncusunu omzuna alıp sahanın öte kenarında sevinç yaşayan arkadaşlarının yanına taşıdığı günden beri bende yeri ayrı. Takımın sahip olduğu çok sayıda yetenekleriyle grupta şansının olduğunu da düşünüyordum. İran ise Carlos Quieroz’un varlığı nedeniyle canımı sıkıyordu. Quieroz’u dışarı alıp, takımın adını Süper Lig’den herhangi bir küme düşmemeye çalışan takımın adıyla değiştirsek fark etmezdi oynattığı futbola bakınca. Geride bekle kontra ataklarla rakibi vurmaya çalış. 90 dakika boyunca da başka bir planı olmadığını gösterdi İran takımı. Fas ise genellikle Amrabat’ı sağdan çizgiye indirip içeriye ortalar keserek gol arayışındaydı. Sahada hakem ise Cüneyt Çakır’dı. Maç öncesi bu detayı tam yakalayamamıştım ama FIFA Ramazan Bayramı’nın ilk günü Rusya’da bayram eğlencesi niyetine bir maç organize etmişti sanki. Fakat sahadaki sertliğe bakınca kimsenin umurunda değildi bayram. Ama Müslüman Müslüman’a bunu yapar mı kardeşim?! Bir hayli sert ve kısır geçen maçta İran ilk yarı sadece kontra ataklara bağlı kalmış, ikinci yarıda ise şut bile atamamıştı ancak Faslı golcü Aziz Bouhaddouz, hocasının kendisinden beklediğini yanlış kaleye, üstelik son dakikada yapınca 3 puanı hanesine yazan İran oldu. Fas için bayram zehir olurken, İran için çifte bayram vaktiydi. Rusya’da Moskova’da İranlı görmek, bulmak kolay değil, sokaklara taşan bir sevinç yoktu ama tek tük gördüğüm İranlıların coşkusu gözlerinden okunuyordu.

İSTİKAMET KIZIL MEYDAN!

.

Son maçı nerede izleyeceğim konusunda kararlıydım. COPA 90 ekibinden Alasdair, nam-ı diğer Ali, beni Kızıl Meydan’a gitmeye ikna etmişti İran – Fas maçı sırasında. Ancak maçın bitiş düdüğüyle, mesafe ve trafik nedeniyle vazgeçtiğini söylemişti. Bir çok Arjantinli’nin orada olduğunu biliyorduk. Maçın ilk birkaç dakikasını kaçırmaktan da zarar gelmezdi. Araç trafiğini boş verip toplu taşımayla da hızlıca ulaşabilirdik. Yavaş yavaş öğrenmiştim nereye nasıl gidileceğini, ne kadar hızlı gidilebildiğini. “Nazlanma” dedim ikna ettim.

Önce bir troleybüs, sonra da metro kullanarak maçın 2. dakikasında Kızıl Meydan civarlarında olabilirdik. Son aktarmayı yapacağım metro bozulmuştu. Boş vagonlar raylarda duruyor, insanlar yanlarında bekliyor, bir takım anonslar yapılıyordu ama hiçbir şey anlamıyorduk. Kadının biriyle aynı dili konuşamasak da, bize dışarı çıkıp yürüsek ortalama 15 dakikada gidebileceğimizi söylediğini anlamıştık. Haritadan kontrol ettik, doğru anlamışız. Metro çıkışında yönümüzü ararken köşedeki restoranların birindeki televizyonun önünde insanların toplaştığını gördüm. Maçın daha 3. dakikasında Ronaldo penaltı atacaktı! Kaçırmamıştık neyse ki! Vurdu ve gol oldu!

DÜNYA KUPASI SOKAKTA İZLENİR!

Kızıl Meydan’a varmak üzere tempolu adımlar atarken bir yandan da maçı sağlı sollu dükkanlara kurulmuş televizyonlardan izleyebiliyorduk. İkimiz de, iş gereği bazı maçları tamamen izleyememiş olmaya alışmıştık. Evet futbol muhabiri olmak her zaman her maçın her dakikasını izlemek değildi. Ancak işte bir Dünya Kupası takip ediyorsanız maç saatinde sokakta olsanız da maçı kaçırmanız mümkün değil.

Kızıl Meydan’dan 2 sokak ötede coşkulu alışveriş dükkanlarının ve restoranların olduğu caddede kalabalığı takip ediyoruz. Yine, turnuvaya rengi olan Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasından gelen taraftarlar maçı bırakmış müzik eşliğinde dans ediyorlardı. Kimi Brezilyalılar Rus hanımefendilerle dans ediyordu. Bir yandan gözümüz maçta bir yandan da coşku da. Tüm gün böyle geçmezdi. Eğlence ve maç arasında kalmamıza karşın bir şey kaçırmadık. Önce Diego Costa’nın golü geldi, sonra Ronaldo, De Gea’nın hatasının da sayesinde ilk yarıyı 2-1 kapatmasını sağlayan golü attı takımı adına.

.

İkinci yarı için artık Kızıl Meydan’a gitmemiz gerekliydi. Esas coşku oradaydı. Biliyorduk. Muhtemelen güvenlik adına maçlar sırasında Kızıl Meydan’a giriş kısıtlanmıştı. Parmaklıkları nereden nasıl aşacağız diye açıkçası delirmeye başlamıştık. Parmaklıkların arkasında Meksikalılar yerel kıyafetleri ve enstrümanlarıyla maçı umursamadan çalıp eğleniyordu. Sonunda durmuş olan trafiğin de etkisiyle yola atladık aradan geçip Meksikalıların yanına gittik. Giderken de cep telefonumdan maçı açtım ve skora baktım ki İspanya biz Meksikalılara ulaşmaya çalışırken skoru 3-2 yapmış! Daha önceki Dünya Kupası’nda da İspanya’nın Hollanda maçını izlememeye karar vermiştim maçın 1-0 ya da 0-0’a kilitleneceğini düşünerek ancak yine kupanın ve kupa tarihinin unutulmayan maçını seçmiştim!

‘GOL OLUR!’

Meksikalılarla vakit geçirdikten sonra son 10 dakikayı izlemek için yine cep telefonumu açmıştım. Ronaldo’nun son dakikadaki serbest vuruşu öncesinde tehlikeyi hissettim, Ali’ye döndüm ve ağzımdan şu çıktı: “Cristiano Ronaldo şu anda müthiş özgüvenli, De Gea ise tam tersi. Çok tehlikeli…” Top ağlarda! Topun ağlara gittiğini ise telefonumda görmeden 15 saniye önce anlamış olmamız da maçı mobil internetimiz üzerinden takip ediyor oluşumuzun cilvesi.

Maçlar sonlandığında eve doğru dönerken Kızıl Meydan’da Amerikarlılar (Güney+Orta) partiye devam ediyordu. Bitirmeye niyetleri de yoktu. Üzerimdeki İspanya logolu fermuarlı hırkayı görünce, İspanyol olduğumu düşünüp maç hakkında konuşmak isteyen Mısırlı Mohamed ile Trezeguet’nin Salah’tan daha iyi olup olmadığı, gruptan çıkıp çıkamayacakları üzerine sohbet ede ede eve döndüm.


Volkan Ağır kimdir?

1987 İstanbul doğumlu. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI