Muharrem İnce’nin Diyarbakır imtihanı

Pazartesi, 11 Haziran, 2018
İnce’nin Kürtler kadar Türklere de Diyarbakır’dan barışı vaat etmesi, olası savaş politikalarına karşı Türkiye’yi yaşanılabilir kılacak yeni bir politik hat sunması tarihi önemde görünüyor.

Bugün Kocaeli mitingi sırasında Erdoğan’ın Demirtaş’ı hedef göstermesi üzerine alandan ‘idam’ sesleri yükseldi. Erdoğan bunun üzerine “dedim ya size daha önce, parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım” yanıtını verdi.

Erdoğan’ın işi Demirtaş’a yönelik bu skandal “imaya” kadar vardırması, içinde bulunduğu büyük sıkışmışlıktan çıkmak için söylemeyeceği hiçbir şeyin kalmadığını, Kürtlere karşı köprüleri temelli yaktığını gösteriyor.

Ayrıca AKP-MHP koalisyonunun yeni bir darbe olasılığından söz etmeye başlaması, birtakım karanlık yüzlülerin 24 Haziran sonrası için iç çatışma tehditleri savrulması ve dahası yeni bir Kandil harekâtına hazırlık, önümüzdeki iki haftanın epey uzun süreceğini gösteriyor.

Fakat göründüğü kadarıyla, söylem dışında muhalefeti bekleyen en somut sınav Kandil harekâtı.

İktidarın çok yönlü tasarımı olan muhtemel Kandil harekâtı sürecine başta Muharrem İnce olmak üzere muhalefetin iyi hazırlanması sadece seçimin değil, Türkiye’nin de kaderini değiştirebilir.

Muhalefet, iktidar tarafından kutuplaştırılmış, savaş politikalarıyla iradesi zapturapt altına alınmış, öfke ve nefretle birbirinden uzaklaştırılmış olan toplumu barışla, çözümle birleştirme söylemini hâkim kılabilirse, savaş politikalarının yarattığı ve yaratacağı enkazı seçmene ikna edici bir biçimde aktarıp yükseltilmek istenen yeni milliyetçi dalgayı kırabilirse, Kandil üzerinden uygulanmaya çalışılacak testi geçip AKP’yi, tüm tasarımlarına rağmen hezimete uğratabilir. Aksi halde 1 Kasım veya 16 Nisan tablosu kaçınılmaz hale gelebilir.

3 Haziran’da neredeyse sırf Kürt hareketine meydan okumak üzere Diyarbakır’a gelip, buradan Türk milliyetçilerinin duygularını okşayan, Kürt hareketine karşı savaş vaat eden Erdoğan’a, Muharrem İnce’nin bugün (pazartesi) Diyarbakır’da yapacağı mitingde vereceği yanıt önemli bir aşama olabilir.

Bu açıdan İnce’nin Kürtler kadar Türklere de Diyarbakır’dan barışı vaat etmesi, olası savaş politikalarına karşı Türkiye’yi yaşanılabilir kılacak yeni bir politik hat sunması tarihi önemde görünüyor. Erdoğan’ın her türlü argümanına karşı özgüvenli yanıtlar geliştiren, “ben fabrika diyorum o kıraathane diyor” diyen İnce’nin Diyarbakır’da “ben barış diyorum o savaş diyor”, “ben çözüm diyorum, o idam diyor” diyerek savaşa karşı barışı, kine karşı duygudaşlığı, kayyıma karşı seçilmişleri, merkeziyetçiliğe karşı ademimerkeziyetçiliği savunması, üstelik bunu da sadece Kürtlere değil, Türklere de hitaben aktarması sınavın önemli bir aşamasının üstesinden gelmesine kapıyı aralayabilir.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN FİLMİNİ ÇEKMEK

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci önceki gün “Cumhurbaşkanımızı Meclis’te azınlığa, muhalefete düşürmeyin. Biz Meclis’te çoğunluğu sağlamadığımız an sistemi kilitlemiş oluruz” demiş.

Bu sözlere 7 Haziran öncesinden aşinayız. 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde HDP’nin parti olarak seçimlere girmesi ve barajı aşması, dolayısıyla AKP’nin iktidardan düşmesi halinde çözüm sürecinin biteceğini açıkça söyleyen AKP kurmayları, halkın seçimine “millet kaosu seçti” diyerek tepki göstermişti.

7 Haziran seçimlerinde İzmir’den CHP milletvekili olarak seçilen Zeynep Altıok, seçildikten iki gün sonra, 9 Haziran 2015 tarihinde, “HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar” diyen dönemin başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’a şu sözlerle tepki vermişti: “Bu sözler ‘savaş çıkaracağım’ demektir. Meclis’te bunun karşısında durabilecek partiler var.”

Altıok’un öngörülerinden sadece biri tuttu: Seçimlerden kısa süre sonra, 24 Temmuz’da dönemin geçici hükümeti tarafından savaş çıkarıldı; lakin HDP yalnızlaştırılırken başta CHP olmak üzere savaş karşısında durabilecek parti çıkamadı. İktidarın hakikatleri çarpıtan manipülasyonlarına karşı çözüm sürecinin filmi bile çekilemedi. Böylece AKP, 7 Haziran sonrasında tırmandırdığı savaş politikaları sayesinde toplumun önemli bir kesimini zapturapt altına aldı ve bu sayede 1 Kasım seçimlerinden muzaffer çıktı.

PROMPTER’IN BİLE İFLASI

Ankara Gar katliamından on gün sonra, 1 Kasım seçimlerinden on gün önce, 20 Ekim 2015’te Van’da konuşan dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” demişti. Davutoğlu’nun “beyaz Toros” açıklamasına tepki gösteren Kemal Kılıçdaroğlu, “1 Kasım’da beyaz Torosların devrini bir daha açılmamak üzere kapatacağız” yanıtı vermişti.

Altıok gibi Kılıçdaroğlu da yanıldı. HDP ve sol dışındaki muhalefet, AKP’nin iktidarını sürdürülebilir kılma savaşını durdurmaya çalışmak yerine, yükseltilen milliyetçi dalganın suyuna gitmeye meyletti.

O tarihten bu yana ülkeyi kaosla yöneten iktidarın kullanmadığı hiçbir yöntem kalmadı. Fakat AKP bunu yaparken elindeki tüm yöntemleri, tüm barutunu tüketti. Ekonomi bir yana prompter’ın iflasına kadar geriledi. Mega projelerin, istihdam vaatlerinin, büyük devlet hayallerinin inandırıcılığı kalmayınca, bu sefer işsiz topluma yönelik ücretsiz kahvehane-çay-kek vaatlerine, şehir hastaneleri için “müşterisi inşallah çok daha artacak” temennilerine kadar düşüldü.

İNCE, ERDOĞAN’IN KÜRTLERE KARŞI YAKTIĞI KÖPRÜLERİ İNŞAYA NAMZET Mİ?

Tüm politikalarının iflasına karşın AKP, savaş borazanıyla küllerini üfleyip kendini yeniden diriltmeyi umuyor.

2015 öncesine kadar gizli veya açık anlaşmalarla seçimlere çatışmasız ortamda girmek için büyük gayret sarf eden AKP, 7 Haziran sonrasındaki deneyimden hareket ederek seçimlere çatışmalı ortamda girmenin daha fazla “kazanç” sağladığı bilgisini yeniden edindiği anda harekete geçmekten geri durmayabilir.

Fakat iktidarın Kandil’e yönelik askeri harekâtın 24 Haziran’a nasıl bir etki edeceğine dair henüz net bir öngörüye sahip olmadığı görülüyor. O yüzden bu operasyon şimdilik sadece dillendirilirken, büyük olasılıkla aynı esnada da kamuoyu araştırmaları yapılıyor. Seçmenin böylesi bir harekât karşısında tercihini AKP lehine değiştirmesi söz konusu olursa, altyapısının hazırlandığı anlaşılan harekât, tasarlanmış bir “sebeple”, “gerekirse” 23 Haziran’da yahut cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunun yapılacağı 8 Temmuz öncesinde başlatılabilir.

Kandil harekâtı başladığı an, iktidar cephesinin psikolojik harp yayınları ve seçim meydanlarından, başta Muharrem İnce olmak üzere muhalefeti savaş lehine tutum almaya zorlayacağı ve bunun üzerinden Kürtlerin olası desteğinden mahrum bırakmaya çalışacağı da açık. İnce’nin bugün Diyarbakır’da yapacağı konuşmanın, iktidarın bu tasarımına karşı alacağı tedbirin başlangıcı mı yoksa önemli bir fırsatın ıskalanması olarak mı tarihe geçeceğini, Erdoğan’ın temelli yaktığı köprüleri kendisinin kurmaya ne kadar kararlı olduğunu hep beraber göreceğiz.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI