Volkan Ağır
Volkan Ağır

Moskova'dan Rostov'a bilet alma çilesi

Pazartesi, 11 Haziran, 2018
Ümit Besen'in bile yabancı dil bilgisinin daha iyi olduğundan emin olmama neden olan bir bilet alma süreci geçirdim. Sürecin stresini atmak için rüya gibi bir bina olan St. Basil Katedrali'ni görmek iyi geldi. Geçireceğim yolculuk 24 saate yakın bileti sonunda.

Vakit kaybetmeden maç izlemek için gideceğim şehirlere tren biletlerimi organize etmem gerektiğini düşündüğüm için ikinci günümde saat öğleni biraz geçtiğinde kendimi dışarı attım. Yapılacaklar arasında tren bileti almak dışında, birkaç günlük alışveriş yapmak, mobil internet için yerel bir telefon hattı almak ve elektronik birkaç eksiği tamamlamak da vardı.

HAYATIMIN EN BÜYÜK MEYDAN OKUMASI KIRIL ALFABESİ VE RUSÇA

Tek başıma kaldığım evden çıkıp sağa mı sola mı dönüp yürüyeyim diye düşünürken solda binaların arasından anayola çıkılabildiğini gördüğüm için sola yöneldim. Labirent gibi sokakları olan bir site içindeydi apartman. Site içinde kaybolmak garantiydi. Ama kaybolmaktan korktuğun zaman etrafını öğrenemezsin, tanıyamazsın. Gerçi bir başka dezavantaj daha vardı ki o da dil konusu. Kesinlikle kaybolma korkusundan daha büyük bir korku. Tabela okuyamamak nedir bilir misin Dimitri? Bilemezsin sen okuyabiliyorsun çünkü. Her neyse…

Anayola doğru yöneldim, karşıdan karşıya geçmek için ışıklarda beklerken yakında bir market olduğunu gördüm. Hava da yağdı yağacak biçimde tehditkâr bulutlar vardı. Cep telefonumun haritasında yazmasa adının Manolya olduğunu öğrenemeyeceğim markete girip ilk işin günlük alışverişimi yapmak olduğuna karar verdim. Fakat ürünlerin etiketlerine baktıkça hissettiğim çaresizlik Brezilya’nın Almanya karşısında 29 dakikada 5 gol yemesiyle eş değer bir durumdu. Özellikle ambalajlı ürünlerle (sağlıklı beslenmecilerin cık cıklarını duyuyorum) karşılaşınca Messi’yi görünce kendini yere bırakan Boateng’e dönüşmüştüm. Elbette basit yolu seçip birkaç bilindik yiyeceği alıp işimi halledip çıktım. Yağmur çiselemeye başlamıştı.

Hangi cesaretle bilmiyordum ama mont almamıştım. Kazak, hırka ve yağmurluk ile idare ederim diye düşünmüştüm. Daha ilk günümde de ihtiyacım olan yağmurluğu evde bıraktığım için eve döndüm ve yağmurluğumu aldım. Babam hatırlamadığım ancak ben diyeyim 2002, sen de 2004 yılında gittiği Moskova’dan dönerken bana bir Spartak Moskova yağmurluğu almıştı. Ya bir kere giymiştim ya da hiç giymemiştim onu fakat yıllardır bugüne beklermişçesine sakladığım yerden çıkarmıştım Rusya’ya gelmeden ve artık görev vaktiydi. Marketten aldıklarımla, Spartak Moskova yağmurluğumu takas edip evden çıktım.

Otobüs durağı yakınımdaydı fakat hem metrosever hem de internetsiz bir insan olarak elimdeki metro haritasını takip etmeye ve metroya yürümeye karar verdim. Yağmurun yağacağı tutmuştu ilk günde ancak berekettir deyip aldırış etmeden metroya ulaştım. İlk önemli meydan okumayla karşı karşıyaydım. Vücut dilimle taraftar kimliğimle geçip geçemediğimi mi soracaktım, yoksa 2 ay öncesinde Berlin’de beni eşiyle kaldığı evinde ağırlayan Olga’dan öğrendiğim gibi aylık kart mı almalıydım. Önce bir “Do you speak English?“ dedim. Veznedeki ablamız cevapsız kaldı. O zaman cama iliştirilmiş olan ücret çizelgesinden 60’lık olanı istediğimi anlatmak istercesine cep telefonuma 60 yazıp gösterdim. Anladı, kağıt kalem aldı ve fiyatını yazdı, anlaştık ve ilk meydan okumayı atlattım. Aylık kartımı aldım ve Kuntsevskaya durağından Kiyevskaya’ya doğru yol almaya başladım. Çünkü sıra Moskova, Rostov arası yapacağım yolculuğun biletini almaktaydı.

MOSKOVA’DA SANAT TOPLUM İÇİN

Kiyevskaya metrosu evimin salonunda gibi hissetmeme neden olmuştu. Tabii ki saraylara layık bir işçilikti duvarlardaki oymalar ve resimler. Fakat metrolardaki bu müthiş özenin nedeni sadece sanat yapmak olmamalıydı. Sadece sanat yapmış olmak için çok lükstü her şey. İnsan Moskova’da ulaşımını arabayla sağlamıyor, gününün birkaç saatini metroda harcıyorsa metrelerce aşağıda yürüdüğü alanlarda kendini ancak evinde hissederse depresif bir ruh halinden uzaklaşabilir diye düşünülerek tasarlanmış olmalıydı bu metrolar. Sanatın toplum için olduğu bir yerdi bu metro tünelleri. Bir de ben bu ülkenin yazında buradayım, bir de kışını düşünün…

Paveletskaya Metro İstasyonu

Metrodan inip şehirlerarası tren istasyonuna gittim. Girişteki veznede ilk karşılaştığım kadın görevli İngilizce biliyordu da, aşağıdaki veznelere yönlendirdi hemen bilet almam için. Ancak aşağıdaki veznede kimsenin beni anlayabileceği yoktu. Ne “Information“ ne de “International Trains” yazan yerdeki çalışanlar yabancı dil biliyordu. Hayret edilesi bir durumdu açıkçası. BBC’de yayınlanan “Dünya Kupası öncesi çalışanlara gülmek öğretiliyor” haberi doğruysa bile bu çalışanlar ne yazık ki bundan nasibini almamıştı. Yine üst kata gittim ve iletişim kurabildiğim çalışanla bilet fiyatı bilgisi alışverişi yaptım. Daha sonra da taraftar kimliğimle şehirlerarası bileti alıp alamayacağımı sordum. Kendisi beni diğer ana duraklarda bunu gerçekleştirebileceğimi umduğunu söyleyerek beni Paveletskaya istasyonuna yönlendirdi.

Dışarıda yağmur yağıyordu ve tren bileti alma konusunda biraz umutsuzluğa kapılmıştım. Tam karşımda büyük bir alışveriş merkezi vardı. En iyisi bir telefon hattı almak için içeri girmekti. Bu tür gezilerin olmazsa olmazı iletişimi rahatça kurabilmektir. Başına bir şey gelmesi durumunda bir emniyet supabıdır. Yine Rusya’ya gelmeden herkesin önerdiği telefon şirketinin dükkanına girdim. İngilizce bilen biri olup olmadığını sordum, Andrey öne çıktı. Telefonundaki sözlüğü açmasını söyledim ve bu hamleyle birlikte telefon kartı alma işini çözdük. Artık hem erişebilir hem de erişilebilir konumdaydım.

AVM’lerden oldum olası hoşlanmadım. Fakat mecburen kullandığım ve kullanacağım için de içeride kısa bir tur atıp keşif yaptıktan sonra Paveletskaya istasyonuna gitmek üzere kendimi dışarı attım. Evimin bir başka salonundan diğer salonuna geçtikten sonra sonunda FIFA’ya ait bir masa buldum ve nasıl bilet alabileceğimi öğrenmek üzere masadaki kızla konuşmaya başladım. Elbette nasıl bilet alabileceğimi biliyordum fakat FIFA’nın yönlendirdiği ve taraftarların bedava ulaşım sağlayabileceği tren olanakları tükenmişti yaptığım son kontrolde. Görevli kız kontrol ettiğinde ise konulan ek treni gösterdi ve sisteme giriş yapıp bileti alabileceğimi iletti.

St. Basil Katedrali

MUSLERA’YLA ÇAY İÇMEK İÇİN 23 SAATLİK YOL

Eve dönüş için güzel bir gerekçeydi çünkü bilet alamamış olmak, maç bileti alış ve geliş nedenim olan bedava ulaşım hakkını kullanamama düşüncesi beni biraz strese sokuyorsa da hemen eve dönmedim. Madem dışardayım ve aktarmaya yapacağım durak Kızıl Meydan, o halde dosdoğru bana her gördüğümde Çarli’nin çikolata fabrikasından bir mekan ya da bir video oyunundan fırlamış bir sirk izlenimi veren St. Basil Katedrali’ni görmeye gitmem gerektiğini düşünerek yolumu ve günümü birazcık daha uzattım. Meydan’da Rusya Sovyet Federasyonu Sosyalist Cumhuriyeti’nin Devlet Egemenliği Bildirgesi’nin kutlanacağı gün için hazırlıklar devam ederken Dünya Kupası için gelen Kolombiya’dan, Peru’dan, Japonya’dan, İngiltere’den birçok taraftar da kupa öncesi turistik gezilerini gerçekleştiriyordu.

Günün yorgunluğuyla eve döndüm. Bilet alma işlemini ise ertesi güne bıraktım. Cumartesi günü öğlene doğru, 20 Haziran 18:00’de oynanacak Uruguay-Suudi Arabistan maçına gitmek üzere 19 Haziran saat 12:20’de kalkıp 20 Haziran 11:19’da Rostov’da olacak trene yaptığım rezervasyon pazar günü onaylandı. 23 saatlik yol gözümde büyüse de, ki daha önce Köln’den Stockholm’e UEFA Avrupa Ligi Finali’ni izlemek üzere aktarmalar dahil 25 saatlik bir yol çekmiştim, yolculuk yataklı ve Dünya Kupası için gelen taraftarlarla dolu olması yolun düşündüğümden hızlı geçeceğini hissettiriyor. Fakat maçı izler izlemez bir sonraki maçımı, Nijerya-İzlanda müsabakasını izlemek için henüz biletini alamadığım trene atlayıp Volgograd’a gideceğimi söylemiş miydim? Neyse bulaşıklar beni bekler…


Volkan Ağır kimdir?

30 yaşında. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI