İYİ Parti ve 2K sorunu

Cumartesi, 2 Haziran, 2018
İYİ Parti özellikle iki “K” üzerinden çokça eleştirilmeyi hak ediyor. İlki Kürtler ve Kürt meselesinin çözümüne bakışı yetersiz kalmış. Eşitlik kavramını defalarca tekrar etmek, o eşitliğin nasıl kurgulandığını anlatmaya yetmiyor. İkincisi kadın hakları ve eşitlik mücadelesi alanında çok sorun var. Eşitlik mücadelesini görmezden gelir gibi kadın istihdamını iyileştirmek adına esnek çalışma modellerine, evde çalışma yöntemlerine beyannamede yer verilmesi, kadınlara hakaret gibi.

Önceki yazımda HDP halk buluşması için caddelerin trafiğe kapatılmayışına değinmiştim. Ertesi gün yapılan İYİ Parti toplantısı içinse neredeyse bütün yollar kapatılmıştı. Ulaşımı, erişimi en alt düzeyde tutabilecek kadar yüksek güvenlik(!) önlemiyle salona varabilmek mucizeydi desem abartmış olmam. Salonun karşısındaki Ankara Garı’nın otoparkı da kapalı olduğu için araçlarıyla gelenlerin defalarca geniş bir alanı dolaşması gerekiyordu. Park edebildikten sonra da uzun mesafeleri yürümekten başka çare yoktu. Partililere kararlılık testi niyetine herhalde…

Yaratıcılıkta sınır tanımayan emniyet, partilerden birini kaldırıma tıkıştırırken diğerini ulaşılmaz kılarak seçim yarışındaki eşitsizlik çıtasını her seferinde başka bir yöntemle biraz daha yukarı taşımayı başarıyor. Birkaç yıl önce aynı salonda AKP kongresine ulaşmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Ulaşmak değil ama AKP kongresine girebilmekti zor olan. O kapıdan bu kapıya dolaşarak listelerde isim arayıp olmadı içeriden davet eden yetkilinin çağrılıp onun eşliğinde girilmesi gibi külfetler çekilirdi. İYİ Parti içinse kapıya erişebilen sıradan arama ile rahatça girebildi. Yine aynı salonda birkaç ay önceki HDP kongresi için getirilen çanta bulundurmama gibi kısıtlar yoktu ama.

Salona ulaştıktan sonra ilk dikkatimi çeken sıradan bir Türkiye portresiyle karşılaşmak oldu. Her şehrin cadde ve sokaklarında görebileceğiniz, alışveriş merkezlerinden metro ve minibüslere kadar her alanda rastlanabilecek türdendi demografik yapı. Genç, yaşlı, orta yaşlı dağılımından kadın erkek dengesine; sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik dağılımdan dindar-seküler görünüme kadar denklik söz konusuydu. Beni şaşırtan bir sahicilikle karşılaştığımı söyleyebilirim. AKP toplantılarında gördüğümüz baskın dindar ama burjuva dindar tiplemesi değildi. CHP toplantılarının karakteristik özelliği olarak elitist tutumlu insanlar da baskın değildi kitlede. MHP’nin kabadayı tipleri de öyle pek görülmüyordu. Ya da Saadet Partisinin “hanımları” gibi baş köşeye de olsa bir köşeye öbeklenip, birbirine sokulmuş değildi kadınlar. Evet HDP kitlesi kadar dinamik ruhu da yoktu. Kadınlar arasındaki örtülü, açık dağılımı gibi aralarındaki davranış, tutum farklılığı da semt pazarında rastlanabilecek doğallıkta göründü gözüme. İster istemez bu yeni partinin her siyasi partinin baskın karakterinden, aşırılıklarından rahatsız olanlar için açılmış bir kapı olduğunu düşündürdü görüntü. Merkez-çevre karşıtlığı kadar dindar-seküler karşıtlığının da ahenkli uyumla aynı salonda “yüzünü güneşe döndüğünü” söylemek mümkün. İdeolojik kamplaşmadan, hayat tarzı cepheleşmelerinden yorgun düşen topluma “iyi gelecek” bir siyasi pozisyon alışla karşı karşıyayız.

Yıllardır toplumun iki kutupla anılması, siyasetin bu iki kutup üzerinden yürütülmesiyle kazanan Erdoğan, tam da bu nedenle görmezden gelme çabasını sürdürüyor. İki kutupla kazanmaya alışıktı ama bu parti o kalıplara sığan bir yapı değil. Birbirinden farklı ama farklılıkları çatışma düzeyinde aykırı görünmeyen, görüntüde uyum hissi veren bu kitle, uzun vadede aynı siyasi partinin çatısı altında kurumsallaşır mı, bekleyip görmek gerek.

Dikkat çeken bir husus da çocuk görmemek. Toplantıya çocuklarıyla gelen partili yok gibiydi. Ben hiç karşılaşmadım belki de… Önemi ne derseniz, inanmışlık, adanmışlık eksikliği derim. Refah Partisi’nin yükseliş, ondan kopan AK Parti’nin çıkış zamanlarında da HDP kitlesinde de çocuklar, aileleriyle birlikte aynı hedefle büyüyen nesiller olarak göze çarpar. Ancak İYİ Partili, çocuğunu da yanında getirmeye ihtiyaç duymamış. Bir başka açıdan bakmaya çalıştığımda çocuk eksikliğini, kitlede sıkışmışlık duygusunun yoğun olmayışına bağlayabiliyorum. Tüm benliğiyle siyasetin içinde olduğunu göstermek arzusu taşıyacak kadar dışlanmış hissetmeyişinden… Kim bilir belki ülke siyasetinin normalleşmesine katkı sunar bu ruh hali. Siyaseti, varlık yokluk mücadelesi gibi değil de topluma hizmette bayrak yarışı niteliğiyle tercih etmenin göstergesi olarak okumak da mümkün.

Eksikler, sorunlar çok tabii ki partide, Organizasyondan planlamaya, salon düzeninden ses ve ışık düzenine kadar profesyonellikten de, bütçeden de mahrum olduğunu düşündüren çok şey var. Meral Akşener’i de, dinleyeni de yoracak ölçüde uzun tutulmuştu mesela beyannamenin okunması. Daha kısa özetle, toplantı daha dinamik kılınabilirdi. Zaten ne güzel ki, kağıt israfı yapılmadan, çevreci yaklaşımla basılı değil USB girişiyle elektronik metin dağıtılmıştı. Tümünü kürsüde okutup cumhurbaşkanı adayını da, katılımcıları da hırpalamak acemilikten muhtemelen.

Fakat asıl önemli olan seçim beyannamesinin içerik açısından doyurucu olmayışı. Özellikle iki “K” üzerinden çokça eleştirilmeyi hak ediyor. İlki Kürtler ve Kürt meselesinin çözümüne bakışı yetersiz kalmış. Eşitlik kavramını defalarca tekrar etmek, o eşitliğin nasıl kurgulandığını anlatmaya yetmiyor. Yerel yönetimler üzerinde merkezi yönetimin sadece etkin denetim dışında yetkisi olmayacağı vaadiyle yerinden yönetim konusu geçiştirilmiş. TC kimlik kartının, sunduğu ve kağıt üzerinde var olan hakların Kürtler için yeterli sayılması, hayatın gerçekleri karşısında öyle naif ki, ne söylesek az. Ayrımcılık, hak ihlalleri, kimlik inkarı ve kitlesel ötekileştirmeyle siyaset alanının daraltılması yaşanırken, genelin, kağıt üzerinde sahip olduğu haklarla yetinilmeye kalkışılması ancak kurulu düzeni sürdürmeye hizmet eder.

İkincisi kadın hakları ve eşitlik mücadelesi alanında çok sorun var. Eşitlik mücadelesini görmezden gelir gibi kadın istihdamını iyileştirmek adına esnek çalışma modellerine, evde çalışma yöntemlerine beyannamede yer verilmesi, kadınlara hakaret gibi. Çalışanın değil patronun çıkarlarına uygun olduğu gibi aynı zamanda kadını, düşük ücrete ve giderek yoksul yaşlılığa mahkum ettiği bilinen esnek çalışma modeli kadın istihdamını yükseltmez. Sadece işverenin kârına, erkeklerin evdeki konforuna hizmet eder. AKP esnek zamanlı ve evden çalışma yöntemlerini geliştirmek konusunda o kadar ısrarcı olduğu halde bir dikkat etselerdi keşke şu seçim sürecinde onların bile bu konuları hiç dile getirmediğine. Büyük yanlışlık, büyük eksiklik. Sığınma evi açmak yerine şiddet faili erkeklere terapi merkezi icat etmekse sözün bittiği yer. Nutkum tutuldu resmen. Erkek şiddetini politik tutum değil de hastalık gibi görmenin yanı sıra, şiddet için ayrılan bütçeyle bile erkeklere hizmeti önerecek kadar uçuk politika…

Türkiye siyasetinde bugün Kürtler ve kadınlar için somut, hakkaniyetli, uygulanabilir, yaşanabilir, kağıt üzerinde kalmayacak eşitlik temelinde çözüm önerileri sunmayan partiler, seçim kazansa bile toplumu iyileştirme iddiasını geleceğe taşıyamaz. İYİ Parti kadar diğer parti ve ittifakların da değerlendirmesi ümidiyle not düşmüş olayım. Ekonomi bozulur, düzelir. Savaşlar, çatışmalar şöyle veya böyle ama illa ki biter. Yollar, köprüler yapılır, aşınır. Hatta ekmek, aş, iş bulunur. Tarım, hayvancılık geliştirilir, bu ülkenin potansiyeli var. Eğitim sorunları da aşılır. Yeter ki insana hak ettiği değer verilsin. Lafta değil gerçekte.

Kitlenin sahiciliğinden söz etmiştim yukarıda. Ama aynı sahiciliği ülke sorunlarına gerçekçi çözüm üretmek için kullandıkları söylenemez. Belki de bu sahicilikle aşırı kuşatılmışlık hali, ülkeyi daha iyiye taşıyacak politik cesarete ulaşmasını, biraz da zaman darlığı nedeniyle zorlaştırmıştır. Yine de hedef kitlesini oluşturan toplumsal yapının beklentilerini karşılamış olabilir ki yükselişte görülen bir parti. Bir önceki yazımın son kısmını hatırlatarak bitireyim. Ulus esnafının yüzde 80 oranında İYİ Parti’ye kaydığı yönündeki tahmin isabetliyse bu pek de sıradan bir yükseliş olmayabilir.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI