Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Sanat izleyicisi kimdir? Perdeli Natürmort'un söylediği

Cuma, 1 Haziran, 2018
Galerist'te yer alan Perdeli Natürmort sergisi natürmortun ve sanat izleyicisinin bugünkü anlamını soruyor. Küratör Deniz Artun'la konuştuk.

Bir Yunan efsanesine göre iki şanlı ressam, Zeuxis ve Parrhasios, nihayet yeteneklerinin zirvesine erişmiştir. Zeuxis’in önceki resimlerini görenler, gördükleri anda büyülenmiştir. Parrhasios’un başarısı ise zamanla anlaşılmasındadır. Biri sanatı ile büyük sürprizlerin heyecanını, diğeri derin düşüncelerin zenginliğini uyandırır. Ancak hangisinin daha iyi olduğuna karar verilemez; mutlaka düello edilmelidir! Her birine, diğerini görmeden çalışabileceği bir parça duvar verilir. Yapacakları duvar resmi, dikkatle seçilerek davet edilmiş jüri üyeleri tarafından değerlendirilecek, kazananın en iyi olduğu artık herkesçe bilinecektir.

Yarışma günü toplananlar yalnızca seçkin eleştirmenler değildir; arkalarındaki meraklı izleyiciler de bir hayli kalabalıktır. Resimlerini birer perde ile örtmüş Zeuxis ve Parrhasios arasından, önce Zeuxis’in perdesini kaldırması istenir.

Duvardaki resimde meyve dolu bir tabak vardır. Nasıl olur da, Zeuxis böylesine amansız bir mücadeleye basit bir natürmort ile katılmış olabilir? Çok geçmeden, greyfurtların ekşisi, armutların sertliği, üzümlerin suyu herkesin damağına yayılır. Derken bir kuş, bu sulu üzümlerden çalmak üzere hızla resme doğru uçar ve izleyenlerin gözü önünde duvara çarparak, cansız yere düşer. Resmin yarattığı gerçeklik etkisinin kurbanı karşısında kalabalığın sakinleşmesi zaman alır.

Nihayet Parrhasios’a dönüp onun da perdesini kaldırmasını istediklerinde, Parrhasios “Yapamam” der. Yenilgiyi baştan kabul mu etmiştir? Zeuxis hem kendi sabırsızlığını hem de güneşin altında bekleyenlerinkini zorlukla bastırarak tekrar eder: “Resmini görmek istiyoruz”. Parrhasios yanıt verir: “Zaten ona bakıyorsunuz.” Parrhasios yarışma için bir perde resmi yapmıştır! Perdenin olağanüstü gerçekliği, yarışmanın başından bu yana karşısında oturan, zamanı geldiğinde açılacağını varsayan herkesin aklını başından almıştır.” (http://www.galerist.com.tr/wp-content/uploads/downloads/2018/05/Perdeli-Naturmort-Basin-Bulteni-10.05.-23.06.20181.pdf)

Galerist ve Galeri Nev birlikteliğiyle oluşturulan Perdeli Natürmort sergisi bu Yunan hikayesine referans vererek yola çıkıyor. Galeri Nev küratörü Deniz Artun şu soruyu soruyor: “Bir natürmortun jürisi üzüme aç kuşlar mıdır? Yoksa perde yükseldiğinde ortaya çıkacak olana meraklı insanlar mı?”

Galerist’te yer alan sergi 23 Haziran’a kadar görülebilir. Küratör Deniz Artun’la natürmortun ve sanat izleyicisinin bugünkü anlamını, “gözden kaçan” sanatçıları ve Ankara’daki yeni yerinde arşiv çalışmalarına son hız devam eden Galeri Nev’i konuştuk.

Röportajımıza eylül ayında DEPO’da açtığınız Meleklerin Payı sergisiyle başlamak istiyorum. Meleklerin Payı sergisi olumlu tepkiler aldı. Halen konuşulan bir sergi. Sizce Ankara’da yaşayan ve üreten sanatçıların İstanbul’la nasıl bir ilişkisi var? İki şehri nasıl birlikte ya da ayrı ayrı değerlendirebiliriz?

Aslında “Meleklerin Payı”, yalnızca Ankara’da yaşayan sanatçıların İstanbul’da da izlenebilmesini hedefleyen bir sergi değildi. Çok daha genel anlamı ile “gözden kaçan”a odaklanmıştık. Evet, kimi zaman Ankara’da oldukları için, ama kimi zaman da çok genç ya da çok yaşlı oldukları, çok büyük ya da çok küçük işler ürettikleri, ya da beklenenin dışında bir malzeme kullanmayı seçtikleri için çeperde kalmış pek çok sanatçıyı ve eseri kapsayan bir sergi kurmayı istemiştik. Belki de, biz Galeri Nev’i hiçbir zaman “Ankaralı” olarak tanımlamadığımız için, iki şehrin değil de, iki kuşağın, sert ile yumuşağın, siyah beyaz fotoğraf ile karakalemin, kağıt ile taşın sizin sözcüklerinizle “birlikte ve ayrı ayrı değerlendirilmeleri” bizim için daha değerli idi. Yine sizin sözlerinizden bunu başardığımızı anlıyorum ve çok seviniyorum.

Galeri Nev’le Galerist arasındaki bu çalışma nasıl doğdu? Birlikte bu sergiyi hazırlama kararını nasıl aldınız?

Galeri Nev’in geride 35 yıl ve neredeyse 350 sergi bırakmış olması, bir tema etrafında şekillenecek karma bir sergi kurmaya heveslendiğimizde son derece zengin bir kaynak oluşturuyor. “Meleklerin Payı”, bizim NevNesil ve NevNadir sergileri ile temsil etmeye çalıştığımız bu zenginliğin büyüsüne başkalarının da kapılmasını sağladı sanıyorum. Ancak Galerist’in davetinde, yalnızca Depo sergisinin Doris Benhalegua Karako ve Müge Tümen Çubukçu’nun zihnindeki olumlu izi değil, kendilerinin geçtiğimiz yıl, yine küratörlerle ile gerçekleştirdikleri “Dark, Darkness and Splendor” sergisinin olumlu tecrübesinin de rolü olmalı. Böylece yeni bir küratörlü sergiye ev sahibi yapma kararı aldıklarında, bizim de bir yandan, nerede, ne zaman gerçekleşeceğini çok da düşünmeden bir natürmort sergisi üzerinde çalışıyor olmamız ise “meleklerin” işi sanıyorum…

Necla Rüzgar

Perdeli Natürmort sergisinin temeline Paul Cézanne’ın resmini koyabilir miyiz? Bu resimle sizin serginizin düşüncesi nasıl bir ortaklık kuruyor?

Serginin merkezinde Cézanne’dan bir eser olması gerektiği baştan bu yana muhakkaktı. Ne de olsa, ölü doğayı bir “düşünme biçimi” olarak algılamayı herkes ile birlikte, ben de Cézanne’dan öğrenmiştim. Öte yandan, eserleri (bu defa “Meleklerin Payı”nda olduğundan daha da açık bir biçimde) birlikte izlenmeleri, birbirleriyle kıyaslanmaları ve bu kıyas üzerinden birbirlerinde neleri dönüştürebildiklerinin deneyimlenmesi için çiftler halinde sergilemek istediğimizi de biliyorduk. Derken bir sohbet sırasında Necla Rüzgar bana Zeuix ve Parrhasios’tan söz etti. Orada her şeyi belirleyen “perde” idi. Bunun üzerine neredeyse dua ederek, Cézanne’ın perdeli bir eserini aramaya başladım. Bu sırada natürmortta örtünün ve perdenin rolünün ne kadar önemli olduğunu öğrendim; hareket etmeyenler dünyasının en hareketli nesnesi perdeydi; bir elmadan daha “canlı” idi! Derken, genel olarak perdenin, sanat tarihindeki “gizleme” ve “sahneleme” gücünü fark ettim. Seval Şener’in sergide yer alan “Perdeli Natürmort” kopyasındaki katmanların, birbiri ardına açılan perdelerin gizemli çağrısını olağanüstü bir biçimde yansıttığını düşünüyorum. Sergide çifti, ya da “eşi” olmayan tek eser o, Seval Şener, Paul Cézanne ile eş.

Sergi metninde bir Yunan efsanesine değinmişsiniz. Zeuxis ve Parrhasios’un sanatlarına dair bir soru ortaya atıyorsunuz. Metninizin sonunda sorduğunuz soru bugün nasıl bir anlam ifade ediyor? “Bir natürmortun jürisi üzüme aç kuşlar mıdır? Yoksa perde yükseldiğinde ortaya çıkacak olana meraklı insanlar mı?” Bugünkü galeri, müze, fuar, sanat izleyicisi bağlamında bu soruya nasıl bir cevap verebiliriz?

Cevabı bilmiyorum. Yalnızca, basit kıyaslar yapmayı, örneğin doğa ile kültürü, iç güdüler ile zekayı, tesadüfi olan ile tasarlananı, temel ihtiyaçlarımızdan biri olarak açlık ile sanata aç olmayı karşılaştırmayı müthiş buluyorum. Bu oyunu oynamayı kabul edenler arasından bazılarımızın perdeye dolanıp, yanı başındaki bir değeri ihmal ettiğine; bazılarımızın ise duvara çarpıp, kanadının kırıldığına eminim. Başkaları adına değil ama kendi adıma, illa bir tercih yapmam gerekirse, ben sanatın “gerçekliğine” inanıp, duvara doğru iştahla uçmak gerektiğini düşünüyorum. Bir izleyici olarak sanatla böyle özgür bir ilişki kurmak, sonunda çarpıp düşmeye değiyor.

Yusuf Sevinçli

Serginizde Türkiye sanatının modern döneminin isimleri de yer alıyor, genç sanatçılar da. Seçkiyi nasıl oluşturdunuz?

Yukarıda da söz ettiğim gibi, seçkinin çeşitliliğini Galeri Nev’in tarihindeki çeşitlilik belirledi. Aslında natürmort fikrinin nüvesi, Gezegen Sokak’taki galeri mekanımızda yaptığımız arşiv çalışmalarının, bir tür arkeolojik kazı gibi ilerlemesi sırasında ortaya çıktı. Abidin Dino’nun 1971 Roma çiçekleri, izini kaybettiğimiz Mümtaz Çeltik’in Mübin’i anımsatan vazosu, Abidin Elderoğlu’nun tüm sanat tarihini üzerine bina ettiği elmaları bu kazının hazineleri. Öte yandan, bu isimlerin yanı sıra, Galerist’in birlikte çalıştığı sanatçılar içinden hayranlık duyduğum Yusuf Sevinçli, Elif Uras ve Rasim Aksan’ı da sergiye davet edebilmenin, iki kurumu yalnızca estetik olarak değil, tarihsel olarak da bağladığını düşünüyorum.

Peki, bütün bu konuştuklarımızın sonucunda natürmort sizce günümüz sanatında nerede duruyor?

Natürmort geçici ve kalıcı olan üzerine düşünmek için müthiş bir anahtar. Geçiciliği, geçici zevkler dünyasına bir gönderme olarak yorumlayıp, sergideki tüm botanik öğeleri erotikleştirebilirsiniz. Öte yandan, yine geçicilik ve kalıcılık üzerinden, natürmorta son derece politik olarak da yaklaşabilirsiniz. Zaman içinde süslerinden arınmanın, hiç kıpırdamadan, bütünüyle hareketsiz kalmanın ya da hareketsiz bırakılmanın, çürümenin bir temsili olarak bakarsanız, son derece güncel ve geçerli bir dile dönüşebilir. Ölü doğa, tarihte bir “tür” (genre) olarak hep geride bırakılmış, örneğin portre ile kıyaslandığında küçük görülmüş olsa da, Erol Akyavaş’ın at iskeletinin erotik bir otoportre ya da bugüne ait politik bir portre olmadığını kim iddia edebilir?

Son olarak da Galeri Nev’i sorayım. Yakın zamanda yeni yerinize taşındınız. Ve bir yandan da araştırma projeleriniz devam ediyor. Nev’in bundan sonraki planları neler?

Şu andaki temel amacımız, söz ettiğim arkeolojinin tüm buluntularını görünür kılmak, paylaşmak. Galerist’teki sergi bu açıdan bir ilk adım sayılabilir. Galeri Nev’in tarihini ve bu tarihin arkasındaki (büyük harfler ile) “Sanat Tarihi”ne ilişkin önermeleri, başkaca sergiler ile de hatırlamak ve hatırlatmak istiyoruz. Ayrıca, hazinenin en önemli kısmını arşiv belgeleri oluşturuyor, bu belgelerin internet üzerinden herkesin görebileceği, başvurabileceği bir hale gelmesi ile ilgili, bize büyük heyecan veren hummalı hazırlıklarımız var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI