Erdoğan neden Akşener’e 'eyy' demiyor?

Pazartesi, 28 Mayıs, 2018
Erdoğan neden bunu yapmıyor? Dahası, Devlet Bahçeli, kendi tabanını emen İYİ Parti’ye neden “eyy” demiyor? Neden bu partiyi, Akşener’in iddia ettiği gibi yok sayıyorlar?

Meral Akşener, başlıktaki soruya Isparta’daki mitingi sırasında şu yanıtı verdi: “Erdoğan bir tek şu gariban Meral Akşener’e ‘eyy’ demiyor şimdiye kadar. Çünkü ‘eyy’ derse vatandaşın bilgisi olur.”

Acaba Erdoğan gerçekten de “vatandaşın bilgisi” olmasın diye mi Akşener’e ilişmiyor? Yani rakibinin propagandasını yapmamak için mi onu yok sayıyor?

Bu pek akla yakın gelmiyor. Çünkü Akşener’in İYİ Parti’si milliyetçi tabanın kayda değer ilgisine mazhar olmasaydı, o ilgi AKP’ye, yahut esas olarak MHP’ye yönelecek, dolayısıyla Erdoğan’ın işi kolay olacaktı. O halde Erdoğan’ın İYİ Parti’yi yıpratmaya çalışarak tabanını kendisine çekmek, dolayısıyla Akşener’e “eyy” demek için elinde ziyadesiyle neden var.

Peki Erdoğan neden bunu yapmıyor? Dahası, Devlet Bahçeli, kendi tabanını emen İYİ Parti’ye neden “eyy” demiyor? Neden bu partiyi, Akşener’in iddia ettiği gibi yok sayıyorlar?

ERDOĞAN AKŞENER’İ YOK DEĞİL, VAR SAYIYOR

Aslında ne Erdoğan Akşener’i yok sayıyor ne de Bahçeli. Bilakis, ikisi de 24 Haziran sonrası muhtemel ikinci tur için (8 Temmuz) bizzat Akşener’i, daha doğrusu İYİ Parti tabanını kendi ittifaklarına dahil etmek üzere “var” sayıyor.

Bahçeli’nin af çıkışı, Çakıcı’yı ziyareti gibi faaliyetleri sanıldığı gibi Erdoğan’la ilişkilerindeki zayıf halka değil, İYİ Parti tabanına yönelik tasarlanmış hamleler olarak okunabilir. Nitekim Bahçeli, İYİ Parti’lilere yönelik bir mesajında bunu açıkça ifade de etti: “Buradan diyorum, pişmanlık yaşayan, samimi bir şekilde özeleştiri yapan, hatasını anlayan her kardeşimle, her ülküdaşımla kucaklaşmaya hazırım.”

Göründüğü kadarıyla, Erdoğan’ın ilk turdan galip çıkması ancak radikal bir sandık manipülasyonuyla mümkün. Ancak toplumsal muhalefet, 16 Nisan’daki gibi baskılanabilecek durumda değil. Dolayısıyla malûm hileler dışında dramatik bir manipülasyona kimsenin cüret edemeyeceği söylenebilir.

O halde, iş büyük olasılıkla ikinci tura ve yine büyük olasılıkla Erdoğan-İnce arasında bir müsabakaya kalacak gibi görünüyor. İkinci tura gidildiğinde TBMM’deki dağılım da netleşmiş olacak ve yine göründüğü kadarıyla, AKP-MHP’nin çoğunluğu elde etmesi bir hayli zor olacak. Bu durumda Erdoğan-Bahçeli hem ikinci turda galip gelmek hem de meclis çoğunluğunu yeniden elde edebilmek için İYİ Parti tabanıyla taktiksel değil, stratejik bir işbirliğinin koşullarını zorlamak durumda.

Bunun da esas yolu, siyaseten ihtilaflı olsalar da ideolojik (Türk milliyetçiliği) ihtilafları olmayan Akşener’le pazarlık masasına oturmaktan geçiyor. İkinci tura kalmayacak bir Akşener’in bu ittifaka tamamen kapalı olup olmayacağını şimdiden kestirmek zor. Erdoğan-Bahçeli’nin 24 Haziran’daki tabloyu baz alarak, “ne isterse vermek”, “ülkeyi beraber yönetmek” kaydıyla Akşener’i ittifaklarına dahil etmek, bunu başaramazlarsa İYİ Parti milletvekillerine ve tabanına yönelmek dışında bir seçeneği yok.

Çünkü 24 Haziran’da Erdoğan-Bahçeli meclis çoğunluğunu sağlayamazsa, aritmetiği lehlerine çevirmek için de bu yönteme yönelmek zorunda. Dolayısıyla hem parlamento çoğunluğu hem de ikinci tur galibiyeti Erdoğan-Bahçeli’nin İYİ Parti tabanındaki milliyetçilere, bu partinin milletvekillerine ve liderine yönelik hamleleriyle Akşener’in buna karşı edineceği pozisyona bağlı.

ERDOĞAN HDP’YE DİREKSİYONU KIRARSA KAZA KAÇINILMAZ

Öte yandan, Erdoğan’ın ikinci tur için HDP’yle anlaşmaya yöneleceğine ilişkin yazılar safsatanın ötesine geçmiyor. 2015’ten bu yana Kürtlere yönelik uygulamalarından binlercesini bırakın, sadece birkaç tanesini bile hatırlamak, HDP’nin hiçbir koşulda böyle bir yönelime kapıyı açmayacağını, açamayacağını bilmeyi sağlar. Dolayısıyla, Erdoğan’ın hesapları arasında HDP’nin olabileceğini söylemek bile abesle iştigali veya HDP karşıtlığını gerektirir.

Kaldı ki, Erdoğan’ın böylesi bir beyhude hamleye girişmesi, MHP’yi veya tabanını tamamen karşısına almasını gerektiriyor. Erdoğan, bu yolun yüzde iki-üçlük bir oy kaybının ötesinde bir maliyeti olacağının farkındadır.

Erdoğan’ın ikinci turda HDP’ye direksiyonu kırması, son üç yıldır Türkçü-İslâmcı ideoloji üzerinden aldığı “hızla” 24 Haziran-8 Temmuz arasındaki dar virajda ani direksiyon kırmasını gerektirir, ki böyle bir hamle en iyi şoförler için bile kazayı kaçınılmaz kılar. Zira iş artık “şoförün” maharetini çoktan aşmış durumda. Sonuçta merkezcil kuvvet diye de bir şey var!

ŞOK DOKTRİNİ BUMERANG ETKİSİ YARATABİLİR

Bu da Erdoğan’ın 7 Haziran-1 Kasım arasındaki taktiğinden kopamayacağını gösteriyor. Neydi o taktik? HDP’yi saf dışı bırakıp kendi lehine Türkçü-İslâmcı bir toplumsal mobilizasyon sağlamak üzere, Naomi Klein’in kavramsallaştırmasıyla, “şok doktrinini” uygulamak, savaşı derinleştirmek ve kitleleri kendisine mecbur etmek.

Ancak son üç yıl süresince bu taktiğin geçerliliğinin büyük ölçüde berhava olduğu, hesaplarının aksine Afrin’in ele geçirilmesinin AKP oylarını fırlatmayışı üzerinden test edildi. Son üç yılda toplumun acıya, korkuya, şiddete ve dehşete aşılanmış olduğu, ekonomik göstergelerin üç yıl öncesiyle bile mukayese edilemeyecek düzeyde tepetaklak gittiği bir dönemde yeni bir “şok doktrininin” bumerang etkisi yaratmayacağının garantisi yok.

Nitekim, bırakın 7 Haziran sonrasında hükümet yetkililerinin “millet kaosu seçti” tehditlerini, bir meczup bitki tüccarının bile çıkıp “Umudumuz 25 Haziran’dır. Olmadı, Belgrad Ormanı’nda ağacın dibinde, talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa” tehdidine kimsenin tahammül edemeyeceği bir toplumsal hararet söz konusu.

ERDOĞAN’IN İYİ PARTİ’YE YÖNELMESİNİ HÜKÜMSÜZ KILMAK

Fakat Erdoğan’ın 7 Haziran sonrası “şok doktrini” hükümsüz kalması, HDP’yi etkisizleştirme operasyonlarına hız verilmeyeceği anlamı taşımıyor. Sandıkların taşınması, HDP adaylarından bazılarının yargı eliyle elenmesi, anti-Demirtaş söyleminin yaygınlaştırılmak istenmesi bu operasyonların görünür olanları.

Eğer Erdoğan 24 Haziran sonrasında Akşener’le veya tabanıyla anlaşmayı başarırsa, barajı geçmiş olan HDP’ye yönelik çok daha yıldırıcı operasyonlara, 24 Haziran’da seçilmiş olan HDP’li mebusların üyeliklerini uydurma gerekçelerle düşürmek gibi yöntemlere tanıklık edebiliriz. Barajı geçmiş bir HDP’nin belirleyiciliğini kırmanın tek yolu vekillikleri düşürmek ve aynı esnada İYİ Parti’li milletvekillerini devşirmek.

Dolayısıyla gerek HDP’nin gerek CHP’nin, gerekse mevcut iktidardan rahatsız olan tüm demokrasi güçlerinin zaferi, Erdoğan’ın 24 Haziran sonrasında İYİ Parti tabanıyla anlaşmaya yönelmesini hükümsüz kılacak, dahası Akşener’i de böylesi bir yönelime set çekmeye mecbur edecek düzeyde bir başarı elde etmesine bağlı.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI