Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

İstanbul Modern'den ümidi kesmeli miyiz?

Cuma, 25 Mayıs, 2018
İstanbul Modern Şişhane'deki geçici mekanı Union Française binasına taşındı. Ancak açılış sergileri müzeden beklentileri karşılamadı.

2004 yılında kapılarını açan İstanbul Modern Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanatlar müzesi olarak her zaman tartışmalı bir yer oldu. Galataport Projesi nedeniyle taşınma süreci ise bu krizin en büyük parçalarından birine dönüştü. Türkiye’nin ilk modern sanat müzesinin mekanının uzun süren belirsizliği, geçici mekan olarak açıklanan Paket Postanesi’nin de yıkıma dahil edilmesi ve üç yıl olarak öngörülen geçici mekan çözümünün kamuyla paylaşılmasının son ana bırakılması zaten kabul edilemeyecek sorunlar. Bu sorunların büyük bir bölümünün de müze yönetiminden kaynaklanmadığı aşikar. Ancak geçici mekanı ve yeni sergileri de fırsat bilerek İstanbul Modern’le olan ilişkimize ya da müzenin kamuyla olan sorunlu ilişkisine bakalım.

İstanbul Modern Karaköy Antrepo’daki mekanını Liman sergisiyle kapattı. Her ne kadar araya sıkıştırılan Fahrelnissa Zeid ve 15’inci İstanbul Bienali sergileri olsa da serginin içinde yer alan zaman çizelgesine baktığımızda Liman bir nevi kapanış sergisiydi. Liman sergisi müzenin sorunlarını en bariz şekilde açık eden sergilerden biriydi. Liman, 19’uncu yüzyıldan günümüze Türkiye sanatında deniz ve liman düşüncesi üzerine işleri bir araya getirmişti. Liman ve denizcilikle ilgili ne kadar iş varsa toplamak ve aralarında herhangi bir bağ kurmadan ya da küratöryel bir düzenleme yapmadan “sermek” birçok izleyicinin gördüğü sorundu.

Şimdinin Peşinde, Koleksiyon Sergisinden

Ancak daha büyük bir sorun Liman sergisinin bir kapanış sergisi olarak anlamıydı. Liman, müzenin ileride kazanacağı yeni mekanın sahibi Galataport’u meşrulaştıran, onunla ne kadar barışık bir müze olacağını açıklayan bir sergiydi. İnşaat çamurunu aştıktan sonra girdiğimiz sergi, müze binasını kapatıp Galataport’u bekleyin diyordu. Basın toplantısında sergiyi gezdikten iki hafta sonra Murat Alat’ın yaptığı sergi turuyla tekrar gezmiştim. Liman sergisinde müzeyi ve Galataport’u soruya açan tek iş Serkan Özkaya’nın “Bir İstanbul Mekanını Tüketme Girişimi” çalışmasıydı. Özkaya müzenin bir duvarının dışına yerleştirdiği kamerayla Boğaz’ı, limanı ve inşaatı müzenin içine taşıyordu. Ancak sergi turunda gezerken kameranın önüne bir vinç kurulduğu için karaltıdan başka bir şey göremiyorduk. İstanbul Modern’in içinde bulunduğu durumu sembolize eden daha iyi bir durum olamazdı.

Tony Cragg İnsan Doğası Sergisi’nden

İstanbul Modern’in iki ay gibi kısa bir süreden sonra yeni yerinde çalışmalarına devam etmesi güzel bir gelişme. Kapanma ya da ara verme dedikoduları ortada dolaşırken müzenin yeniden işler hale gelmesi önemli. Hatta Şişhane’deki Union Française binasında Pera Müzesi’ne komşu olması Beyoğlu’nun son dönemdeki geri dönüşü için önemli ayaklardan biri olabilir. Ancak açılış sergileri olan Tony Cragg’in İnsan Doğası ve koleksiyon sergileri pek de umutlu olmamamız gerektiğini, belki de İstanbul Modern’den beklentilerimizi düşürmemiz gerektiğini gösteriyor.

Tony Cragg, İstanbullu izleyicinin tanıdığı bir isim. İşleri Avrupa heykel sanatının son dönemine dair doneler sunuyor. Malzeme kullanımından renk ve form ilişkisine dair 50 yıllık sanat yaşamında oluşturduğu birikim Avrupa sanatının dönüşümünün bir yansıması şeklinde. Cragg’le Milliyet Sanat dergisinin Haziran sayısı için yaptığımız röportajda da bu konuları uzun uzun konuştuk. Cragg, röportajımızda özellikle kavramsal sanatla birlikte heykelin geçirdiği dönüşümü neredeyse kısa bir sanat tarihi dersi verir şekilde anlattı.

Tony Cragg, İnsan Doğası Sergisi’nden

Cragg’in İstanbul Modern’deki İnsan Doğası sergisiyse ne geçici mekanın açılışına yakışacak bir sergi, ne de Cragg’in sanat hayatına. Showroom’u andıran yerleştirme mekanla herhangi bir bağ kurmuyor. Zaten alçak tavanlı olan mekanda yan yana dizilmiş, alana serpilmiş heykeller görüyoruz. Daha büyük bir sorun da en eski tarihli işin 1991 yılından olması ve çoğunlukla da 2000 sonrası işlerini görmemiz. Cragg’in Avrupa heykel sanatı içinde önemli tartışmaların parçası olan arayışçı dönemlerinden işler görmektense, zaten fuarlarda ve otel binaları önünde gördüğümüz döneminin işleri yer alıyor.

Ancak müzenin koleksiyon sergileri Şimdinin Peşinde ve Bakış Açıları başka bir yöne işaret ediyor. Koleksiyon sergilerindeki Burhan Doğançay, Nil Yalter, Balkan Naci İslimyeli gibi eski kuşak isimlerden TUNCA, Deniz Aktaş, Güneş Terkol gibi yeni kuşakları yan yana görmek ve aralarındaki bağlara işaret eden küratöryel tercihler müzenin bir temelinin olduğunu gösteriyor. İstanbul Modern koleksiyonu Türkiye sanatının modern ve çağdaş örneklerinin bir bileşimi olarak sanat tarihimiz açısından güçlü bir perspektif sunuyor.

Ancak sorun şu ki bu temel o kadar da sağlam değil. Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanatlar müzesi büyük bir mekan krizinin ardından böyle zayıf sergilerle karşımıza gelebiliyor. Bu nedenle temel var, ancak sallantıda, her an boşluğa düşebilir. İstanbul Modern’den ümidi kesmeli miyiz, sorusunu en başta İstanbul’da yaşayan bir sanat izleyicisi olarak kendime soruyorum. Ümidimi kesmek istemiyorum, ancak umutlu olmak için de bir sebep göremiyorum. Aynı ülkenin içinde bulunduğu durum gibi.

YAZARIN DİĞER YAZILARI