Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Kararı mahkûm eden muhalefet şerhi

Çarşamba, 23 Mayıs, 2018
Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Demirtaş kararı, içerdiği muhalefet şerhi nedeniyle yaşadığımız duruma ışık düşürüyor: Karar, OHAL’in bürokratik düzlemdeki kabulünün bir itiraf belgesi, muhalefet şerhi OHAL’den çıkışta hukukun gözetilmesinin öneminin bir nişanesi. Elbette, bir muhalefet şerhi tek başına hiçbir işe yaramaz: Muhalefet, talep ettiği hukuku üretmek için aktif rol almalı, sürdürülebilir hukuksuzluğun inşasında tek sorumlu iktidar değil çünkü.

Muharrem İnce’nin (9 Mayıs 2018’de) rakiplerini ziyaret serisi, olağan dışı bir durumun fotoğrafıydı: İlk ziyareti cezaevindeki Selahattin Demirtaş’aydı. İkinci ziyareti Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi’nde, partinin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a. Muhtemelen, Demirtaş hapiste olmasa, bu nezaket gösterilerine tanık olmazdık.

Demirtaş ziyaretinden sonra bir fotoğraf görmedik, çünkü orası cezaevi. Ama Demirtaş’ın sözleri geldi. Erdoğan ziyaretinden sonra bir fotoğraf gördük, şatafatlı bir fotoğraf, çünkü orası parti başkanı da olan kudretli cumhurbaşkanının partisinin merkeziydi. İkinciden bir açıklama gelmedi, çünkü fotoğraf her şeyi değil belki ama çok şeyi anlatıyordu; fotoğraf, fotoğrafı olmayan ilk ziyaretteki muhatabın görünmesini engelleyen perdeydi zaten. Bir sakatlığı da gizleyen perde: Altı aday var, beşi sokakta, meydanlarda, televizyonlarda (herkes her televizyona çıkamasa da) rahat rahat çalışabiliyor, biri ortada yok. Sakatlık, HDP geleneğinden de o geleneğin yetiştirdiği siyasetçilerden Selahattin Demirtaş’tan da doğası gereği hoşlanmayan İYİ Parti lideri Akşener’in bile, Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini söyleyeceği kadar ileri bir sakatlık. Temel Karamollaoğlu, Muharrem İnce kadar açık ve vurgulu biçimde Demirtaş’ın bırakılması gerektiğini söyledi; hem kampanyasının omurgası niteliğinde olan adalet/ahlak söylemi hem Kürt meselesindeki anadilde eğitimi savunmak gibi içeriğe yönelik cesur hamlelerini düşününce sürpriz değil. Kürt oylarının bedavaya alınamayacağını biliyor.

Sürpriz olmayan bir şey de Doğu Perinçek’in Demirtaş’ın serbestçe kampanya yürütmesi lehine susan ikinci kişi oluşu, birinci kişi, fotoğraftaki güçlü kişi, zaten tutukluluğu getiren yasal, polisiye, idari ve adli süreçlerin stratejilerini belirleyen, sonuçlarını hazırlayan kişi. Yine de akılda tutmak lazım, Aziz Babuşçu, iktidar partisinin etkili isimlerinden biri olarak, Demirtaş’ın serbest kampanya yürütmesini istediğini söyleyebildiyse, durumdaki olağan dışılığın iktidar partisi içinde de kuvvetle algılandığı için olmalı.

HUKUKUN FOTOĞRAFI

Bu siyasi fotoğraf. Geçen gün bir de hukuk fotoğrafı içinde bir ses geldi: Avukatlarından Mahsuni Karaman’ın (ve muhtemelen dilekçede adını görmediğimiz çok sayıda meslektaşıyla birlikte hazırladığı) başvurusundan sonra mahkeme (Ankara 19. Ağır Ceza), tutuklama konusundaki bıktırıcı ezber cümlelerin yer aldığı bir gerekçeyle tahliye talebini reddetti. Karar iki oyla alınmıştı. Üçüncü yargıç, bir muhalefet şerhi koymuştu. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hukuk atını siyaset arabasının arkasına bağlayan seri kararlarının yarattığı hukuki umutsuzluk ortamında yargıcın muhalefet şerhi, at ile arabayı doğru yerlere bağlamanın yüz ağartıcı bir örneği gibiydi. Tutuklamanın devam kararına bir değinmede bulunmak şart: Demirtaş’ın, “adli makamlar huzuruna kendiliğinden gitmeyeceğini belirtmesi” tutukluluk halinin devamının gerekçeleri arasında sayılmış, ezber cümlelerin dışında tek cümle olarak. Hukuk dışı bir sonucu hukukileştirecek bir argüman olmayınca elde, adli alınganlık müessesine başvurulmuş anlaşılan. 17/25 Aralık sürecinde mahkemeye gitmeyenlere karşı kimse alınganlık göstermemişti oysa…

SİYASET, ADALET, HUKUK

Gelelim muhalefet şerhine: Muharrem İnce ve Temel Karamollaoğlu’nun nutuklarına esas oluşturan demokrasi ve adalet tasavvurlarının doğal bir gereği olarak, Meral Akşener’in kerhen de olsa aynı profili sergileme kaygısıyla (ve elbette herkesin ikinci turda Kürt oylarını talep etmeye yüzü olması babından) savundukları şey, yargıç tarafından hukukun bir gereği olarak dile getirildi. Yargıcın ne Kürt oylarına ihtiyacı var, ne başka oylara, ama altında imzasının yer alacağı kararın hukukiliğine ihtiyacı çok.

Adalete ve hukuka inanç, adaletin ve hukukun tanınacağı yer, bizzat kararların kendisidir. Muhalefet şerhi, sadece ifade özgürlüğü ve parlamenter dokunulmazlığı eksenindeki argümanlarla değil, siyasal katılım ve siyasal faaliyet hakkı ekseninde, hukukun demokratik tasavvurlar çerçevesinde nasıl işletilebileceğinin etkin bir örneği. Her yargı kararı, kararı verenlerin kendilerini de yargılar, muhalefet şerhi de yazarın üyesi olduğu mahkemeyi mahkum ettiği bir hüküm niteliğinde görünüyor. Keskin bir görüntü bu: Karar, muhalefet şerhinin ışığında, siyasete ve topluma egemen hale getirilmek istenen olağanüstü hal mantığına bürokratik teslimiyetin itirafnamesine dönüşüyor.

KURAL HALİ, İSTİSNA HALİ

Olağanüstü haldeyiz, karar bunu ilan ediyor. Olağanüstü hal, istisna hali demek, şiddettin yalın haliyle belirip hukuku askıya alması, kural ile istisnanın sınırlarını silmesi demek. Çıkış yolu hukukta değil ama hukuk, çıkış için kerteriz oluşturabilir. Muhalefet şerhi bunu ima ediyor; fakat unutmamalı ki hukuku işletecek olan şey hukukun kendisi değil, siyaset aslında: İnce, Karamollaoğlu ve Akşener sadece “Kürt seçmene kur” anlamında değil, bir demokrasi ve bir hukuk arıyorlarsa onun bir gereği olarak rakipleri Selahattin Demirtaş’ın ve onun kişiliğinde koca bir seçmen grubunun, halkın maruz kaldığı adaletsizliğin yargıçlar dahil herkese anlatacak etkin çaba göstermek, bunda ısrar etmek zorunda. Demirtaş’ın hapiste olmasına yol açan TBMM kararının arkasında CHP dahil muhalefetin olduğunu ikide bir hatırlatmak yersiz görülebilir, ama unutmak daha da yersiz kaçar. Yine unutmamak gerek, muhalefet şerhi tek başına, içeriğindeki başarılı hukuki kurgu nedeniyle kimseyi kurtarmaz; muhalefet, hukuksuzluğun güçlenmesindeki sorumluluğu iktidara atıp kurtulamaz. Ve hukuk inşası için iktidar olmayı bekleyemez, bekliyorsa iktidarın ürettiği hukukla arası hayli iyi demektir. Aksi halde siyaset, muhalefetin siyaseti, sadece mevcut oyları kemikleşmiş, seçmeni katılaşmış varsayan bir aritmetiğe dayanır ki o vakit herkese geçmiş olsun demek gerekir.

OHAL deyince, Walter Benjamin’i anmamak olmaz:

“Ezilenlerin geleneği, bize içinde yaşadığımız “olağanüstü hal”in gerçekte kural olduğunu öğretir.” (Walter Benjamin, Pasajlar, Çeviren: Ahmet Cemal)

Kuralın karardaki gibi olduğunu biliyoruz, muhalefet şerhindeki gibi olmasını istemek, savunmak dışında çıkış var mı?


Selahattin Demirtaş hakkında verilen tutukluluğa devam kararı ve üye hakimin muhalefet şerhinin tamamı: 

YAZARIN DİĞER YAZILARI