7/24 HDP

Pazartesi, 21 Mayıs, 2018
Böylesi bir dönemde kendisi aday gösterilmediği için küsüp geri çekilecek, destekçilerini geri çekecek yahut çalışmalardan uzak duracak olanlar, baskı döneminde görünmezlik iksiri içenlerle aynı noktaya sürüklenmiş, böylesi tarihi bir dönemin aktörü olmaktan da “istifa” etmiş, milletvekilliğini sadece bir kariyer basamağı olarak gördüklerini tescil ettirmiş olacaklar. Oysa aslında zulmün bu kadar yaygın, 7 Haziran ruhunu 24’ünde yeniden diriltmenin hayati önemde olduğu bir dönemde bırakın “aday gösterilmeme” küskünlüğünü, bunun bahsini yapmak bile utanç verici olur.

5 Haziran 2015’te Diyarbakır mitingine yönelik bombalı saldırıdan bu yana HDP sistematik bir biçimde Türkiye siyasetinin dışına itilmeye çalışıldı. Yöneticileri, eş genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, binlerce üyesi yürütülen cadı avı neticesinde dört duvar arasına hapsedildi. Genel merkezi dâhil yüze yakın binası kundaklandı. Bombalı saldırılarda hayatını kaybedenler, yaralananlar oldu.

Şehrini veya ülkesini terk etmek zorunda kalanların haddi hesabı kalmadı. Sokağa çıkma yasakları boyunca bir milyonu aşkın insan yerinden oldu. Kürtlere yönelik girişilmeyen aşağılama uygulaması kalmadı. Kürt basını susturuldu, Kürtlerle dayanışanlar kuşatıldı. Böylece Kürtlerin “ovada siyaset” olanakları bir daha dirilmeyecek bir biçimde ortadan kaldırılmaya çalışıldı.

Devletin bu baskıları karşısında yer yer yalpalayanlar, zulüm varken görünmezlik iksiri içmişcesine ortalıktan kaybolanlar, Kürdistan’a “bölge”, Kürt halkına “bölge halkı” diyecek kadar geri adım atanlar, hatta saf değiştirenler de oldu. Öyle ki, 1 Kasım’da HDP’den milletvekili seçildiği halde baskılar karşısında “görünmezlik iksiri içenler,” adının-sanının bilinmemesini “başaranlar” da oldu.

Fakat bu kötü örneklere rağmen sele kapılmamak için birbirine tutunmaktan, sokakta veya çeşitli mecralarda sözüyle, ideolojisiyle, tavrıyla, mücadelesiyle görünür olmaktan geri durmayan onlarca milletvekili, binlerce siyasetçi, milyonlarca insan, HDP’yi Türkiye’nin geleceğini belirleyecek noktada sabitlenmeyi başardı.

TEMMUZ 2015’TEN TEMMUZ 2016’YA

HDP’yle mesafelenmeye “Demirtaş’ın gözden çıkarılmasını” gerekçe yapanlara 24 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçiminde bizzat Demirtaş’ın aday gösterilmesi; keza HDP’yi solda değilmiş gibi gösterenlere çok sayıda sosyalist ismin milletvekili adayı olarak gösterilmesi üzerinden kısmen de olsa yanıt verilmişe benziyor. Böylece HDP’nin hem Kürtlerin hem de solcuların, demokratların üssü olduğu ortaya çıkmış durumda. HDP’den milletvekili seçilmek üzere aday adaylığı başvurusu yaparak “ben de varım” diyen binlerce insan, yalnızlaştırılabileceği zannedilen bu partiye önemli bir ivme kazandırdı.

Temmuz 2015’te başlatılan savaş ile başta HDP olamak üzere Kürt hareketi hedefe konurken, tam bir yıl sonra, Temmuz 2016’da yürürlüğe konan OHAL rejimiyle de Türkiye’deki tüm muhalif kesimlerin üzerinden buldozerle geçilmek istendi. AKP’nin bu süreçteki temel hedeflerinden biri, Türkiye’ye yayılmasını engellemek üzere HDP’yi Kürdistan bölgesine sıkıştırmak ve onunla batıdan gelecek her türlü dayanışma girişimini akamete uğratmaktı.

Böylece HDP sadece Kürtlerin partisi olarak kalacak, Kürtler adına siyaset de yasaklanarak bu partinin giderek eritilmesi ve bertaraf edilmesi devlet adına sağlanacaktı.

24 Haziran seçimleri için HDP’den aday adayı olan çok sayıda sol-sosyalist isim, farklı meslek, ideoloji, etnik veya dinsel aidiyete mensup kişi sadece HDP’ye güç katmıyor, aynı zamanda AKP’ye de 2015’ten beri sürdürdüğü anti-HDP projesinin çöktüğünü, HDP’yi yalnızlaştırma girişimlerinin hükümsüz kaldığını, 7 Haziran ikliminin yeniden diriltilebileceğini gösteriyor.

MAKAM-MEVKİ SEVDASI MI MÜCADELE MECBURİYETİ Mİ?

Diğer yandan Kürdistan’da genciyle yaşlısıyla yüzlerce, hatta binlerce kişinin HDP’den siyasete girmek üzere aday adaylığı başvurusu yapması, seçim sürecine aktif olarak katılması Kürt hareketine yönelik kuşatmanın en azından psikolojik boyutu itibariyle çökertildiğini kanıtlıyor.

HDP’den milletvekili olmanın bedellerini Ferhat Encü’den Faysal Sarıyıldız’a, Selahattin Demirtaş’tan Selma Irmak’a, Figen Yüksekdağ’dan Nursel Aydoğan’a, Abdullah Zeydan’dan Çağlar Demirel’e, Osman Baydemir’den İdris Baluken’e kadar onu aşkın milletvekiline yaşatılanlar üzerinden herkes biliyor. Dolayısıyla HDP’den milletvekili olmak konforlu bir hayatın değil, çetin bir mücadelenin kimliğini yüklenme anlamına geliyor. HDP’den milletvekili olmak isteyenlerin kahir ekseriyetinin makam-mevki arzusuyla değil, bu kuşatmanın bedellerini göze alarak harekete geçtiğini gözardı etmek Türkiye’deki mecburiyeti idrak edemeyenlerin düşebileceği bir yanılgı.

Buna rağmen, her seçimde olduğu gibi aday gösterilmediği için küsenler, geri çekilenler yine ortaya çıkabilir.

ADAY GÖSTERİLMEYENLER NE YAPACAK?

Bugün itibariyle (21 Mayıs) milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na verilmesiyle birlikte HDP’nin nasıl bir kadroyla tekrar sahneye çıkacağını hep beraber göreceğiz ama şu ana kadar ismi telaffuz edilen çok sayıda aday, AKP’nin HDP’yi Kürdistan’a sıkıştırarak bertaraf etme girişiminde ne kadar başarısız olduğunu ortaya koymaya yetiyor.

İki bine yakın aday adayı arasından seçilecek olanlar, bugün itibariyle seçim çalışmalarına fiilen katılacak. Peki aday gösterilmeyen veya seçilecek sıralardan yer bulamayanlar ne yapacak?

HDP’nin barajı geçmesinin sadece bir partinin değil, son üç yılda Kürdünden sosyalistine kadar direnen herkesin üzerinden silindir gibi geçen iktidarın tüm mağdurlarının lehine olacağı açık. Böylesi bir dönemde kendisi aday gösterilmediği için küsüp geri çekilecek, destekçilerini geri çekecek yahut çalışmalardan uzak duracak olanlar, baskı döneminde görünmezlik iksiri içenlerle aynı noktaya sürüklenmiş, böylesi tarihi bir dönemin aktörü olmaktan da “istifa” etmiş, milletvekilliğini sadece bir kariyer basamağı olarak gördüklerini tescil ettirmiş olacaklar. Oysa aslında zulmün bu kadar yaygın, 7 Haziran ruhunu 24’ünde yeniden diriltmenin hayati önemde olduğu bir dönemde bırakın “aday gösterilmeme” küskünlüğünü, bunun bahsini yapmak bile utanç verici olur.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI