Büyük haçlarla yürüyorlarmış... Ben de kızıl yıldız taşıyorum...

Perşembe, 17 Mayıs, 2018
Her gün 30-35 kilometre kadar yürüyorum. Bazen 40’a çıkıyor bu. Gittikçe açılıyor insan ama içimize şehir kaçmış da olabilir, yürüyüş de olsa bu kadar çok, gitmek için. Brezilya’da yerliler beyaz adamlarla birlikte yürürken birden duruyorlardı. "Neden durdunuz?" diyordu beyaz adam, "yoruldunuz mu?", "Yok çok hızlı gittik. Ruhumuz geride kaldı" diyorlardı. İçimdeki beyaz adama anlatmaya çalışıyorum bunu.

Santiago de Camino’ya bir 800 km. yürüyüp dönmeyi düşünüyordum. Belki oturum için polis çağırsa, bırakır sonra tekrar devam ederim. Hem Katolik hacı da oluyorsun. Belki ilerde lazım olur. Gelecek için yatırım diyorlar ya buna. Hiç sormadım “Katolik değilsen de olabiliyor musun?” diye.

Aslında pek haç gördüğüm söylenemez; 400 km. kadarki yolda böyle iki ya da üç bağımsız haç vardı. Bu yoldan otobüsle geçen bir arkadaşım söylemişti. Bazıları sırtlarında büyük haçlarla yürüyorlarmış. Hiç görmedim. “Ben de kızıl yıldız taşıyorum” dedim ona.

Sabah 6’da başlıyorum yürümeye. Henüz güneş doğmamış oluyor. Küçük köy sokakları çok güzel görünüyor bu saatte. Mutlaka bir kilise, önünde küçük bir meydan, bir çeşme, birkaç ağaçla başlıyor gün. Belki hiç yorgun olmadığın, ayakkabı henüz hiç vurmadığı için, bileğinden yukarı doğru keskin bir kas ağrısı çekmediğin için de olabilir bu kadar her şeyin çok güzel görünmesi.

Her gün 30-35 kilometre kadar yürüyorum. Bazen 40’a çıkıyor bu. Gittikçe açılıyor insan ama içimize şehir kaçmış da olabilir, yürüyüş de olsa bu kadar çok, gitmek için. Brezilya’da yerliler beyaz adamlarla birlikte yürürken birden duruyorlardı. “Neden durdunuz?” diyordu beyaz adam, “yoruldunuz mu?”, “Yok çok hızlı gittik. Ruhumuz geride kaldı” diyorlardı. İçimdeki beyaz adama anlatmaya çalışıyorum bunu.

Gece ‘Albuerga’larda kalıyorum. 8-10 euro civarında fiyatı. Koğuş bildiğin. Nereden ve ne kadar yürüdüğünü konuşuyorsun 4-5 dilde en az. Seyahat dediğin, hanlarda kalmalısın, tanımadığın insanlarla birlikte gecelemelisin, diyordu Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu yüzden geçen yüzyıldan kalma bir seyahat gibi biraz ama eğer cep telefonlarını saymazsan. Yoksa avuçlarının içindeki tek kişilik hücrene geri dönüş…

Başka bir zaman insanları yazmaya karar verdim dünyanın bir sürü yerinden yürüyen ama Jose ve Sancho bu gördüğünüz. Jose’nin icat ettiği bir çanta taşıma aracı bu. Çok becerikliydi; bu çanta taşıma düzeneği dağ bayır sorunsuz gidiyorlardı. Mesela ellerinle tutmak zorunda da değilsin. İşte Sancho o. Bu ismi ona vermeye ben ikna ettim. Yine Tanpınar diyordu: “Şapkanıza ya da ayakkabınıza isim verin birden şahsiyet kazanırlar” diye. Jose ve Sancho iki ayrılmaz arkadaş…

Her köy bir kahve olasılığı demek ya da bir bardak şarap ama durduğunuzda bacaklarınız tekrar yürümeye başlamaya itiraz edebiliyor. Kaslar birbirini tutup bırakmıyorlar ve yeniden açılması gerekiyor. Bu bir tercih tabii ki ama ben 7-8 saat neredeyse hiç durmaksızın yürüyüp, dinlenme kısmını günün diğer saatlerine bırakıyorum. Fena anlaşmıyoruz bacaklarımla. İnsan çok garip bir canlı her şeye alışır neredeyse ve bu onun hem güçlü hem zayıf yanı.

Şarap içmek için mutlaka durmak zorunda olmadığın bir yer de vardı. Şarap sebili. Çeşmelerinden şarap akıyor. Bildiğin cennet tarifi. Sebil olduğunu söyledim, parasız olduğunu bilmem tekrar etmeme gerek var mı? Ama parasız hiçbir şey kalmadığı için bu dünyada tekrarlamalı. Öyle incecik de değil şarıl şarıl akıyordu çeşmelerinden şarap…

Ayaklarının üstünde bir yolculuk bu. Bu yüzden çok içine kadar gidebiliyorsun kendinin. Binlerce yıl öncene, gelecek günlere ve köşelerde tek başına kalmış cirit atan şeytanlara. Motorları maviliklere sürer gibi bu galiba…

Santiago’ya var biraz daha ve uçak parası biriktirmek için zamanımızı patrona satmak zorunda olmadan…

Ve ne güzel yollarda olmak şimdi…

YAZARIN DİĞER YAZILARI