Funda Başaran
Funda Başaran

Seçim teknolojileri: Kollu makinelerden internete

Çarşamba, 16 Mayıs, 2018
Teknolojinin seçimlere dahil olmasıyla 19'uncu yüzyılın sonlarında karşılaşılır. Ancak teknolojinin seçimlere dahil olma amacı, “gizli oy” mücadelesinin kazanımlarını izlemez. Bunlar, daha ziyade oylama süreçlerini ve değerlendirme süreçlerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için geliştirilmiş araçlardır.

Türkiye’de ilk genel seçimler 1876 yılının son aylarında başlayıp, 1877 yılında tamamlanmış. Yerel seçimlerin tarihi ise daha eski. Cumhuriyet döneminde ilk çok partili seçimin yapıldığı 1946 yılı ise seçim tartışmalarının miladı olarak işaretlenebilir. 1946 seçimleri, her şeyden önce bir erken genel seçimdir—her ne kadar Cumhuriyet’in 23’üncü yılında yapılsa da… Demokrat Parti’nin aynı yılın ocak ayında kurulduğu ve henüz örgütlenmesini tamamlayamamış olduğu düşünüldüğünde, seçimlerin bir yıl öne alınması ciddi bir sorun oluşturmuş. Özellikle de 21 Temmuz 1946’da yapılması planlanan erken genel seçim kararının 10 Haziran 1946’da alınması dönemin iktidar partisi olan CHP’nin seçimleri bir an evvel, yani DP’nin örgütlenmesine zaman bırakmadan yapmak istediği şeklinde yorumlanmış.

Sonrasında seçim sonucunun açıklanmasının günlerce gecikmesi, seçmenlere baskı yapıldığı, oy sayımına hilenin karıştığı ve seçim mazbatalarının değiştirildiği iddiaları, seçim denetiminin idari makamlar tarafından yapılması gibi usül sorunları nedeniyle 1946 seçimleri, Türkiye’de seçimler tarihinin en şaibeli seçimi oldu. Ancak bu şaibenin asıl zemini“açık oy, gizli sayım” ilkesi 1946 seçimlerinde uygulanmış olması. “Açık oy, gizli sayım” sistemi kullanılan oyu herkesin gördüğü anlamına gelir; oy sayımını ise “kimsenin” görmesi mümkün değildir. Demokratik seçim sisteminin o zamanlarda da, günümüzde de standardı olan seçmenin oyunu kimseye göstermeden kullanması, oy sayımının ise isteyen herkesin gözü önünde yapılması anlamındaki “gizli oy, açık sayım” yönteminin tarihi ise oldukça eski.

GİZLİ OY, AÇIK SAYIM

Günümüzde kullanılan gizli oya dayanan seçim yöntemi ilk olarak 1856’da Avustralya’da tasarlanan ve uygulanan bir sistem olarak kabul ediliyor. Bu sistemin tek özelliği gizli oylama değil. Resmi olarak basılmış, tüm aday isimlerinin yer aldığı ve oylamanın yapıldığı yerde seçmene verilen standart bir oy pusulasının kullanılması da ilk kez Avustralya’da gizli oyla birlikte gerçekleşmiş.

Standart halini alan bu seçim sistemini mümkün kılan, İngiliz işçi sınıfı hareketi olan Çartist hareketin ana ülkede aşılmaz bir dirençle karşılaşan fikirlerini uygulayabilmek için Avustralya’da uygun bir zemin bulmuş olması. Başlangıçta rüşvet ya da baskıyla oyların belirlenmesini engellemek amacını güden bu sistem, sonraki yıllarda dünyaya yayılırken demokratik seçimlerin standardı halini almış, gizli oy ise özellikle yoksulların ve sıradan insanların siyasete müdahale edebilmelerini sağlayacak bir hak olarak değerlendirilmiştir. İşte bu seçim standardı Türkiye’de ancak 1946 seçimlerinden sonra, 1950’de mümkün olabilmiştir.

SEÇİM TEKNOLOJİLERİ 

Teknolojinin seçimlere dahil olmasıyla ise 19’uncu yüzyılın sonlarında karşılaşılır. Ancak teknolojinin seçimlere dahil olma amacı, “gizli oy” mücadelesinin kazanımlarını izlemez. Bunlar, daha ziyade oylama süreçlerini ve değerlendirme süreçlerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için geliştirilmiş araçlardır. 1890’lı yıllarda iki teknik araç oylama sürecine dahil olur: Kollu oy makinesi ve delikli kart sistemi.

Kollu oylama makineleri seçmenlerin tercih ettikleri adayın isminin yanındaki küçük kolu çevirdikleri bir makinedir. Bu makineler seçimin sonunda kullanılan oyun dağılımını ve genel toplamını anında vermektedirler. Ancak oyların yeniden sayımına uygun değildir. “Delikli kart sistemi” ise özel olarak hazırlanmış oy pusulası üzerinde, tercih edilen adayın isminin yanına delik delinmesi ile oy verme işleminin gerçekleşmesini sağlar. Bu delinmiş kartlar Hollerith makinesi denilen özel bir okuyucuyla hızlı bir biçimde değerlendirilebilir. Bu sistemin mucidi olan Herman Hollerith 1860 – 1929 yılları arasında yaşayan Alman asıllı ABD’li istatistikçidir ve o dönemde kurduğu şirket daha sonra IBM’i oluşturacak olan dört şirketten birisidir. Delikli kart sistemi oyların yeniden sayımını mümkün kılsa da, sorunlu yanı yeniden sayım esnasında kısmen açılmış deliklerle karşılaşıldığında seçmen niyetinin anlaşılamaz oluşudur. Bu sorunlarına rağmen her iki makine de uzun yıllar ABD’de seçim süreçlerinde kullanılmıştır.

MODERN SEÇİM TEKNOLOJİLERİ 

1960’larda optik oy pusulaları ve optik okuyucular seçimlere dahil olur. Bu yöntemde seçmenlerin optik oy pusulalarına işaretlediği tercihleri, oylama yapıldıktan sonra oylama yerinde ya da toplandıkları merkezde tarayıcılar ile okunarak hızla otomatik olarak değerlendirilebilmekte, ayrıca oyların yeniden elle sayımı mümkün olmaktadır.

Son yıllarda ise DRE (Direct-Recording Electronic Voting Machine – Doğrudan-Kayıt Elektronik Oylama Makinesi) denilen, dokunmatik ekrana sahip oy makineleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistemde, gizlilik için bir kabine konmuş, dokunmatik ekrana sahip bir kişisel bilgisayara seçmenler kendilerine önceden verilmiş kodlar ya da bir akıllı kart ile girerek oylarını kullanabilir. Oylar sisteme kaydedilir ve daha sonra bir seçim yönetim sistemine yüklenir. Böylece oy verme işleminin de tek bir gün içinde yapılması gerekmez. Oy verme işlemi daha uzun bir sürece yayılabilir. Ancak oylar belirlenmiş olan seçim gününün sonunda sayılır. Böylece hangi adayın önde veya geride olduğu sayıma kadar belli değildir.

DRE sisteminde oyların sağlamasını yapmanın, tıpkı kollu oy makinesinde olduğu gibi olanaksız oluşu, sisteme daha sonra oy kullanan kişinin oyunun ispatı için alacağı onaylı bir kağıt çıktının eklenmesini beraberinde getirmiştir. Bu kağıt çıktı bazı ülkelerde seçmen tarafından saklanmakta, bazılarında ise daha sonra oyların sağlamasının yapılabilmesi için başka bir makineye okutulmakta ya da sandığa atılmaktadır. Bu yöntemin yani oyların sağlamasını yapabilmek için kağıt çıktı alınmasının, aynı zamanda oy verme makinelerinin ya da ağın şifresinin kırılması ve oyların değiştirilmesi gibi bir takım sorunları da ortadan kaldıracağı düşünülmektedir.

NE İÇİN? NEYE RAĞMEN?

Bu yöntemlerin biri ya da birkaçı pek çok ülkede seçim süreçlerinde hâlâ kullanılır durumda. Kağıda ve elle saymaya dayalı karmaşık süreçleri basitleştirmesi, maliyetinin uzun dönemde daha az olması, hızlı sonuç elde edilmesi, insan hatalarını en aza indirmesi gibi avantajları olduğu savlanan bu yöntemler, kullanıldıkları tüm ülkelerde ciddi tartışmaların da konusu durumunda.

Yazılım ve donanım maliyetlerinin yüksekliği, bu sistemlerin özel şirketler tarafından tasarlanıyor olması, mevcut yasalarla uyum sorunları yanında, sistemin yönetenler tarafından manipüle edilmesi riski ve güvenlik en önemli tartışma konuları. Elektronik seçim sistemlerinin güvenlik standartları, elektronik kumar sistemlerinin yüksek güvenliğinin yanına bile yaklaşamıyor. Ayrıca bu teknolojilerin kapalı sistemler olması da hem genel olarak güvenlik riskini arttırıyor, hem de yazılımı sistemi tasarlayan şirket ve sistemi yönetenlerin sonuçları manipüle etmesi ihtimalini ve bunun kontrolünün olanaksızlığını gündeme getiriyor. Bu tartışmalar sonucunda Hollanda 20 yıl kullandıktan sonra DRE sisteminden vazgeçmiş durumda. İrlanda 2008 yılında alınan sistemleri kullanılmadan askıya almış. ABD’de ise bazı eyaletlerde yeniden kağıt oylara ve elle sayıma dönülmesi konusu tartışılıyor.

Son yıllarda internet üzerinden oylama teknolojileri de ciddi bir tartışmanın parçası. İnternet üzerinden oy kullanma yöntemi, diğer seçim teknolojileri ile birlikte ve tartışmasız bir biçimde sadece Estonya’da uygulanıyor. Seçimlere katılımı arttıracağı ve hem oylama hem de değerlendirme sürecini oldukça kolaylaştıracağı düşünülen internet üzerinden oylama teknolojilerinin seçim sistemine dahil edilmesi henüz Estonya dışında kabullenilmiş değil. Ancak bu teknolojinin kabulünün sadece kolaylık sağlayacağını düşünmek yanlış olur. Zira demokratik ülkelerde seçim ritüelleri bir yandan da bir yurttaşlık pratiği olarak işliyor ve internet üzerinden, uzaktan oy kullanmanın bu seçim ritüellerinde önemli bir dönüşüme neden olabileceği, dolayısıyla yurttaşlık pratiğini dönüştüreceğini öngörmek, bunun uzun dönemli sonuçlarını çok iyi değerlendirmek gerekiyor.

GÜVENLİK AMA KİME KARŞI?

Genel olarak 1890’lardan bu yana geliştirilen seçim teknolojilerine bakıldığında tamamının oylama sürecini ve oyların değerlendirilmesi sürecini kolaylaştırma amacı taşıdığını görmek mümkün. Seçimlerin güvenliği endişesi ise bu teknolojilere hep dışarıdan tehditlere karşı bazı önlemler alınması biçiminde yansımış durumda. Bu nedenle de tüm bu teknolojik araçlar, güvenlik sorununu seçim sisteminin kontrolünü merkezdeki teknisyenlerin ve idarecilerin ellerinde merkezileştirerek çözmeye çalışmışlar. Sonuç olarak oy pusulası doldurma sıkıntısını hafifletirken ya da oyların değerlendirilmesi sürecini hızlandırırken yolsuzluklara, teknisyen ya da yönetenler düzeyindeki manipülasyonlara ise son verememişler.

Bugün asıl tehdit, seçim sürecinin yönetimindeki merkezileşme ve bu merkezin teknolojisinin toplumun büyük kesimleri için tamamen kapalı olmasından kaynaklanıyor. Seçim sonuçlarına duyulacak güven adil bir seçimden geçiyorsa, bu aşırı teknolojikleşmiş ve merkezileşmiş seçim yöntemlerinin adil olup olmadığının toplumsal düzeyde yeterince değerlendirilebilmesine ihtiyaç var. Böylece seçmenler de sandık sonuçlarına ve dolayısıyla belirledikleri meclis dağılımına güven duyabilir.

Seçim teknolojileri, seçim sürecinin farklı düzeylerinde, değişen biçimlerde yüz yıldan fazla zamandır kullanılmaya devam ediliyor. Bundan sonra da artan biçimde kullanılacak gibi görünüyor. Ancak 19’uncu yüzyılın ortalarında seçim sistemine gizli oyun eklenmesinin yarattığı değişim, seçimlerin daha adil hale gelmesine yaptığı varsayılan katkıyı bu teknolojilerin hiçbirisi gerçekleştirememiş durumda. Belki de bundan böyle seçim teknolojilerinin meselesi, bütün bir seçim sistemiyle birlikte daha adil ve demokratik bir seçim sürecinin açığa çıkmasına, dolayısıyla insanların siyasi alana dahil olabilmesine, içinde yaşadıkları dünyaya müdahale edebilmelerine, bunu özgür iradeleri ile gerçekleştirebilmelerine nasıl hizmet edebileceği olmalı…


Funda Başaran kimdir?

1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1995 yılının Eylül ayında Yüksek Lisans öğrencisi olarak başladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde 1996 yılının Ocak ayında araştırma görevlisi oldu. 7 Şubat 2017 tarihinde 686 nolu KHK ile ihraç edilene dek, 21 yıl boyunca aynı fakültede sırasıyla araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent ve profesör ünvanlarıyla çalıştı. Akademik çalışmaları yanında TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nde Yönetim Kurulu üyeliği, yine TMMOB’ye bağlı Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın kurucu yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Hala TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın Onur Kurulu üyesidir. Ayrıca Alternatif Medya Derneği ve Halkevleri Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürütmektedir. İşçi Filmleri Festivali’nin başlangıcından bu yana değişik süreçlerinde gönüllü olarak yer almıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI