Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki

Çarşamba, 16 Mayıs, 2018
Devletle, yargıyla sorunu olan kesimlerin başında gelen Kürtler, adalet arayışında ön safta. Geçmişte bağımsız adaylarla barajı işlevsiz kılmayı başarmıştı Kürt siyaseti. 2015 seçimlerinde ise barajı aşıp geçerek Kürtlerin siyaset yapma hakkı önüne çekilen setleri yıkmıştı. Sonra yeni oyunlar geldi.

Adalet arayışı, değişmeyen ihtiyacımız. Her seçime hukuka ilişkin söylemler damga vurur. Recep Tayyip Erdoğan’a seçim kazandıranlar arasında “üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü” mottosu başta gelirdi bir zamanlar. Köprülerin altından çok sular aktığından beridir ki duyulmaz oldu. Aranan adalet bulunduğundan değil elbet. Üste çıkıldığından, üstünler arasında yeterince sağlam yer edinildiğinden.

Bizim ülkede yukarılara tırmanıldıkça, ayaklar altına serilmiş halde hazır bulunan hukuk, daha da yükselmeyi mümkün kılacak uçan halı adeta. Dövüldükçe parlayan halı misali hukuk, kendisini çiğneyenlere, biat eden yargı mekanizmaları aracılığıyla korunaklı alanlar oluşturur. Hukuku çiğneme yöntemiyle adalet arayışını tamamına erdirenlerin ağzından da hukukun üstünlüğü ilkesini beklemek, olmayacak duaya amin demek. Yargıyla gerdeğe girenlerin yerine başkaları sürdürür adalet arayışını. Bayrak yarışı gibi dilden dile akıp gider adalet arayışı, iktidara el değiştirtme aracı olarak. Çokça çiğnemekten yorulan ayaklar kayar bir gün ve adalet arayışında en ön safa geçenler tırmanır o uçan halıya, bayrak el değiştirir.

Adaleti, mülkün temeline gömmek yerine çatısına yerleştirsek farklı mı olurdu, bilinmez. Ancak seçmen, hukuku yeterince iyi çiğneyerek kendini ispatladığı için statüko muhafızları kulübüne katılmaya hak kazanmış partileri affetmez ve her daim adalet arayışını ödüllendirir. Mahkemelerde bulamadığımız adaleti, kamuoyu yargısında, seçmen kararında buluruz. Eşit, adil ve özgür olmayan seçim süreçlerinde biraz zorlansa da er geç tecelli eder maşeri vicdan dediğimiz toplumsal adalet.

Yine seçim yine hukuk köşeye pusu kurmuş, mahkum olmadığı halde mahpus tutulan cumhur başkanı adayıyla zirvede adaletsizlik. 24 Haziran seçimlerine de Selahattin Demirtaş’ın ve Kürtlerin adalet arayışı damga vurmaya başladı bile. Seçim manifestosunda “Devletin yargıda mazlum karşısında güçlü ile kurduğu ittifaka son vereceğiz” cümlesi öne çıkıyor, adalet arayışı adına. Devletle, yargıyla sorunu olan kesimlerin başında gelen Kürtler, adalet arayışında ön safta. Geçmişte bağımsız adaylarla barajı işlevsiz kılmayı başarmıştı Kürt siyaseti. 2015 seçimlerinde ise barajı aşıp geçerek Kürtlerin siyaset yapma hakkı önüne çekilen setleri yıkmıştı. Sonra yeni oyunlar geldi. Yerel yöneticilerde seçilmiş başkanların görevden alınması ve kayyımlar geldi. Sonra vekil ihraçları, düşünce ve ifade özgürlüğü olmadığı için atılabilen suçlarla, tutuklamalarla engellenmeye çalışıldı siyaset. AKP, vesayet rejimini yıktığı iddiasıyla toplumu aldatırken diğer yandan milyonlarca oy almış seçilmişler üzerinde yargıyı, vesayetin sopası olarak kullanmaya başladı, eskiden kendisine yapıldığı gibi.

Yarı buçuk demokrasi tarihimizin, partileri kapatılan iki kesiminden birisiydi AKP. Diğeri de Kürtlerdi. Kapatılıp yeniden açılan partilerinin sayısı bile birbirine denk olan iki kesimden biri iktidara tırmandığında hukuk tanımazlık usulü bozulmasın diye olacak kurulu düzeni sürdürme yolunu seçti. Aynı sistemin mağduru olan ötekisine, Kürt siyasetine etmediğini bırakmadı. Ancak yaratıcılığı sayesinde kaba taklitten kaçınarak parti kapatmaktan uzak durdu. Özgün, yeni hukuksuzluk biçimleri üretebildiği için parti kapatmak yerine partiyi siyasete kapatacak formüller geliştirdi. HDP, siyaset yapamaz hale getirilmeye çalışıldı. Gerçekte bunu pek başaramasalar da parlamentodan halka seslenmelerini önlemeyi başardılar, meclis televizyonu karartılarak. Yine de HDP grubu Selahattin Demirtaş’I cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. Cezaevinden, sosyal medya paylaşımlarıyla kampanya yürüterek hayli fark yaratıyor Demirtaş da. Demokrasi vurgusunun ön plana çıktığı manifestosunda Kürt sorunu da haliyle geniş yer tutmuş halde. Nezaket gösterilerek pek çok toplumsal sorunun arkasından gelen bir sıralamayla yer almış Kürt sorunu ve demokrasi işaret edilerek çözüleceği dile getiriliyor.

“Kürt sorununu BİZ çözeceğiz.
Kürt sorununun çözümü kadim halkların ortak yaşam iradesinden geçmektedir. Türkiye halklarının huzura, güvene, refaha kavuşmasının yegâne yolu Kürt sorununda kalıcı barışı sağlamaktır. Kürt sorununun çözümü demokrasi ile ilgili sorunların çözümüdür.
Kürtlerin sorunlarının barışçıl çözümünü, dağların da cezaevlerinin de boşalmasını ve anaların gözyaşlarının dinmesini sağlayacağız.
Kürt sorununu şiddet alanının dışına çıkararak, şiddeti ve çatışmayı onurlu bir barışla sonlandıracağız.”

Yaşanan haksızlığın giderilmesi yürütülen sosyal medya kampanyasıyla sivil toplum da özgürlük istiyor Demirtaş’a: “Adil, Özgür, Eşit ve Hilesiz Bir Seçim için Selahattin Demirtaş Serbest Bırakılsın”  Adalet arayışına imza verenlerin sayısı muhtemelen 40 bini aşacak ve ilgili makamlara iletilecek. Cezaevindeki tutuklu adayın kampanyası bu seçim sürecini nasıl etkiler, nereye evrilmesine yol açar, izleyelim.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI