Ülkü Doğanay
Ülkü Doğanay

Biiiir Çok Sıkıldım İkiiii Yerim Çok Dar OoOoO…

Pazartesi, 14 Mayıs, 2018
Sanırım dünya tarihinde kendi aleyhine kampanya başlatan ilk aday Sayın Erdoğan. Önce T A M A M sloganını hediye etti muhalefete. Bu sloganın tüm dünyada Twitter’da birinci olmasının üzerinden birkaç gün geçmeden gençlere “biliyorum, sıkıldınız” diye seslendi.

Kaç gündür kulaklarımda dolaşıp duruyor. Eskilerden, on yıl öncesinden bir şarkı. Daha önce severek dinlemeseniz bile bir şarkının sözlerinin ve melodisinin ansızın çıkıp gelmesi, dilinize dolanması, zihninizde yankılanması alışılmadık bir şey değil. Tabii, burada durum başka. Öyle ansızın çıkıp gelmedi Rober Hatemo’nun bu şarkısı; çok güçlü bir çağıranı var… Sanırım dünya tarihinde kendi aleyhine kampanya başlatan ilk aday Sayın Erdoğan. Önce T A M A M sloganını hediye etti muhalefete. Bu sloganın tüm dünyada Twitter’da birinci olmasının üzerinden birkaç gün geçmeden gençlere “biliyorum, sıkıldınız” diye seslendi. Bu sefer de S I K I L D I K Twitter’da trend topic oldu. Her ne kadar hükümet kaynakları tweet’lerin çoğunun yurt dışından, FETÖ’nün ve terör örgütlerinin faal olduğu ülkelerden atıldığını iddia ediyor olsa da, teyit.org bunun doğru olmadığını gösteriyor.

AKP kurmaylarının, bu tweet’leri atanları terörist, bölücü, FETÖ’cü olmakla suçlayıp muhalefete gözdağı vermek yerine tam da seçim kampanyasına start vermişken sosyal medyayı sallayan TAMAM ve SIKILDIK hashtaglerinin ne anlama geldiği üzerine ciddiyetle düşünmeleri gerekiyor. Zira insanlar, özellikle de sosyal medyayı aktif biçimde kullanan gençler, gerçekten SIKILMIŞ görünüyor. Elbette bunun sebepleri çeşitli: Ekonomik buhranın, gençlerin gelecek ümitlerini ellerinden alan işsizliğin, eğitim sisteminin sürekli değişip durması yüzünden içine düştükleri çaresizliğin önemli bir etkisi var. Ama sadece bu kadar değil: İnsanlar en küçük bir eleştirinin, muhalif görüş beyanının, basit bir tweet’in ardında bile suç aranmasından sıkıldılar. Hukuk sisteminin işlemez hale gelmesinden, adaletsizliklerden sıkıldılar. Hukuka güvenemeyecekleri nokta gelindiğinde, adalet duygusu bir kez sarsıldı mı, hiç kimsenin haklarının güvence altında olamayacağını sezdikleri için sıkıldılar. Her hafta sonu bir ünlümsünün çıkıp da “Türkiye çok özgür, fazla özgür, o kadar özgür ki özgürlükten ne yapacağını şaşıyor” röportajı vermesinden sıkıldılar…

Elbette sadece bu kadarla kalmıyor. Fark etmişsinizdir, Sayın Erdoğan, meydanların gündemini belirleme gücünü yitirmiş görünüyor. Bundan önceki seçim dönemlerinde o bir şey söyler, rakipleri ona yanıt verirdi. Meydanlarda da, siyasette de oyunu o kurardı. Bunun dışına çıkabilen, farklı bir dil kurabilen tek siyasetçi Selahattin Demirtaş’tı. Kendine tek rakip gördüğü de oydu, bu yüzden hala tutuklu. Bu son seçim döneminde ise oyun değişmiş görünüyor. Muharrem İnce’nin şu ana kadar yaptığı mitinglere baktığımızda yeni bir dil görüyoruz. Açıkça “istediği kadar çöp, pislik desin, ben ona yanıt vermeyeceğim diyor”; “Onların çılgın projesi İstanbul’u ortadan bölüp hafriyat çıkarmak olabilir, benim projem huzur” diyor. Daha önce CHP’nin seçim kampanyalarında göremediğimiz, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan duymadığımız sözcükler kullanıyor. Dolu dolu Kürt diyor mesela. “Demirtaş Kürt diye bırak ne olursa olsun mu diyeceğiz?” diyor. Alevi de diyecek belki yakında. Kılıçdaroğlu 7 Haziran seçimlerinden önce yaptığı konuşmalarda bolca inanç özgürlüğünden söz ederken bir kez bile Alevi dememişti (i).

Gelelim seçmenin meydanlarda duymaktan, ekranlarda görmekten sıkıldığına. Yeni olmayana. Ceddimizin ne denli ulu, ne denli yüce olduğu, ne denli tüm dünyaya hâkim olmuş Osmanlı’nın torunları olduğumuzla böbürlenmeler… Dombra ya da benzeri müziklerle, ışık, ses ve görüntü bombardımanıyla görsel şölene dönüştürülen mitinglerin ihtişamı, abartı, israf ve gösterişi… Her seçimde yinelenen sözler, vaatler; eğer beni bir kez daha seçerseniz faiz düşecek, ekonomimiz şahlanacak; istikrar gelecek; küresel güç olacağız; terör bitecek… Hafriyat, inşaat, bina, taş, yol, köprü, havaalanı ile övünmeler… Bunların olmadığı dönemleri hatırlayamayacak kadar genç seçmene eskiden bunlar yoktu, hayat zordu, şimdi bakın biz bunları yaptık, yapıyoruz, hayatınız ne kadar da değişti, kolaylaştı diye seslenmeler… Bu sözler, bu vaatler ilk kez sarf ediliyor olsa, seçmenin nezdinde bir anlamı olabilirdi. Gururunun okşanması, geçmişiyle böbürlenme, geçmiş zaferlerden kendine pay çıkarma, gösteriş ve ihtişam, hayatta tutunacak başka dalı olmayan, her zaman horlanmış, ezilmiş, kimlik arayışındaki yoksul gençler için duygusal bir tatmin aracı olarak uzun süre işe yaradı. Ülkenin sürekli bir tehdit altında olduğu, dört tarafımızın düşmanlarla çevrili, emperyalist güçlerin bizi yıkmak için hezeyanlar içinde, herkesin “bize” düşman olduğu ve asla güvende olmadığımız hissiyatını kışkırtan seçim konuşmaları, hayatın zaten ezdiği, çaresizlik içindeki seçmenin güçlü bir figüre, her şeyi bilen, onun adına her şeyi kararlaştıran, kurtarıcı, otoriter bir babaya ihtiyacını pekiştirmekteydi. Erdoğan’ın ve AKP’nin üst üste kazandığı seçim zaferlerinde bunun da bir payı vardı. Ne var ki, bugün geldiğimiz noktada, yüzlerce yıllık deneyimin süzgecinden geçip günümüze ulaşan deyimlerin sezgisel gücünü göz ardı etmemek gerekiyor. Bu güzel deyimlerimizden birisi “Kabak tadı vermek”. Yani aynı konuyu tekrar tekrar anlatarak dinleyeni bıktırmak, sıkıcı tat bırakmak.

Yukarıda değindim; bu sefer de Yavuz Bingöl, “Türkiye’de insanlar o kadar özgür ki yere tükürebiliyorlar, kırmızıda geçebiliyorlar, bu kadar özgürlük olmaz” diye buyurarak kabak tadı verenler kervanına katılmış. T A M A M özgürlüğün fazlası bünyeye zarar da, tam tüküreceğim (yanlış anlaşılmasın yere değil, tükürük hokkasına) bakıyorum yerim çok dar.

Zaten kaç gündür kulaklarımda yankılanıp duruyor. İyisi mi ben şarkıyı mırıldanmaya devam edeyim. OoOoOoO senden çok var…


(i) 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri’nde liderlerin ve adayların yapmış oldukları seçim konuşmalarını incelediğimiz araştırma geçtiğimiz yıl bu zamanlarda yayınlandı. Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Ülkü Doğanay, Halise Karaaslan Şanlı, İnan Özdemir Taştan, Seçimlik Demokrasi, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2017.


Ülkü Doğanay kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.

YAZARIN DİĞER YAZILARI