Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...

Cumartesi, 12 Mayıs, 2018
Seçim beyannamelerinde kendini görebilmeli her evdeki, her kadın. “Kredi kartını iptal ederim, annene gidemezsin, burası benim evim senin akrabalarını eve alamazsın, çalışmana izin vermiyorum (kanunen izin yetkisi olmadığı halde), akşama kadar ne iş yapıyorsun, sustur şu çocuğu, şuraya gidemezsin, şu saatten sonrasına kalamazsın” gibi en basit örnekleriyle sözlü, psikolojik ve ekonomik şiddetin yaşanmadığı ev yok gibiyken kapıları çalıp oy isteyenlerin bu gerçeği politikasına yansıtması ve kadının güçlenmesi önündeki engelleri kaldırmaya yönelmesi gerekir ilkin.

Kadın eşitlik mücadelesini, temel siyasal ve sosyal konulardan biri olarak gören partiler gelecek için umut vaat edebilir. Yeni bir siyasi yaklaşım, yeni bir siyasi akıl ister; yeni şeyler söyleme ve eyleme gayreti. 24 Haziran’a giderken biraz da bu eskisinden farklılaşma ihtimalini izlemek gerek. Kadının siyasete eşit katılımı yönünde atılacak adımları ve cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan diğer sorunlara yaklaşımlarını ölçüp biçmek temel hedefim.

Örneğin şiddet sorunu ve bu soruna ilişkin çözüm önerilerini duymak istiyorum her adayın ve her partinin. Lafta kalan duyarlılıkları, “insanlık suçu” şeklinde dramatize edişleri değil erkek şiddetinin nedenlerine dair tespitleri önemli. Şiddetin eşitsiz güç ilişkisinden kaynaklandığını bilmeli, söylemeli ve eşitliği kuracak önerilerini sunmalılar halka. Somut politik öneriler olmalı. Dünyanın, toplumun, seçmenin yarısını oluşturan kadınların büyük kısmı, yüzde 90’ı aşan oranlardaki büyük kısmı, hayatında en az bir kere şiddet türlerinden birine uğratılmışken kimse dış tehditle vs. oy istemeye kalkışmasın.

Evdeki düşman, kadınlara hayatî tehdit olan yaşamına son veren, hayali düşmanlardan korunmak için kurtarıcı(!) aramıyor, kadınlar. Yaşadığı erkek şiddetinin politik bir eylem olduğunun farkında ve bu politikanın değişmesi için çaba harcıyor, kadınlar. Öyle büyük şehirlerde “entel-dantel işleri, feminist söylemler vs.” şeklinde hafifsenemeyecek kadar kelimenin tam anlamıyla canlı bir sorun ki, her evdeki her kadın farkında bu durumun. Erkek şiddeti kavramını ve erkek şiddetiyle mücadeleyi erkek düşmanlığı zan eden dar görüşlülükten kurtulmasıyla ölçülecek siyasi söylemler.

“Her ay basına yansıyan kadına yönelik şiddet olaylarında davalar, yeni yaşanan olaylar…” ifadesiyle başlıyor, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun Nisan-2018 raporunu sunduğu basın bülteni. Yarısını alıntıladığım bu cümleyle açığa çıkan pek çok eksikliği görebilmeli mesela politikacılar. Kadına yönelik şiddet alanında çalışan –ki çok iyi işler başaran- bir sivil toplum örgütüne, basını takip etse bile kamu kaynaklarından doğrudan bilgi alma hakkı tanınmadığını görmeli. Bu yanlışı düzeltmek yönünde politika geliştirmeliler.

Bilgi edinme hakkının güçlendirilmesi değil tabii tek çözüm. Asıl mesele kamunun elinde verecek bilgisinin olmayışı. Bu ülke insanlarının yarısını tehdit eden hayati bir tehlike var ve kamu kurumları bu hayati tehlikenin sayısal verilerine sahip değil. Ya da elinin altında olan bu verileri bir araya getirecek, veriler doğrultusunda siyasi ve idari düzenlemeler gerçekleştirecek politik akla sahip değil. Bekleyelim vaatler arasında bir siyasi çözüm gelmesini.

Sivil toplum, kadın hareketi kendi imkanlarıyla basından yararlanarak sorunun büyüklüğünü her ay raporlaştırarak kamuoyuna bin bir emekle duyurduğu zaman bile siyasi yelpazenin tüm renkleri hayaya ıslık çalar gibiler. Toplumda şiddete uğratılan kadın, şiddet sorunundan toplumu haberdar eden de kadın ve soruna yönelik çözüm amaçlı politikalar da üreten kadın ama yetmezmiş gibi icraat vaat etmekten bile aciz politik söylemler…

Şiddet türlerinden sadece birinin, fiziksel şiddetin o da şiddete uğratılan kadın öldürüldüğü ya da şiddet, çok ağır işkence boyutuna ulaştığı vakit basına yansıdığını idrak edebilmeli politikacılar. İdrak edebilmeli, siyasi söylemine yansıtabilmeli ve somut çözüm önerilerini –ki hap gibi hazır reçeteleri var kadınların- programına almalı. Bahse konu raporun incelenmesi erkek şiddetinin faili hakkında da yeterince fikir veriyor. 35 yaşındaki akademisyenden 65 yaşındaki çiftçiye kadar geniş yelpazeye yayılmış halde erkek şiddeti. Sosyal statü, eğitim düzeyi, ekonomik güç yönünden birbirinden son derece farklı kişilerin kadına şiddet uyguladığı, şiddetin cinayet boyutuna vardığı zamanlar haberdar olunan bir ülke gerçekliği. Cinayet ve ağır işkenceye ulaşmadan sürüp giden pek çok şiddet türü basına yansımadığı için yok sayılmamalı.

Seçim beyannamelerinde kendini görebilmeli her evdeki, her kadın. “Kredi kartını iptal ederim, annene gidemezsin, burası benim evim senin akrabalarını eve alamazsın, çalışmana izin vermiyorum (kanunen izin yetkisi olmadığı halde), akşama kadar ne iş yapıyorsun, sustur şu çocuğu, şuraya gidemezsin, şu saatten sonrasına kalamazsın” gibi en basit örnekleriyle sözlü, psikolojik ve ekonomik şiddetin yaşanmadığı ev yok gibiyken kapıları çalıp oy isteyenlerin bu gerçeği politikasına yansıtması ve kadının güçlenmesi önündeki engelleri kaldırmaya yönelmesi gerekir ilkin. Sağlık hizmetlerine erişim hakkı açısından kadının önüne çıkarılan ve gerek fiziksel koşullardan gerekse toplumsal zihniyetin çarpıklığından kaynaklanan engeller de ayrı bir şiddet türü olarak görülmeli. Evde doğum yapmaya zorlanması, otuz altı saat sancı çektiği halde doktorların ve ailesinin sezaryene izin vermemesi de kadın bedeni üzerinde uygulanan farklı şiddetlerden.

Kadın hakları alanında çalışanlar değil sadece, sadece feministler değil, oy istedikleri her kadın bu şiddet biçimlerinden en az birini en az bir kere her kadının yaşadığını biliyor. Bir kısmı ilme’l- yakîn, kısm-ı âzâmı ayne’l- yakîn biliyor bunları. Siyasetin bu bilgiye göz yumma hakkı yok. Bir de cinsel şiddet var siyaset tarafından faili meçhul muamelesi gören. İçimizden biri olduğu gerçeğini inkar edebilmek için sapık demeyi seçtikleri cinsel suç faillerini görmezden, bilmezden gelmeyi bırakmalı siyaset. Devasa ekonomik sorunlar, küresel güç oyunları ve silahlanma yarışı, göçler, siyasal şiddet, çatışma ve savaşlar, vergi adaletsizliği, yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar, hak ihlalleri gibi akla gelebilecek tüm toplumsal ve siyasal sorunların her birinin kadınları da erkeklerle aynı ölçüde etkilemesi bir gerçek. Tüm bu sorunlar kadınları da erkekler kadar etkilerken üstüne bir de cinsiyet ayrımcılığı ve eril şiddet yaşıyor kadınlar. Hal böyleyken kadın hakları, kadın eşitlik mücadelesi ve erkek şiddetini tali mesele gibi gören siyasi aklın günümüz dünyasına vereceği bir şey kalmamıştır. Politik akla kadın aklı dahil olmalı ve sadece erkek bakışıyla şekillenen şu yalan dünya yarım akıllı olmaktan çıkmalı artık.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI