Buen camino*

Perşembe, 10 Mayıs, 2018
Otomobil henüz yokken yürüyenler yaşamlarının sadece yüzde 5'ini yola harcarken siz yüzde 20'sini harcıyorsunuz ki bunların içinde otomobil taksiti için çalıştığınız yani hayatınızdan sarf ettiğiniz zamanı saymıyorum ve eğer banka mesai saatleri olmasa bir yere bu kadar hızlı yetişmek zorunda olmadığınızdan rahat rahat gidebilirdiniz.

Galiçya treninde bir adam horluyordu. Günün ortası halbuki ama gündüz neden horlanmasın? Biraz yürümeye gidiyordum Galiçya’ya. 800 kilometre kadar. Hâlâ yenilenmeyen oturma izni yüzündendi bu. Gel de devletlere gıcık olma. Biraz sakinleşip geri dönecektim. -Cenevre’de bir dükkanın kapısına yazmışlardı; “Yüzmeye gittim, döneceğim” diye. Neden bizde dükkanlar sadece cuma kapanır ve bazen de cenaze belki düğün yüzünden? Cennete gitme çabası dışında prangalardan kurtulamamak, ki görünmez bu pranga çok muhtemel epey borçtan, dolayısıyla paradan, sahip olmayı sevmekten, kasa başında çekici göründüğünü düşünmekten ve kasa göbeğin üstünü örttüğünden ve yapabilecek başka bir şey olduğunu bilmemekten filan yapılmış. – Ama öyle az buz bir horlama da değildi. Trenin sesini bastırıyordu ve adam kendisine de büyük kulaklıklar takmıştı. Tecrübeliydi tabii ki.

Jean-Jacques Rousseau’nun anılarına okuyordum, çok bin yıl önce. Paris’ten Napoli’ye gidiyordu. Yürüyerek. Seyahat ediyordu. Bir posta kolisi değildi iki havaalanı arası, bir metal kutunun içine sıkıştırılıp, bağlanıp, en az bir devlete olduğu kadar kendini pilotlara teslim ettiğin, ki sevgilisiyle kavga edip bir dağa çarpabilir mesela, bunu yapan pilot okumuşsunuzdur sanırım, halbuki yürürken en fazla ayağın takılır, sendelersin biraz ya da düşersin, gülerler belki görenler, kendileri de her an düşebileceklerinden, samimi. Barselona’da bir şişman kadın turist, çünkü elinde telefon vardı çektiği fotoğraflara bakıyordu, belki zavallı bir yol tarifi, ama oldukça şişman, tökezledi, iki adım attı, üçüncüde havada yarım bir daire dönerek park etmiş motosikletlerin üzerine düştü. Peş peşe devrilmeye başladı motosikletler, domino taşı gibi, yedi tane, çünkü merak edip saydım ve sekizinci park yeri boştu, yoksa daha uzun sürecekti domino yıkımı. Kadınsa ilk düşen motorun üstünde oturur durumda kaldı ve elinde telefon…

Başka zincirleme yürüme kazası duymamışınızdır bence. Belki yürürken düşüp ölen birkaç kişi vardır, o kadar. Bütün bunlara rağmen kendimizi öldürebilecek bir sürü alet yapmamız çok saçma gelmiyor mu size de? Otomobiller, uçaklar, seri ateş edebilen -istersen tek tek de öldürebilirsin tabii-, tüfengler, soya fasulyesi GDO’lu, televizyon, cep telefonu, devlet başkanı…

Zaman kazanıyoruz diyorsanız yanılıyorsunuz. Otomobil henüz yokken yürüyenler yaşamlarının sadece yüzde 5’ini yola harcarken siz yüzde 20’sini harcıyorsunuz ki bunların içinde otomobil taksiti için çalıştığınız yani hayatınızdan sarf ettiğiniz zamanı saymıyorum ve eğer banka mesai saatleri olmasa bir yere bu kadar hızlı yetişmek zorunda olmadığınızdan rahat rahat gidebilirdiniz. Salına salına yani. Bırakın otomobiller sadece hastalar, engelliler ve yaşlılar için kullanılsın ki böylece ambulanslar yolda kalmaz ve devlet başkanlarının, onlarının cinayet şebekesi kılıklı korumalarının ve güneş gözlüklerinin havaları biter, masrafları da ekmeklerimizden talan edilmez. Petrol savaşları da kullanılması artık hiç gerekmeyecek, hiçbir yere ulaşmayan zavallı jimnastik bisikletlerinin yanına kaldırılır.

Tren son istasyona vardı ve hiç kimse horlayan adamı kaldırmadı…

*İyi yürüyüşler

YAZARIN DİĞER YAZILARI