Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

İyi Parti'nin 'borç silme' önerisi ve sınırları

Salı, 8 Mayıs, 2018
Kısacası, “borç silme” vaadi, mevcut müesses nizama meydan okuyan bir muhalif parti için iyi bir başlangıç noktası olarak görülebilir. Ancak muhalefetin ufku neoliberalizm ile sınırlı olunca, bu gibi önerilerin, geniş toplum kesimlerinin hayatlarını iyileştirici bir etki yapması mümkün değildir.

İyi Parti, yaptığı açıklama ile bankalar tarafından takibe alınmış 4.5 milyon borçlunun borçlarının silinmesini içeren bir öneri sundu. Öneriye göre, kurulacak “Türkiye Dayanışma Fonu” mekanizması ile “bankalarca veya tüketici finansman şirketlerince yasal takibe ya da yakın takibe alınmış olan ve de borçları tahsilat şirketlerine satılmış olan 4,5 milyon vatandaşımızın tüketici kredisi, kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarından doğan borçları” silinecek.

Öneri ile isabetli bir şekilde, özellikle en zor durumda olan kesimlerin, yani “işsiz, emekli ya da asgari ücretle çalışanların” borçlarının tamamının silineceği ilan ediliyor. Bu vesile ile borç yapılandırması ya da daha radikal bir öneri olan borç silme üzerine bir iki hatırlatma yapmak istiyorum.

YOKSULLARIN İÇERİLMESİ

Öncelikle şunu vurgulayayım: Bir ekonomide uzunca bir süredir (i) reel ücretler anlamlı bir şekilde artmıyorsa, (ii) yüksek işsizlik oranı yapısallaşmışsa, (iii) özelleştirmeler nedeniyle kamu hizmetleri pahalılaşıyorsa, borçlanma kişisel bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiştir.

Türkiye’de geliri harcamaları oranında artmayan kesimlerin borçlanabilmesinin koşulları ise 2001 krizi sonrasında hayata geçirilen bankacılık reformu sayesinde olanaklı hale gelmiştir. Bu sayede, ekonomide anlamlı bir reel gelir artışı olmadan da talebi canlı tutmak mümkün olmuştur. İlgili literatürde “özelleştirilmiş Keynescilik” olarak adlandırılan bu uygulama, finansallaşmanın temel özelliklerinden biridir.

Bu köşenin okuyucuları hatırlayacaktır, geçtiğimiz yıl bu zamanlar “En Yoksulların Borçlan(dırıl)ması” başlıklı bir yazı ile bu konuya dikkat çekmiştim. Buna göre 2001 krizi sonrasında yapılan bankacılık reformu sayesinde Türkiye’de 2001-2011 yılı arasında geliri 1000 TL altında olan borçlu sayısı yaklaşık 10 kat artarak 4 milyona yaklaştı. Türkiye’de hane halkı borçlarının neredeyse üçte ikisi ise, geliri 5000 TL altında olanların üzerinde. Yani küçük bir azınlığı çıkarırsak toplumun geniş kesimleri borçlu.

BORÇLANMA DEĞİL BORÇLAN-DIR-MA

Kısacası yaşanan, tutumsuz harcama yapan müsriflerin borçlanması ve sonunda da bunları ödeyememesi değil. İnsanların, reel ücretlerin anlamlı bir şekilde artmadığı ortamda ya geçinebilmek ya da mevcut standartlarını koruyabilmek için borçlandırılmasıdır.

Makro ekonomi politikaları buna göre dizayn edilmiştir. Ayrıca borçlandırılmış bir toplumun “ekonomik istikrar talebinin” artması, iktidar partisinin işine gelmiştir. Bu anlamıyla finansal içerilme, 2000’lerde Türkiye’de uygulanan “neoliberal popülizm” modelinin de en önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır.

İYİ PARTİ’NİN ÖNERİSİ VE SINIRLARI

İyi Parti’nin “borç silme” açıklaması, AKP’nin uyguladığı modelin kalbinde yer alan bir soruna işaret etmesi bakımından, başlangıç olarak yerinde bir öneridir. Ancak ironik olan, geçtiğimiz yıllarda bizzat bu makro ekonomik çerçevenin uygulayıcılarından olan Merkez Bankası eski başkanı Durmuş Yılmaz’ın bu açıklamayı yapıyor olması idi. “Borç silme” önerisine eleştiri, müzmin “mali disiplin” sevdalılarının ısrarla ileri sürdükleri “kaynak nerede” argümanı ile değil, “insanların yeniden bu şekilde borçlandırılmaması için ne öneriyorsunuz” şeklinde olmalı.

Yani “borç silme”, neoliberal makro ekonomik modelin dışına çıkmanın, çalışanların gelirlerini artırıcı ve onları kurumsal ve siyasal olarak güçlendirici bir programın parçası ise anlamlıdır.

Aksi takdirde, ekonomik yapı, gelir dağılımı ve çalışma koşulları değişmediği sürece, borçluların borçlarının silinmesinin iki etkisi olabilir. İlki borçları silindiği için, insanlar yeniden ve daha çok borçlanabilecekler. İkincisi, bankalar, borçların silinmesi nedeniyle “takipteki alacaklar” kaleminden kaynaklanan yükten kurtulmuş olacak.

Kısacası, “borç silme” vaadi, mevcut müesses nizama meydan okuyan bir muhalif parti için iyi bir başlangıç noktası olarak görülebilir. Ancak muhalefetin ufku neoliberalizm ile sınırlı olunca, bu gibi önerilerin, geniş toplum kesimlerinin hayatlarını iyileştirici bir etki yapması mümkün değildir.

Son olarak, eski bir Merkez Bankası başkanı, “borç silme” önerisi yapabiliyorsa, özellikle CHP’deki Hazine kökenli bürokratların önerilerinin ne olacağı, nasıl bir program ile seçmenin karşısına çıkacakları daha büyük merak konusu haline geliyor.


Ümit Akçay kimdir?

Doç. Dr. Ümit Akçay, Berlin School of Economics and Law'da (HWR Berlin) ders vermektedir. Daha önce İstanbul Bilgi Üniversitesi, ODTÜ, Atılım Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Ordu Üniversitesi’nde çalıştı. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı; Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır. Akçay, güncel olarak uluslararası siyasal iktisat, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI