YAZARLAR

Etimolojik tespit: 'Cumhur İttifakı' eşittir 'Millet İttifakı'

Aferin “Millet İttifakı”nı akıl edenlere; özellikle yakın dönemde içimiz dışımız “milli/milliyetçilik” olmuşken nereden çıktı bu ittifak adı? Nasıl bir ad mı bulunmalıydı; tabii ki telaffuz edildiğinde mesela “Demokrasi”, mesela “Adalet”, mesela “Barış” (…) gibi seçmenlerin ufukta görmek istediği içi dolu kavramları seçebilmek çok mu zordu?

Darılmaca yok, söz konusu eşitlik bir vakıa. Hayal gücü bu kadar kısır ve taklitçi olabilir! Açın bakın sözlüğe, “cumhur” ile “millet” birbirine ne kadar da yakın anlamlar taşıyor… Hatta bu çerçevede şu da söylenebilir: “Cumhur” hiç değilse dolaylı yoldan “Cumhuriyet”i çağrıştırdığı için “Millet”e nazaran daha masum! Aferin “Millet İttifakı”nı akıl edenlere; özellikle yakın dönemde içimiz dışımız “milli/milliyetçilik” olmuşken nereden çıktı bu ittifak adı? Nasıl bir ad mı bulunmalıydı; tabii ki telaffuz edildiğinde mesela “Demokrasi”, mesela “Adalet”, mesela “Barış” (…) gibi seçmenlerin ufukta görmek istediği içi dolu kavramları seçebilmek çok mu zordu? Neyse artık olan oldu; “Cumhur” ve “Millet” sandıkta nasıl yarışacak göreceğiz.

Ali Topuz’un (son) yazısının son paragrafını konumuzla yakından ilgili olduğu için bir kez daha okumanızı isterim: “CHP de Saadet Partisi de İyi Parti de “adalet”ten çok dem vuruyor. Selahattin Demirtaş’ın gayri adil duruma hakkında susarak mı yol alacaklar, yoksa seçmeni bu adaletsizliğe karşı etkili bir karar verecek şekilde yönlendirerek mi sonuç almaya çalışacaklar? Kürt Ahmet Arif’in şiirindeki tutsağın dağlarına gelen bahar Yalovalı Muharrem İnce’nin retoriğine süs olarak mı girdi, demokrasinin kar altındaki dağlarına da bahar getirme arzusuyla ezber bozacak bir hamlenin alameti miydi?”

Güncel (ve acil) politik bir soru ancak bu kadar güzel dile getirilebilir… Kendi adıma soruyu şöyle cevaplarım: “‘Süs’ü işaretliyorum, yani kötümserim: ittifakın adı “Milletler İttifakı” (bu ifade de miadını çoktan doldurmuş olsa da) olsa idi ikinci seçeneğini işaretleyebilirdim.”

Selahattin Demirtaş’ın adı geçtiği için gecikmeden şu tespitimi de dile getireyim: “İttifaklar”dan birisinin şu soruyu acilen cevaplaması gerekmiyor mu: Cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığı kabul edilmiş, hüküm giymemiş bir siyasetçinin seçim kampanyasını hücresinde yürüttüğü bir demokrasi var mı dünyada? “Millet” ya da “Cumhur” her ne ise ittifaklardan birisinin bu soruyu cevaplaması gerekiyor. Bu soruyu şöyle de sürdürebiliriz: Diyelim ki Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi çıktı; bu durumda “Külliye” ya da “Çankaya”nın ev sahibi olamayacak mı? “Olur mu böyle şey, Demirtaş seçimi nasıl kazanabilir ki?” demeyin. Diyelim ki Demirtaş muhalif ittifakın içinden kıl payı sıyrıldı ve ikinci tura kaldı; ikinci tur kampanyasını yine hücresinden mi yürütecek! Soruyu uzattım çünkü burada asıl mesele demokrasilerde seçim (hayal de olsa) ihtimallerinin ciddiye alınması gerekliliğidir.

Okurlarım içinden belki bazıları fark etmiştir: Erken seçim sezonunun açılmasından bugüne konuyla ilgili tek bir yazı yayınlamadım. Pek çoğumuz gibi bu derece erkene alınmayacağını düşündüğüm cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tek yazıyı geçen yılın son ayında yayımlamıştım. O gün için benim tahminim şöyleydi: “Bu işin içinden nasıl çıkılacak?” başlıklı bu yazıda “Ortada tek seçenek kalıyor: CHP’nin birinci turda aday göstermeyip Gül’ü desteklemesi. ‘Dalga mı geçiyorsun? Olacak iş mi bu?’ diyenleri duyar gibiyim. Ne yazık ki tek yol bu. Ama bilinmez, CHP belki de kendi adayının ikinci turda öne çıkamayacağını düşünerek böyle ‘tarihi’ bir tercihte bulunabilir. O zaman iş tabii ki kolay: Gül’ün Ak Parti’den devralacağı seçmenler, CHP’nin seçmenleri, HDP’nin seçmenleri ile (herhalde “İYİ” de işe katılarak) bu süreci başarıyla tamamlaması niçin mümkün olmasın?” demiştim. Bana bu satırları yazdıran etkilerden birisi Deniz Baykal’ın Ahmet Hakan’ın CNN’deki programında yaptığı benzer yorumlardı.

Bu yorumum çevremdeki bazı arkadaşlarım tarafından hem yanlış hem de yersiz bulundu. Bu serzenişlere benim cevabım ise “O zaman bu işin içinden nasıl çıkılacağını siz söyleyin” şeklindeydi. Nitekim erken seçim kararının alınmasından sonra girilen süreçte Gül’ün adının uzun süre merkezde kaldığını gözlemledik. Gül’ün ortak adaylığını önerirken tabii ki eski cumhurbaşkanının Çankaya’da geçirdiği yıllardaki suskun ve önüne gelen her yasaya beklemeden imzayı basan tutumunu unutmamıştım. Ama yine de bütün bu olumsuz tutumuna karşın “Bu işin içinden nasıl çıkılacak?” sorusunun cevabının eski cumhurbaşkanının ortak adaylığı seçiminden geçtiğini düşünüyordum. Bu seçeneğin ortadan kalkması ilk adımda –bildiğiniz gibi– Akşener’in cumhurbaşkanı seçilme inadı sonucunda oldu. Bu gelişmelerin üzerine Saray Sözcüsünün ve Genelkurmay Başkanı’nın malum ziyaretleri de eklenince söz konusu senaryo çöpe atıldı. Gül’ün bu ziyarete ilişkin “nezaket ziyaretiydi, tehdit yok” açıklaması ise başlı başına büyük bir skandal niteliğindeydi doğrusu… Düşünebiliyor musunuz, bir dönem öncesinin cumhurbaşkanı “tehdit yok” diyebiliyor. Bu açıklamanın bile tek başına, Gül’ü ortak adaylığa uygun gören –benim gibi!– safların nasıl gaflete düştüklerinin göstermiyor mu?

Şimdi gelelim bugüne: “Millet ittfakı”nın kimlerden oluştuğunu biliyorsunuz; HDP’nin akıldan bile geçmediğini de. Söz konusu ittifakın oluşumunu tasarlayan ve gerçekleştiren de İyi Parti Genel Başkanı’dır. Yani Çiller kabinesinde İçişleri Bakanlığı görevini üstlenen, “Meclis’te PKK’nın barındığı bir gölge var, bunu Meclis’in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz” deyip dediğini de yapan Akşener’dir. Akşener’in bu ve benzer açıklamalarını (“Ermeni dölü” (ve devamla): “Ben Türkiye’de yaşayan Ermenileri değil, genel olarak Ermeni ırkını kastettim”) ya da 90’lı yılların “faili meçhul”lerini, Susurluk’un meçhul olmayan faillerini teker teker hatırlatmaya gerek yok herhalde. Bu sıraladıklarım “geçmişte kaldı” diyorsanız, hiç değilse Akşener’in bayağı yakın bir tarihteki şu açıklamasını unutmayalım: “Ben İçişleri Bakanılığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum bazıları diyor ki sosyal medyada ‘Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlu O’dur diyorlar Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği, beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır; sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.”

Ne dersiniz? Söz konusu ittifaka “Millet İttifakı” adı yakışmıyor mu? Farkındasınızdır muhakkak, “Sivas”tan hiç söz etmiyorum…

Demek ki, birinci tur//ikinci tur hepsinde seçmenlere düşen görev “Demokrasi İttifakı”nı desteklemektir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR