Mutluluk okulu

Pazar, 6 Mayıs, 2018
Bu sabah bir kızgınlık geldi. Yani biriktir biriktir patla. Çok yorucu ve çok saçma. Dün mutluluk kursuna gittim ondan oldu bütün bunlar böyle. Felsefeden aldığımız bilgileri, günlük hayatımızda nasıl kullanabiliriz ki mutlu olalım diyor okul.

Dünyada dolaşmak sadece bir yerleri görmek değildi. Hiç olmadı. Her yer bir şeyler bırakıyordu. Bir gülümseme ya da birden çok, okyanus kokusu filan bazen, çekiç izi yanlış vurulmuş, hâlâ çıkık bir parmak, bir cop çürüğü nedense hiç geçmeyen, bir patlama sesi kulak zarını mekan edinmiş ve ayrıntıların dansı, binlerce galiba hiç saymadım ama koşup geliyorlar hep, derin çizgiler daha çok ve bu yüzden insanlar neden botoks yaptırıyorlar anlamıyorum. Bir de arkadaşlar var gidince orada kaldığını sandığın ama her yere birlikte gidiyorsun ve çok kalabalıksın artık. Olga onlardan biriydi. Melez bir Kolombiyalı. İki kere melez, biraz siyah biraz yerli çekik gözlü. New York’ta yaşıyor artık ve mutsuz galiba. -Kim mutlu bilmiyorum ?- Mutluluk okuluna gidiyor orada ve biz de beraber…

‘Bu sabah bir kızgınlık geldi. Yani biriktir biriktir patla. Çok yorucu ve çok saçma. Dün mutluluk kursuna gittim ondan oldu bütün bunlar böyle. Felsefeden aldığımız bilgileri, günlük hayatımızda nasıl kullanabiliriz ki mutlu olalım diyor okul.’

(Felsefenin Başlangıç ilkelerinde’ okumuştuk bunu. Felsefeyi hayatımızda nasıl kullanırız ?’ diye. Eğitim çalışmasının ilk dersiydi hep. Dört kere gecekonduda briketlerini bizim taşıdığımız, üç kere ormanda, iki kere kiralık sandalda yapmışızdır ve bir sürü kez ceza evinde. Çoğunlukta birinci dersten ileri gitmiyordu ‘Eğitim Çalışması’ zaten. Devrimle bağlantı kuruyorduk biz ve demek ki devrimle mutluluğun bir bağlantısı vardı. Kahvaltı gibi…)

Hoca dedi ki bir adım atmadan önce biraz düşün. Sonra bilge insan ne yapardı de ona göre adım at. Ben de düşündüm.

Bana bilge insan hep ne yapardı diye düşünüp adım atmaktan daral geldi. Yabani olmak istiyorum ama o da yoruyor. Ne yapsak?

Mutluluk kursuna 10 haftadır gidiyorum. Burada çok popüler. Ah ABD…

İşte bu mutluluk kursu sinirimi bozdu, böyle oldu.

İngiltere’de çıkmış bu kurs, hersey bedava

Bayağı insan geliyor. Sonra vegan çorba içiyoruz. Herkes birbirine çok tatlı davranıyor.

Ama hepsinin sorunu aslında bu kapitalist vahşi şehirde çektikleri yalnızlık ve insanlık arzusu… Bir çeşit kurtarılmış bölge gibi okul. Gelen öğrenciler cidden çok tatlı tipler ve hayatın her kesiminden. Çoğu Latin ve siyah. “Sorun siz değilsiniz dışarıdakiler” diye bağırasım geliyor.

Bağırıyım mı ?’

(Duyan olur mu bilmiyorum ki? Galiba bu yüzden insanlar kendilerini neoliberal tapınak, alışveriş merkezlerinin tepelerinden aşağı atıyorlar. Birileri duysun diye..)

‘Barselonalı bir kızla tanıştım kuzeni bir Türkle evlenmiş. Ben de “benim de arkadaşım Barselona’da yaşıyor” dedim. Çoğu yabancı öğrencilerin. Yabancı ama mesela Alman filan yok onlar mutlu bu düzenden. -Gülüyor- Daha çok bizim gibi sıcak kanlı ülkelerin insanları var.’

(Belki de mutluluğa ihtiyaçları yoktur, kalmamıştır ya da unutmuş olabilirler. Çünkü geriye televizyon kalıyor sadece…)

‘Mutluluk dersine gidemedim. Akşam meditasyon yapayım dedim ama yaparken böğürtlen yemeğe daldım dikkatim dağıldı.’

‘Bu ders felsefe prensiplerini pratik bir şekilde hayatımıza yön vermek için nasıl kullanabiliriz üzerine. Aslında güzel bir fikir. Yoksa felsefe öğrendin ama ne işe yarıyor? Öğrenciler azalmış epey.’

( Belki hemen mutlu olmuşlardır ya da okul bir işe yaramıyor diye düşünmeye başladılar. Mutluluk diploması da vermiyorsa eğer.)

‘Socrates metodunu anlatıyor. Soru sor ve dinle.’

Bu günkü çalışma: ‘Dünya şu anda benim için ne ifade ediyor?’

Huzur bir hedef değil. Hemen, şimdi burada. Bu bir başlangıç.

Şu an bizi iç huzurumuzdan ne uzak tutan ne ?

İçimizde bir mutluluk var mı ? Ya da bizi güzelleştirmek için o dışarı mı çıkacak ?

Dışarıdaki çiçeklere bak. Dikkatini orada dinlendir. Dikkat pratiği yapıyoruz böylece.

Hayatınızın huzurlu olması için mutlu ya da mutlu olması için huzurlu olması gerektiğini düşünüyorsanız, bu doğru değil

Yaptığınız her neyse şimdi durdurup, aklınıza yeni bir şey sormalısınız. – Bu bilinç uyandırır – Bunu yapın çünkü hepimiz hayattan daha fazla zevk almak istiyoruz.

Mesela metroya biniyoruz ve kalabalıkta kendi düşüncelerimizde ve hayallerimizde kayboluyoruz. Çevremizdeki dünyadan tamamen habersiziz. Bunun yerine farkına varın ve etrafınızdaki dünyayı gözlemleyin.

Çünkü günlük düşler bizi kendi gerçeğimizden uzaklaştırır.’

Kadın günlük düşlere bir izin vermiyor. Ben de “düş kurmadan nasıl yaratıcı olacağız?” dedim ders karıştı.

Günlük düşlerden çıkmak bizi uyanıklık bilinciyle tanıştırıyor diyor o

Günlük hayatta, mesela geçmişi düşünürken filan, ‘farkında’ olarak düşünmemiz lazım diyor. Çık rüyalardan diyor.

Teorisyenin fıtratına aykırı ama anladım mantığını. “Arada rüya kurmak yerine şu anın farkına varın.Şu anı edinin” diyor.

Şimdi ikinci derse geçtik. Önünüzde kim varsa ya da her neyse ilginizi neye verirseniz, o büyüyecek. Bu büyüyen şey belki nefret olabilir ama aynı zamanda sevgi de olabilir. Sana bağlı.

Bir Fransız adamdan söz ediyor. Jasques Lusseyran. Fransa’nın Nazilere karşı direniş hareketinde mücadele etmiş ve oysa adam kör. Yani kör bir adam direnişte nasıl rol alabilir ki? Fakat direnişte kim yer alsın almasın tespitini en iyi yapan kişi o. Çünkü o rüyalarda değil şu anı yaşıyor.

(Bizde de Eşber abi vardı. Eşber Yağmurdereli)

Onun ‘And There Was Light’ diye bir kitabı var onu tavsiye etti hoca. Nazi kamplarında kalmış ama oradan kurtulan 30 kişiden biri. Çünkü kendine inanmış ve buna odaklanmış.

(Sen benim ‘Sen bir starsın Hacer’ röportajını okusaydın keşke…)

Böyle Olga’nın notları, şimdilik.

Peki sevgili okur, siz ‘mutluluk okulu’na gitmek ister misiniz? Alın size hizmet. Size Yale Üniversitesi‘ninkini veriyim. Yakında daha çok ihtiyacınız olacak gibi geliyor ve Facebook’a “Yale’de felsefe okuyor” da yazabilirsiniz. Eğer bu size mutluluk verecekse…

YAZARIN DİĞER YAZILARI