Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

'Sayın Muharrem İnce, gel bakalım buraya'

Cumartesi, 5 Mayıs, 2018
Kılıçdaroğlu’nun, İnce’yi “çağırma” üslubundan tutun da, İnce’nin ilk cümlelerinin vurgularına kadar her şey, hepsi, ana muhalefet partisinin giderek iktidar partisinin bütün özelliklerini daha da tevarüs ettiğini gösteriyor. Ve bunca beklenen, hakkında türlü spekülasyonlar üretilen adayın ilk konuşmasındaki en büyük vurgu “80 milyonun cumhurbaşkanı olacağım” olunca, çalınan şarkının güftesi bile daha enteresan kalıyor.

“Ve bu sorunları çözmek üzere bir öğretmen inançlı, kararlı, enerjik çabasını harcamak istiyor. Ve, eski bir öğretmen yeni bir politikacı sayın Muharrem İnce, gel bakalım buraya.”

Bu cümleler Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ait. Günlerdir bir tür bahis konusu edilen açıklama sürecini izliyoruz. İsimlerin uçuştuğu, tahminlerin çoğunlukla boşa düştüğü, mikrofon uzatılan neredeyse herkesin “Ben değilim diyemem,” tavırlarıyla konuştuğu, Ankara gazeteciliği denen mefhumun tekrar hatırlandığı bir süreçti. Nihayetinde tehirli de olsa CHP adayını açıkladı. Eski öğretmen, yeni politikacı sayın Muharrem İnce.

Adaylığı hayırlı olsun. Görebildiğim kadarıyla coşkulu konuşan, insanları sahicilik duygusundan yakalamaya çalışan, “halktan” biri, amenna. Ben, adaylığın –o çok beklenmiş adaylığın– ilan edilme ânına dair bir şeyler söylemek istiyorum kavlimce.

Adaylığın açıklandığı videoyu izliyorum. Kılıçdaroğlu yukarıda alıntıladığım cümlelerle davet ediyor İnce’yi. Burada, bu hitapta ve çağırışta bir sorun yok mu? Bence var. Birincisi, yakın zamanda “adayın özellikleri” olarak sayılan neredeyse hiçbir özellik tutmuyor. “Maliye bilecek, kavgacı olmayacak, başarı hikâyesi olacak” denmişti ve adayın iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ni “çıldırtacağı” söylenmişti. Siyasetin dilindeki “ergenlik” artık tespit sınırlarının dışında, orayı geçiyorum. Çatlamak patlamak çıldırtmak ilanihaye. Ama benim sınırlı izleyişimle bile algıladığım, bu özelliklere sahip ve AKP’yi çıldırtacak aday sanki Ali Babacan’dı. Değilmiş, İnce’ymiş meğer.

“Gel bakalım buraya” ile sahneye çağrılan Muharrem İnce yürürken bir şarkı çalıyor. Hanımefendinin kim olduğunu tanıyamadım sesinden ama sözler anlaşılıyor: “Hazır mısınız millet?/ Kalmayacak hiçbir dert/ İktidarı alınca/ Mutluluğunu seyret// Hazırız, bir varız/ Duvarları yıkarız/ Yepyeni bir geleceği/ Hep beraber kurarız”. Şarkı geleneksel motiflerin de olduğu, nakarat kısmında pes tondan koronun da iştirak ettiği, oldukça talihsiz bir şarkı. Hem güfte, hem beste bağlamında. Geçelim, ama konu buraya bağlanacak nihayetinde.

Eski öğretmen yeni politikacı, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı (bu konuda da zihin karmaşası var; aslında adaylık başkanlığa da jenerik adı cumhurbaşkanlığı) sayın Muharrem İnce konuşuyor:

“Sayın genel başkanım, hep söylediniz. Parti başkanından cumhurbaşkanı olmaz. Parti üyesi cumhurbaşkanı olmaz. Bunu hep söylediniz, ben de bu görüşünüze hep katıldım. 24 Haziran’da, Allah’ın izni, milletin isteğiyle cumhurbaşkanı olacağım (Alkışlar).”

Burada biraz duralım. CHP, ana muhalefet partisi olarak, doğal olarak iktidarın karşısında konumluyor kendini. Muhalefet karnesi yahut bunun çetelesi benim işim değil ama sonradan dönüp kendilerini de vuran “dokunulmazlık” meselesini anımsamak sanırım yeterli gürültüde bir örnek. Benim bildiğim muhalefet, kelime anlamından başlayarak, “aleyhte olma, zıtlık, karşıtlık” üzerinden hayat bulan bir şey. Bu, muarızına benzemek demek değil. Muarızına benzemek, muhalifliği kötü bir kopyadan öteye götüremiyor ne yazık ki.

Kılıçdaroğlu’nun, İnce’yi “çağırma” üslubundan tutun da, İnce’nin ilk cümlelerinin vurgularına kadar her şey, hepsi, ana muhalefet partisinin giderek iktidar partisinin bütün özelliklerini daha da tevarüs ettiğini gösteriyor. Ve bunca beklenen, hakkında türlü spekülasyonlar üretilen adayın ilk konuşmasındaki en büyük vurgu “80 milyonun cumhurbaşkanı olacağım” olunca, çalınan şarkının güftesi bile daha enteresan kalıyor.

2011’deki bir meclis konuşmasında Sırrı Süreyya Önder, Muharrem İnce’ye –sonradan “Su gibi aziz ol” ile tatlıya bağlanacak– bir “laf” atıyor. “Sen su bile vermeyen zihniyettensin İnce,” diye. Kanımca, muhalefetin bütün veçhelerinin düşünmesi ve tartışması gereken, sıcak Haziran ayında kimin kime su vermeye gönüllü olacağıdır.

Politika yazmak aşırı sıkıcı bir şey, gerçekten de.

Not: Yazıyı “bağladıktan” hemen sonra 1965 milletvekili genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi adına Can Yücel’in yaptığı radyo propaganda konuşmasına denk geldim. Şol güzellik için buyrunuz: http://www.tustav.org/gorsel-isitsel/can-yucelin-konusmasi-1965/


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI