Aydın Selcen
Aydın Selcen

Seçim sürecinde yine Suriye

Çarşamba, 2 Mayıs, 2018
Erken seçim açıklanırken Suriye’deki gelişmeler de gerekçeler arasında belirtilmişti. Ben de anımsayabildiğim kadarıyla dış politika gelişmelerinin cumhuriyet tarihimizde seçime gerekçe gösterilmesinin ilk olduğuna dikkat çekmiştim. Ancak bu duyuru yapıldıktan bu yana Suriye ve Irak gündemlerinin, önceye kıyasla çok daha düşük profilli götürüldüğü gözlemi sanırım yanlış olmaz. Bu da üzerinde düşünmeye değer.

Suriye’de diplomasi süreci hızlandı. Sahada da yıkım eş oranlı biçimde arttı. Biz yine pergelin sivri ucunu Ankara’ya koyarak bakalım. Üç önemli gelişme var: Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ABD’li mevkidaşı Pompeo’yla görüşmesi, Moskova’da Rusya-İran-Türkiye dışişleri bakanları toplantısı ve ardından Idlip’te Heyet Tahrür Şam’a (HTŞ) Ankara’nın “ya-ya da” uyarısı.

Sahada olanlar ise Fransa’nın Suriye’deki Özel Kuvvetleri’ni takviye etmesi, Suriye ordusunun son ceplerdeki direnişi kırmaya yönelik nihai hamleleri ve değerli araştırmacı gazeteci Ümit Kıvanç’ın kaleminden ayrıntılarını okuyabileceğiniz Idlip’teki suikastler dizisi. Bunlara, Esat üzerlerine yüklendikçe her türden cihatçının TSK denetimindeki Afrin ve Bab ceplerine gidişinin hızlanmasını da ekleyebiliriz.

Elimizde bir de kağıt var, Moskova toplantısının bildirgesi. Bunun sekizinci maddesine yakından bakınız, Ankara’nın kutsal yol kitabını görebilirsiniz. İçinde, “terörizmle mücadele kısvesi altında sahada oldu-bittiler yaratmanın reddi” var, “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü sarsacak bölücü gündemlere kararlılıkla karşı çıkmak” var, “komşu ülkelerin ulusal güvenliği” var.

Yani PYD/YPG “terör örgütüdür” diye IŞİD ve Nusra’nın yanına yazdırılamasa da, TSK’nin Suriye’deki mevcudiyetine meşrutiyet kazandırma adına mümkün olan yazımın sınırlarına varılmış. Bundan sonra her Astana Süreci bildirgesinde ve ileride Cenevre canlanırsa orada da hariciyecinin “bizim paragraf” diyerek, bu yazıma sarılacağını öngörebiliriz. Astana dışında ne kadar tutar, orası meçhul.

Buna karşılık Rusya ve İran da işi tersten bağlamış: Mücadele edilecek terör örgütleri IŞİD ile Nusra ve bunların bağlantılı grupları, ki HTŞ’ye uyarı Ankara’nın harekete geçmek zorunluluğunu gösteriyor. Başka kimlerle mücadele edilecek? BM’nin belirleyeceği örgütlerle. Diğer deyişle Ankara’ya, PYD/YPG’yi BM’den “terör örgütü” diye tescilletme yolu gösterilmiş.

Ayrıca “olabilecek en kapsayıcı” biçimde yani adı konmadan Kürtleri de içerecek bir ulusal diyalogun kolaylaştırılması var. Buna altyapı olarak Soçi gösterilmiş. Yeni anayasa (Kürtlerin talepleri, özyönetim?) ve keza Ankara’nın “Esat gitsin” ısrarını karşılamak üzere yeni seçimlerin BM gözetiminde “hür ve adil biçimde” yapılması da var.

Bu maddelere bakarak diplomatik skor tabelasını kendiniz belirleyebilir, Türkiye ile ortakları Rusya ve İran’ın hangi konularda tam mutabakata varamadığını görebilirsiniz. Ancak Astana Süreci hayatta tutulmuş ve Astana’da sonuç alınmadan Cenevre’ye geçilemeyeceği, özellikle ABD-Fransa-Britanya’nın müşterek harekatından sonra bu üç ülkeye, Astana üçlüsü tarafından anlatılmış da oluyor.

Brüksel’deki NATO bakanlar toplantısı marjında da Çavuşoğlu, Pompeo’yla siftah yaptı. “Menbiç’te Fransa yok” dedi. O ara, ABD Savunma Bakanı Mattis de Fransa’nın Suriye’deki özel kuvvetlerini takviye ettiğini anlatıyor, Fransız uluslararası kanalı TV5Monde kuzey Suriye’de (“Rojava”) Suriye Demokratik Güçleri milislerine eğitim veren askerlerini haberleştiriyordu. Nitekim, Menbiç’te 50 civarında Fransız askeri olduğunu bilahare yerel askeri meclis komutanının ağzından öğrendik, fotoğrafları da gördük.

Çavuşoğlu, Pompeo görüşmesinin ardından “yol haritası uygulanırsa” gibi bir açık kapı bıraktı. Uygulanmazsa, yaptırımı da işaret etti: “Biz Afrin’deki gibi (tek taraflı) müdahale ederiz.” Uygulanacak olası yol haritasının, Menbiç içinde alan paylaşımı, ABD ile ortak devriye ve aynı modelin giderek Fırat’ın doğusuna yayılması olduğunu varsayıyoruz.

Hangi ABD ile işbirliği? Moskova Bildirgesi’nde “terörizmle mücadele kisvesi altında bölücü gündem” izlemekle adını koymadan suçladığımız ABD. Hangi ABD? Kongre’de ülkemize yönelik yaptırımları tezekkür etmeye başlayan ve Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alındığı takdirde F-35 programından çıkarılacağımız uyarısında bulunan ABD. Hangi ABD? Mutabakata vardığımız Tillerson’un yerini Pompeo’ya bıraktığı ABD.

Kaldı geriye Idlip, sekizde kalan gözlem noktalarının geleceği, Suriye ordusunun ilerlemesi, dizi suikastler ve HTŞ’ye “ya dağılın, ya biz dağıtırız” tehdidi ile Afrin ve Bab ceplerine doluşturulan (Astana işbirliği ortaklarımızca katlivacip) cihatçılar. Sonuçta, HTŞ ile Ankara destekliler arasında ateşkes yapıldığı duyuldu. “Dağıtamadık ama bakın pasifize ettik” demiş oluyoruz.

Sözü içinde bulunduğumuz seçim sürecine de bağlayalım. Erken seçim açıklanırken Suriye’deki gelişmeler de gerekçeler arasında belirtilmişti. Ben de anımsayabildiğim kadarıyla dış politika gelişmelerinin cumhuriyet tarihimizde seçime gerekçe gösterilmesinin ilk olduğuna dikkat çekmiştim. Ancak bu duyuru yapıldıktan bu yana Suriye ve Irak gündemlerinin, önceye kıyasla çok daha düşük profilli götürüldüğü gözlemi sanırım yanlış olmaz. Bu da üzerinde düşünmeye değer.

Biz kuzeye bakaduralım ve Vaşington’la konuşup “birlikte hareket edeceğiz”, Moskova’yla konuşup “ABD Suriye’yi (hatta o dolayımla Türkiye’yi) bölmeye çalışıyor” derken, güneyde Hizbullah üzerinden yaklaşan İsrail-İran kıyametinin alametleri çoğaldı. İsrail Başbakanı Netanyahu, sadece kendi Savunma Bakanı’na danışarak savaş ilanı yetkisi aldı. 12 Mayıs’ta İran’la nükleer anlaşmayı çöpe atması beklenen Başkan Trump da Netanyahu’ya tam destek verdi.

Yukarıda çizmeye çalıştığım resme bakarak, beklentileri yapabileceklerimize uyumlu biçimde gerçekçi tutmakta yarar bulunduğunu düşünürüm. Seçim sonrası meclis çoğunluğunun HDP’yi de içeren muhalefette, dışişleri ve savunma konularında tam yetkinin yeni rejim uyarınca cumhurbaşkanında kalacağı bir olasılıkta tarihimizin en gerilimli dönemlerinden birine girmiş olabileceğimizi de kayda geçirmek isterim. Ha mevcut düzen aynen devam ederse? O zaman zaten yandı gülüm keten helva.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI