Üniversiteler neden bölünmemeli?

Salı, 1 Mayıs, 2018
Fakülteler dünyada üniversitenin kendisi olarak, bir bütün olarak vardır. Bölerseniz hem uluslararası tanınmışlık bakımından hem de somut birikimler bakımından bir parçalanmaya sebep olursunuz. Bu fakülteler artık esas üniversiteden farklı bir beyne bağlanacağı için tamamen faklı üniversiteler haline dönüşecektir. Siz, öğrencilerin de hocaların “seçtikleri üniversitede olma” iradesini sormadan ellerinden alamazsınız.

Yine kimsenin fikri alınmaksızın, konunun ne öznelerine ne de uzmanlarına sorulmaksızın, aniden üniversitelerin bölünmesi yönünde bir kısım yasalar çıkarılıyor ve yine bir kısım kötü niyetler bazı bahanelerle yürürlüğe sokulmaya çalışılıyor.

Bilmeyenler adına hızlıca bir özet geçelim ve meselenin halen çözülmediğini, erken seçim hengamesinde gündemde tutulması gerektiğini hatırlatalım: Üniversitelerin bölünmesi ve yerine 20 üniversite kurulmasını öngören Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nda kabul edildi. Bu tasarıya göre; İstanbul, Gazi, İnönü, Anadolu, Selçuk, Erciyes üniversiteleri gibi köklü üniversitelerin bazı fakülteleri ayrılarak başka bir üniversite kurulacak. Örneğin Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İstanbul Üniversitesi’nden ayrılarak İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi bölünerek Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi; Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden ise tıp, diş hekimliği, eczacılık fakülteleri ayrılarak Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi gibi üniversiteler kurulacak.

Bu tasarıya elbette ki hocalardan ve öğrencilerden ağır bir tepki geldi; fakat kafasına koyduğunu halkı görmezden gelerek yapma konusunda pratikli olan iktidar burada da geri adım atmıyor. Hatta, her zamanki gibi bu değişikliğe halkın talebi üzerine gidildiği bahanesine sığınıyor. Onların üniversiteleri bölmekteki gerekçesi “üniversitelerin çok kalabalık olması”. Eğitim-öğretimin niteliğini aşırı önemseyen iktidar(!), bu kalabalık olma hali sebebiyle eğitimin niteliğinin düştüğünü ileri sürüyor.

Bu ülkede gün içerisinde kulağa saçma gelen çok şey duymak mümkün; fakat bu biraz fazlaca kulağa saçma geliyor. Düşünsenize Afyon’da, Isparta’da, Kayseri’de, Konya’da ve ülkenin birçok yerinde halk, üniversiteler çok kalabalık diye yakınıyor, iktidar da derhal harekete geçip iyisi mi üniversiteleri bölelim de bu derde bir çare olalım, zaten nitelik de düşüyor, diye harekete geçiyor. Muhteşem bir duyarlılık doğrusu!

Bu arada değişiklik konusunda, ne hocalara ne öğrencilere bilgi falan da verilmemiş. Neticede büyük duyarlılık sergileniyor, ne gerek var ki! Cerrahpaşa Tıp’ta okuyan bir öğrencinin onca emekle kazandığı, belki yıllarca hayalini kurduğu üniversiteden, ne olacağı/nasıl olacağı belirsiz bir başka üniversiteye aktarılması sebebiyle motivasyonu yerle bir olmuş ne fark eder! Hocalar verdikleri emeklerin bölünerek yok edilmesine karşı çıkmış kaç yazar! İktidara karşı çıkan hoca da öğrenci de olsa olsa teröristtir zaten, susup otursunlar, tez edep adap takınsınlar!

İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı istifa etmiş mesela. Bu ülkede herkes istifa etti, kovuldu, ihraç edildi, küstürüldü, kıstırıldı; ama iktidardan bir tanecik insan gidivermedi. Neyse az kaldı, toptan gidecekler. Konuya dönelim.

Erdoğan’a soruyorlar bu bölünme meselesini; “Tepkilerin tamamı ideolojik” diyor. Bir de işte kalabalıktı, nitelik düşüyordu, diyor. Zaten üniversitelerin ismiyle bölünecek, marka değerinden kaybetmeyecek diyor ve yalnızca İstanbul Cerrahpaşa’dan örnek verip duruyor…

Şimdi insan aptal olsa yine şu sorular gelir aklına:

1- Madem kalabalık üniversiteleri bölüyoruz, niçin sadece 20 tanesi? Diğer kalabalık üniversiteleri niçin bölmüyoruz?

2- Madem ideolojik tepki veriyoruz; İstanbul Üniversitesi’yle Gazi Üniversitesi nasıl aynı şeye karşı çıkabiliyor? Biri sol ideoloji diğeri sağ ideoloji hakimiyetiyle bilinir. Zaten Twitter’a bakıldığında AKP’liler dahil her kesimden insanın ortak şekilde tepki verdiği açık seçik görülüyor, öyleyse bu ideoloji hangi ideoloji?

3- Hadi diyelim Cerrahpaşa İstanbul’dan ayrıldı; İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi oldu ve marka değerinden bir şey kaybetmedi. Kocatepe Üniversitesi’nden ayrılan tıp, eczacılık fakülteleri “Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi” oldu. Hani bunun Kocatepe’si, nerede?

Çocuk mu kandırıyorsunuz? Bizi de böyle basit seviye mantık yürütmek zorunda bırakıp utandırıyorsunuz.

İsimlere takıldık deseniz daha dürüst olur. Zira, Erdoğan, Malatya’daki konuşmasında İnönü Üniversitesi için ““Mevcut üniversitenin, adını anmak istemiyorum, oradaki öğrenci sayısı fazla. Onu ikiye böleceğiz ve Turgut Özal Üniversitesi’ni kuracağız” demişti. İstanbul Üniversitesi’ni bölüp İbn-i Sina Üniversitesi’ne “katacaklardı” da infial olunca vazgeçtiler, şimdi de “Marka değeri yok olmayacak” vs. diyorlar. Gazi Üniversitesi’nin bir kısmı, Hacı Bayram Veli’ye geçecek örneğin, Gazi deyince akla Atatürk geliyor ondan mı acaba? Yoksa durup dururken neden Erzincan Üniversitesi’nin adı Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi olarak değiştirilsin ki… Bence isimlere takılmış olmaları öne sürdükleri sebeplerden daha mantıklı. Ve elbette öğrenciler için travma sebebi…

Kaldı ki, marka değeri yalnızca isimden mi ibaret? Fakülteler dünyada üniversitenin kendisi olarak, bir bütün olarak vardır. Bölerseniz hem uluslararası tanınmışlık bakımından hem de somut birikimler bakımından bir parçalanmaya sebep olursunuz. Bu fakülteler artık esas üniversiteden farklı bir beyne bağlanacağı için tamamen faklı üniversiteler haline dönüşecektir. Siz, öğrencilerin de hocaların “seçtikleri üniversitede olma” iradesini sormadan ellerinden alamazsınız. Bu değişikliğin ancak bölerek yok etmeye yönelik bir hamle olduğu anlamına gelir ki, bence katliamdan farkı yoktur.

Bakın Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, ne güzel söylemiş; “Öncelikle şu gerçek görülmelidir: Yönetilebilir olma zafiyetlerinin nedeni, çalışan ve öğrenci sayısının büyüklüğü değil; liyakatli yönetici yoksunluğu, özerklik eksikliği, katılımcı, modern ve demokratik yönetim anlayışının tesis edilememesi gibi daha temel unsurlardır.” demiş. Ardından “Ayrıca bu üniversitelerimizdeki akademik ve idari personel tarafından, üniversitelerin yaşadığı sorunlar nedeniyle bölünmesi gerektiği yönünde bir ihtiyaç olduğu talebi bugüne kadar hiç gündeme getirilmemiş iken hükümet, bu tasarrufu hangi gerekçeyle kullanmak istediğini dürüstlükle açıklamalıdır” diye de rica etmiş. Olanı biteni tertemiz özetlemiş.

Ülkede eğitim adına yapılacak nice değişiklik var iken, böylesi hiçbir mantığa oturtulamayan değişikliklere gidilmesi hakikaten delilik değil de ne? Üstelik de böyle bir zamanda? Her ne kadar umurlarında olmasa da buradan muktedirlere seslenelim: Rica ederim kendinize gelin, daha işlevsel işlere yönelin, halkın adını böl-parçala mantığınıza alet etmeyin, bizi aptal yerine koymayın ve lütfen yormayın.


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI