Nihayet üç!

Pazar, 29 Nisan, 2018
“Bas Şarkıları 3”, bu yıl yayımlanan albümler arasında en iyilerden biri. Konukları bir yana, Gürol Ağırbaş’ı ayakta alkışlamak gerekiyor: Sadece uzak durulan bir enstrümanı ön plana çıkardığı için değil, müzisyenliğini konuşturduğu için. Babasından aldığı bageti penaya çevirmiş, yanına notaları koymuş, ilerliyor. Yeni kuşakların yaptığı işleri takip etmesi faydalı zira ondan öğrenecekleri çok şey var.

Memleketin en önemli davulcularından biri, Salim Ağırbaş. Batılı anlamda ilk davulculardan. ‘50’li yıllarda, “pop” henüz emekleme aşamasındayken sahnelere adımını atmış, hep orada kalmış. Babası alto saksofoncu İsmail Ağırbaş. Müziği damarlarına zerk eden o belki ama duayeni, döneminin en önemli davulcusu Vasfi Uçaroğlu. İsmet Sıral’la çalıştığı dönemde sürekli Uçaroğlu’nun yanında duran ve provalarını izleyen Ağırbaş, bir gün bir boşlukta davulun başına oturmuş ve harikalar yaratmış. Vasfi Uçaroğlu, o gün zarını onun için atmış. Belki de o günlerden gelen bir ilhamla cazı seçen, bir dönem Avrupa’da dolanan, döndükten sonra ilk bateri okulunu açan Ağırbaş, aynı zamanda bateri metodunun da yazarı. Pek çok davulcuyu yetiştirmiş, Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile sahnelerde çok isme eşlik etmiş, kendi adına çıkarttığı tek 45’lik plakta hünerini göstermiş. Hatta bir dönem, Altan İrtel, Alaattin Dal, Mehmet Tibet gibi isimlerle Devekuşu Kabare oyunlarında da çalmış.

Radyoda kendi adını taşıyan beşlisiyle program yaptığı dönemde yanına aldığı şantöz, sonradan Anadolu-pop akımını başlatacak olan Tülây German. Bu bile büyüklüğünü anlatmaya yeterli ama bu kadar değil: Salim Ağırbaş, müzik dünyasına birbirinden marifetli iki oğul sundu: Birol ve Gürol. Birol’a selam edeyim, bahsi Gürol’a getireyim zira bugünkü yazının konusu, yaptığı son albüm.

Gürol Ağırbaş, babası gibi caz sevdalısı. Stanley Clarke ve Jaco Pastorius, basa gönül düşürmesinde etkili isimler. Enstrümanını eline aldığı andan itibaren onunla bütünleşiyor. Enstrümantist ama her şeyden önce müzisyen. Sanıldığının aksine müzik hayatı bestecilikle başlıyor aslında. 1983 yılında, Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemelerinde yarışan şarkılardan biri onun. Hakan Sıvacı’nın seslendirdiği “Boğaziçi” finale kalmış ancak memleketi temsil hakkını “Opera”ya kaptırmış. Sonrasında bir dönemin şahaneleri Oya – Bora ile yaptığı çalışmalar var. Bası eline aldığında yapmayacağı şey yok. Zülfü Livaneli, Sezen Aksu, Kayahan gibi isimlere sahnede eşlik etti ama Zuhal Olcay’ın “Başucu Şarkıları” albümü için yaptığı düzenlemeler ve Bülent Ortaçgil sahnesindeki varlığı, diğerlerinin arasında sıyrılan işler.

“Bas Şarkıları” adını taşıyan ilk albümü, 1995 tarihli. Bu albümüyle o dönem giderek renklenen piyasada yeni bir hat açmıştı. İkinci albüm, hemen ardından geldi: 1998’de, sürprizleriyle. Arada üç yıl var ama “hemen ardından” lafı buraya oturuyor zira üçüncü albüm, tam yirmi yıl sonra, geçtiğimiz Şubat ayının sonunda yayımlandı! Gürol Ağırbaş bu yirmi yılda hiç durmadı, sahneden sahneye koştu, klasik müzik eserlerini ve film müziklerini doğu sazlarıyla yorumladığı “Köprüler” gibi enteresan projelere imza attı ve nihayet çok zamandır merakla beklediğimiz albümünü dinleyiciye sundu.

Albümün özel tarafı, iki oğulun babayla yan yana gelişi. 1972 tarihli Salim Ağırbaş 45’liği, çıtırtılarıyla albüme konuk olmuş, Gürol ve Birol şarkıyı yıllar sonra tamamlamış. Adı, “Koşan Çocuk”. Babasının izinden giden iki oğulun yılların ardından babalarına koşması gibi algılanabilir bu. Hünerlerini onunla paylaşıyorlar. Şüphesiz göz yaşartıcı bir buluşma.

“Bas Şarkıları”nın üçüncüsü, bir yıldızlar geçidiyle açılıyor: Elif Çağlar Muslu, Birsen Tezer, Ceylan Ertem, Jehan Barbur ve Şevval Sam bir araya gelmiş, “Derun”u seslendirmiş. Sinan Cem Eroğlu da kavalıyla şarkıya çok şey katmış. Albümde pek çok konuk var ama altı satırlık “Derun”, bu isimlerin katılımıyla bir ayine dönüşmüş.

Ceylan Ertem’in seslendirdiği Ömer Hayyam uyarlaması “Renklendi Kokular”, Jehan Barbur’un dokunuşuyla renklenen “Hâl’den Hâle”, Şevval Sam yorumuyla “Plüto” ve Birsen Tezer’in seslendirdiği “Alaturka Bossa”, diğer konuklu şarkılar. Bunları sayarken Hüsnü Arkan’la Birsen Tezer’i yan yana getiren “Sevda Eskisi”ni unutmadım, ayırdım. İkili bugüne dek çok kez bir araya geldi ama bu şarkının yeri ayrı. Albümün can yakan şarkılarından. Bir de sözleri Bülent Ortaçgil’e ait “Yüzsekiz” var –ki Gürol Ağırbaş’ın takipçileri için “yeni” bir şarkı değil: “Bas Şarkıları 2”de farklı bir yorumla yer almıştı. Jehan Barbur dokunuşuyla renklenen bu yorum, bambaşka. Saymazsam olmaz: Akın Eldes, Arıkan Sırakaya, Aydın Karabulut, Derin Bayhan, Emre Tankal ve Tarık Aslan, “Bas Şarkıları 3”ün diğer konukları. Her biri bir şarkıya dokunmuş, güzelleştirmiş. Şüphesiz asıl kahraman, Gürol Ağırbaş. Olmasaydı, bu kadar insan yan yana gelemezdi.

Bir de sürprizi var albümün: Gürol Ağırbaş’ın sesinden bir şarkı! Annesinin isteğini kırmamış, “Dilemma”yı söylemiş. Başka bir deneyim! Bir de “İlayda Şarkısı” var. Tadından yenmiyor, öyle güzel. Gürol Ağırbaş belli ki kalbini taşımış şarkıya.

“Bas Şarkıları 3”, bu yıl yayımlanan albümler arasında en iyilerden biri. Konukları bir yana, Gürol Ağırbaş’ı ayakta alkışlamak gerekiyor: Sadece uzak durulan bir enstrümanı ön plana çıkardığı için değil, müzisyenliğini konuşturduğu için. Babasından aldığı bageti penaya çevirmiş, yanına notaları koymuş, ilerliyor. Yeni kuşakların yaptığı işleri takip etmesi faydalı zira ondan öğrenecekleri çok şey var.

Yazıyı bir temenniyle noktalayayım: Umarım bir sonraki albüm yirmi yıl sonra gelmez, yeni Gürol Ağırbaş işlerine tez zamanda kavuşuruz.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI