Ülkü Doğanay
Ülkü Doğanay

CHP için seçimi kazanma kılavuzu

Pazartesi, 23 Nisan, 2018
CHP'nin bu seçimleri kazanması Hayır bloğunu bir kez daha mobilize edebilmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle, CHP'nin ne vaat ettiği kimi aday çıkardığından çok daha önemli.

Bir anamuhalefet partisi olarak CHP’nin AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısındaki en büyük zaafı, oyunu neredeyse her zaman rakiplerinin kurmasına izin vermesi; üstelik bununla da kalmıyor, oyunun en hevesli aktörü olarak bir adım öne çıkıyor. Bu “hodri meydancı” tutumun örnekleri çok. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına verdiği destekle HDP’nin 11 milletvekilinin -en sonuncusu polise hakaret gibi bir suçtan olmak üzere- vekilliklerinin düşürülmesi ve eş genel başkanlar dâhil ondan fazla milletvekilinin tutuklanmasına yol açan süreçteki rolü yalnızca bunlardan birisi. Afrin operasyonu gibi en kritik anlarda AKP’nin gerilim ve çatışma üzerine kurduğu siyaset anlayışında bir kırılma oluşturabilecekken, operasyona açık destek vermekle kalmayıp daha fazlasını istemesi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Kuşkusuz, CHP’nin bu tavrının bugün savaş karşıtı muhalefetin böylesine marjinalleştirilip baskıya uğramasında payı var. Nihayet, OHAL’in kaldırılması için 81 ilde yaptığı oturma eyleminin üzerinden 48 saat geçmeden erken seçim kararı alındığında, “OHAL’de ne seçimi?” ya da “henüz uyum yasaları bile yapılmamışken bu ne acele?” diyeceğine hodri meydancı bir dayılanma içine girerek CHP bir kez daha başkasının oyununda figüran rolüne razı geldi. Oysa, Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşü, CHP’yi desteklesin desteklemesin, AKP’nin baskıcı uygulamalarından, OHAL’den ve hak ihlallerinden bezmiş olan seçmenin içinde bir umut ışığı yakmıştı. CHP nihayet oyuna giren değil, oyun kurmaya aday bir siyaset geliştirebilecek gibi duruyordu. Olmadı.

Erken seçim kararı meclisten apar topar, CHP’nin de oylarıyla geçti. Şimdi kritik soru, CHP oyunu kimin kurallarıyla oynayacak? Şimdiye dek birçok kereler kanıtladığı gibi eline tutuşturulan senaryodaki rolü ezber etmekle mi geçiştirecek günlerini? Yoksa AKP’yi alelacele seçime gitmeye zorlayan krizi değerlendirebilecek mi? Burada krizle kastettiğim ekonominin baş aşağıya gidiyor olmasından ötede bir şey… Bir demokrasi krizi. Bu seçimin getireceği sistemin, Türkiye’de demokrasinin son nüvelerini de ortadan kaldıracak olması. İşte bu nedenle, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağının pek de önemi yok. Kaldı ki, bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde bugün MHP milletvekili olan ve 24 Haziran’da Erdoğan’a oy vereceğini açıklayan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermiş olması, bu konudaki sicilini epeyce karanlık hale getiriyor.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, CHP’nin bu seçimleri kazanmasının, hayır bloğunu bir kez daha mobilize edebilmesiyle mümkün olacağını düşünüyorum. Bu nedenle, önemli olan CHP’nin kimi aday çıkardığından çok çıkacak adayın ne vaat ettiği. Elbette, CHP’nin adayının haktan hukuktan anlayan, sözüne güvenilir, saygın birisi olması gibi birtakım asgari kriterlerden söz edilebilir. Ancak bunun ötesinde, CHP bu seçimde başarılı olmak istiyorsa, öncelikle aslı varken taklidine kimsenin oy vermeyeceği gerçeğini kabullenerek yola çıkmalı. Ardından, temel vaadi ölü doğmaya mahkûm olan bu “Türk tipi başkanlık” sistemini kaldırıp parlamenter rejimi yeniden kurmak, demokrasiyi yeniden inşa etmek olan bir kampanya ile hayır bloğuna seslenebilmeli. Cumhurbaşkanı adayı, açıkça anayasa değişikliğiyle cumhurbaşkanına verilen ve güçler ayrılığı ilkesini yerle bir eden bu aşırı yetki alanını yalnızca ve yalnızca parlamenter sistemi yeniden inşa etmek ve demokratik reformları gerçekleştirmek adına, geçici bir süre için kullanacağını ve bunu yaparken de demokratik teamüllere uygun davranacağını, farklı toplum kesimleriyle diyaloğu sürdüreceğini beyan ederek yola koyulmalı. CHP’nin vaatleri de demokrasi, diyalog ve toplumsal barış odaklı bir perspektifte sadeleştirilmeli. OHAL’in kaldırılması, OHAL mağduriyetlerinin giderilmesi, ifade ve basın özgürlüğünün güvence altına alınması, yolsuzluklarla etkin mücadele gibi mevcut gidişattan şikâyetçi olan herkesin üzerinde ortaklaşabileceği vaatlerle yola çıkılmalı.

Bunun ötesinde, CHP’nin kampanyasında yeni bir dil kullanması önemli. Bir yandan demokrasi vaat ederken, bir yandan 2015 seçimlerinde olduğu gibi liderin seçmene “ben sizin için neyin iyi olduğunu biliyorum”, “sizi bunlardan ben kurtaracağım”, “birlikte başaracağız, siz sandığa gidip oy vereceksiniz, ben sizin için şunları şunları yapacağım” benzeri sözlerle seslenmesi, ne yazık ki seçmene yukarıdan bakan ve onu araçlaştıran bir siyaset anlayışını yansıtıyor. Erdoğan “ben” derken seçmenin kendisiyle özdeşleşmesine olanak sağlayan bir dil kullanıyor. Oysa Erdoğan’ın “ben dili” karşısında “biz” dilini kullanmaya çalışan Kılıçdaroğlu, oyunu yine onun kurallarıyla oynayıp Erdoğan’ın karizması karşısına kendi karizmasını koymaya çalıştığı için inandırıcılığını yitiriyor. Kılıçdaroğlu’nun “biz birlikte başaracağız” cümlelerindeki “biz”in eğreti durmaması ve seçmende bir karşılık bulması için ardında yatan zihniyetin de dönüştürülmesi gerekiyor. Başka bir deyişle, CHP, seçmenle arasına koyduğu mesafeyi mutlak bir şekilde kapatacak bir seçim stratejisi benimsemek zorunda. Bunun basit bir örneği, gençleri siyasete çağırırken onlara sandık başında nöbet tutmaktan başka roller de biçmek olabilir. 2014 ve 2015’teki seçimlerde olduğu gibi kadınları geleneksel ev içi rollerle özdeşleştirip evdeki gibi siyasette de temizlik yapmaya çağırmak yerine eril siyasetin yıkıcılığı karşısında siyasete barış, uzlaşma ve birlikte yapmaya öncelik veren bir kadın perspektifi getirmeyi vaat etmek olabilir.

Bizlerin kutuplaşmaya, bizim adımıza karar alacak karizmaların peşinden sürüklenmeye değil, ümit etmeye, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için birlikte çalışmaya, bu ülkede bir arada, uyum içinde yaşamanın yollarını birlikte inşa etmeye ihtiyacımız var. CHP, hayır bloğunun ortak noktasını demokrasi talebinde bulabilir. Yeter ki nereye bakacağını bilsin.


Ülkü Doğanay kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.

YAZARIN DİĞER YAZILARI