Baskın, her zaman basanın olmayabilir

Cumartesi, 21 Nisan, 2018
Erdoğan’ın hırsını ve nefsini durdurmanın yegane yolu demokrasi ve eşitlik özlemiyle kavrulanların kendi hırslarını ve nefislerini dizginleyerek ortaklaşmasından geçiyor. Siyasette bu ne kadar mümkündür bilinmez ama denemeye değer.

Bir yangın var ve her yangında olduğu gibi ilk kurtarılacaklar belli. Belli de herkesin kendi öncelikleri, kendince belirledikleri farklı. Yangını söndürmeye değil yangından mal kaçırmaya koşuşturan oportünist muhafazakar politikanın kurtarmak istediği belli ki sadece kendi iktidarı. Parti, dava, yerli ve milli, devletin bekası… Hepsi goy goydan ibaret. Her biri ve daha niceleri Erdoğan ve ailesinin, yakın çevredeki o ilk halkanın ikbaline hâdim.

Ekonomi çökmeden bir seçim daha kazanıp, tahayyül edilen şu abuk sabuk hükümet sistemini resmiyete kavuşturarak kalıcı hale getirme hevesiyle alındı, 24 Haziran seçim kararı. Muradına ererse bundan sonraki seçimler için pek fazla konuşacak meselemiz olmaz. Yönetimde istikrar aldatmacası, kendisinin ve ailesinin kalıcı iktidarını ifade ettiğinden, sonraki seçimler bilinen Ortadoğu demokrasileri gibi yüzde 150 başarı oranıyla kazanılmış ilan edilir. Artık kızını, oğlunu perdenin arkasından önüne mi geçirir yoksa damatlara mı tam yol mu verir, kendi bileceği iş olur, keyfinin kahyası kalmaz. Zira 16 Nisan’da kıl payı ve şaibeli kazandığı anayasa değişiklik referandumuyla tasarlanan hükümet sistemi, böyle kapılar açacak şekilde kurgulanmıştı.

“Türk usulü başkanlık sistemi” değil “Erdoğan usulü” ve usulsüzlüğün sistematize edildiği hükümet sistemi, isme dayalı ihale ilanına çıkmak gibi. Sadece kendisinin karakteri, beklentileri, hırsı, nefsi, yönetme tarzı doğrultusunda şekillendi. Hani 82 Anayasası’nda, vatana ihanet suçunun tanımlanmayışına ilişkin sohbetlerde Kenan Evren kast edilerek “Paşaya böyle bir suç isnat edecek halimiz yok” denildiği rivayet edilir ya onun gibi. Sadece Erdoğan’ın böylesi bir başkanlık seçimini kazanabileceği peşin hükmüyle başkanın yetkilerini denetleyecek, kısıtlayacak denge unsurları tesisini, kendileri için hadsizlik saymış olmalılar. Beş yıllığına anahtar teslim ülke tapusu verilince sonrası, sonrasız diyorduk zaten ve geldi çattı işte.

Şimdi, sözün tam burasında pek çok kişi, vaktiyle AK Parti’yi ve Erdoğan’ı destekleyenlere, tabii bana da hayli kızarlar, biliyorum. Ancak insaf ile düşünüldüğünde Erdoğan öncesinin de bugünlerden farklı olmadığı hatırlanır. Ulusçuluk dayatmasıyla kimliksiz ve kişiliksiz vatandaş yaratan ceberut devlet vardı, öncesinde. O zaman zorba devlet politikalarına itirazın adıydı Erdoğan. Reddedilen, yok sayılan, yok edilmek istenen kimliklerin, siyasal sisteme entegrasyonunun aracıydı. O nedenle sadece aşırı baskıyla sindirilmiş İslamî kesim değil aynı zamanda kimliği yok sayılan Kürtler ve yönetimin demokrasi, eşitlik, adalet çizgisine yerleşmesini isteyen özgürlükçüler de katkı vermişti iktidarına. O zaman olması gereken buydu. Şimdi ise kendinden önceki devlet politikalarının temsilcisi olmuş, hak ve adaleti yok eden Erdoğan’a dur deme zamanı. Kimliksel ve kategorik karşıtlıkla değil aradan geçen on beş yılda başlangıç çizgisinin çok uzağına savrulduğu için AKP ve Erdoğan iktidarına son vermek gerek. Yaşanan bu süreçten edinilmiş kazanımlar yardımıyla mümkün bu da.

Boşa geçmedi AK Partili yıllar. Kimliklerin inkar edildiği uzun süreç sonrası yaşanan kimlik siyaseti yılları, her ikisinin de yanlış yönlerini yaşayarak tecrübe etmemizi sağladı. Aynı zamanda dışlanmış kesimler siyasal alana entegre oldu. HDP’den ihraç edilen vekil sayısı, seçim tarihinin ilan edildiği gün Selma Irmak ve Osman Baydemir ile birlikte 11’e yükselse de artık Kürt siyasetini bu ülke siyasetinin dışına itmeye kimsenin gücü yetmez. Kürt kimliğiyle siyaset yapma hakkı baskılar, hapisler, ihraçlarla yok edilemeyecek bir realite olarak politik atmosferin, hayati tabakası. İslamî kesimin kazanılmış haklarını koruyarak, Alevi yurttaşların bir türlü gerçekleştirilemeyen haklı taleplerini, azınlık statüsündeki yurttaşlarımızın eşit haklara kavuşmasını sağlayacak yeni bir politik akıl üretme becerisini sergileyecek potansiyele sahibiz.

Bu kazanımları işlevselleştirerek önümüze bakarsak sadece altmış gün bile demokrasi ittifakı için yeterli olabilir. Faydacı muhafazakar politikanın karşısına ilkesel ittifakla çıkılabilir. Kısa vadede faydacı politikalar kazanmış olabilir. Ancak uzun vadede illa ki ilke, faydaya galebe edecektir. Sadece AKP’nin değil ondan önceki siyasi tarihimizin büyük ölçüde oportünist politikalar ürettiğini hatırlarsak artık demokratik ilkelerde uzlaşan özgürlükçü yönetim anlayışını yerleştirecek şimdiye kadar görülmemiş yeni bir ittifak modelinin vakti geldi diyebiliriz. Sadece cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimiyle sınırlı kalmayıp, seçim sonrası başlayacak olan ucube hükümet sistemini, tarihe gömecek demokratik ittifak için aslında şartlar hayli elverişli. Önceliği bu garabet sistemden kurtulmaya verecek ilkesel yöntemler geliştirmek için Cumhur İttifakı’nın dışında kalan her partinin ve sivil toplumun dayanışması yeterli olur. Erdoğan’ın hırsını ve nefsini durdurmanın yegane yolu demokrasi ve eşitlik özlemiyle kavrulanların kendi hırslarını ve nefislerini dizginleyerek ortaklaşmasından geçiyor. Siyasette bu ne kadar mümkündür bilinmez ama denemeye değer. Başarıldığı takdirde Erdoğan, aşeren hamile kadın gibi rüyasındaki o şahane meyveyi tam ağzına götürecekken uyanmış olur. Bu ülkenin özgürlükçü kesimi içinse kabus bitmeye, tan ağarmaya başlar.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI